23 Mar

İstanbul’da hayvan koruma gönüllülerinin yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri

İstanbul halkının yüzyıllardır sokakta yaşayan ve artık birer kent sakini olan kedi ve köpekler ile bir ortak yaşam kültürü var. Osmanlı döneminde hayvanlar için sokakta yemek satıldığını, hayırseverler aracılığıyla hayvanların yaşamlarının sokakta desteklendiğini biliyoruz. Halkın köpekler ile bir yaşam kültürüne sahip olduğu İstanbul’da bu birlikte yaşam kültürüne yapılan en büyük saldırı, devlet eliyle 1910 yılında gerçekleşti. 1910 Hayırsız Ada Katliamı’nda İstanbul’da yaşayan 80 bin köpek toplandı ve sonradan Hayırsız Ada olarak anılacak olan Sivriada’da ölüme terk edildi. Bu olay İstanbul köpeklerinin yaşayacağı son katliam olmayacaktı. İstanbul’un sokaklarında yaşayan köpeklere yönelik tecrit ve sürgün politikaları günümüze kadar devam etti.

Türkiye’de 2004 yılından önce hayvanların haklarını korumaya yönelik bir hukuki düzenleme bulunmamaktaydı. 2004’ten önce yerel yönetimlerin oluşturduğu “itlaf ekipleri”nin sokakta yaşayan hayvanları toplayıp öldürdüğü saklanmayan bir gerçekti. Sokakta zehirlenmiş, can çekişen hayvanlar ile karşılaştığımız, belediyelerin halka hayvan öldürmek için mermi dağıttığı, öldürülen hayvan başına teşvik parası ödendiği dönemlerden sonra, 2004 yılında “Hayvanları Koruma Kanunu” yürürlüğe girdi. Kanun, öldürmeleri yasaklarken yerel yönetimlere de hayvanların yaşamlarını korumak için bazı görevler veriyordu. Kanunun 6. maddesine göre belediyeler sokaktan aldıkları hayvanların tedavilerini ve kısırlaştırmalarını yapıp, hayvanları aldıkları bölgeye geri bırakmalıydı. 6. madde yıllar içinde defalarca kere delinmeye çalışıldı, hayvan hakkı savunucularının çabaları sonucu 2021 Temmuz’unda yapılan kanun değişikliğinde 6. madde bu haliyle korundu. Ancak belediyeler bu görevlerini yerine getirmedi aksine hayvanları dağ başlarına, yol kenarlarına ve çöplüklere attılar, bakımevlerinin içinde öldürmeye devam ettiler, çoğu belediye hala bu katliamlara devam ediyor.

Hayvanlar devlet kurumları aracılığı ile öldürülmeye devam ederken hayvan düşmanı söylemlerin de yıllar içerisinde sistematik olarak arttığını, toplumun medya aracılığı ile kışkırtıldığını gördük. Özellikle son dönemlerde “başıboş köpek sorunu” denilerek sokakta yaşam mücadelesi veren hayvanların toplatılması ya da zehirlenmesi yönünde çağrılar yapan sosyal medya hesaplarının ve medya kuruluşlarının bu çağrıları hayvanlara zulüm ve ölüm olarak geri dönüyor. Yaşanan köpek saldırıları sonrası hassaslaşan insanların provoke edilmesi ile düşmanlaştırılan köpekler yok edilmek isteniyor. Oysa sorunun gerçek kaynağı bu hayvanlar değil bu hayvanlar ile ilgili sorumluluklarını yıllardır yerine getirmeyen kamu kurumlarıdır. Bu yüzden tepki verirken hedefimizin hayatta kalmaya çalışan hayvanlar değil bu kurumlar olması gerektiğini hatırlatmak isteriz.

Sadece sokakta yaşayan hayvanlar değil bu hayvanların haklarını savunan yada hayvanları koruyan kişiler de hemen hedef tahtası haline gelebiliyor. Kendi emekleri ile, yaşamlarından tavizler vererek, maddi, manevi olarak yıpranarak belediyenin yerine getirmediği görevlerini üstlenmeye çalışan hayvanseverlere yapılan bu muamele kabul edilemez. Sokakta, ormanda, bakımevlerinde, çöplüklerde, otoban kenarlarında şiddete açık bir şekilde yaşayan hayvanları korumaya çalışan, bunu yaparken de kendileri şiddete açık hale gelen bu insanların yaşadıkları ve verdikleri emek görünmez olmamalı. 

Hayvan koruma gönüllülerinin “deli”, “evde kalmış”, “itperest”, “köpektapar” gibi yaftalarla sürekli sosyal medyada hedef gösterilmeleri; zaten sahada çok yorulmuş olan, yıllardır hayvan istemeyenler ile mücadele etmek zorunda kalan ve bu sebeple psikolojik olarak yıpranmış hayvan koruma gönüllülerini daha da kızgın bir hale getiriyor. Oysa bu sorunların çözümü ne hayvanları yok etmekten ne de toplumu kutuplaştırmaktan geçiyor. Çözüm ancak sorunun temellerini ve neler yapılabileceğini konuşmak ile sağlanabilir. Bu yüzden bu çalışmamızın çözüm için fayda sağlamasını umuyoruz.

Bu çalışma İstanbul’un her bölgesinden, toplam 50 hayvan koruma gönüllüsü ve 3 hayvan bakımevi veterineri ile yaptığımız birebir görüşmeler sonunda elde ettiğimiz bilgileri içeriyor. Bu çalışmanın İstanbul’da sokakta yaşayan hayvanların ve hayvan koruma gönüllülerinin yaşadığı sorunlara ve bakımevlerindeki problemlere dikkat çekmesini, çözüm önerilerinin özellikle yerel yönetimlere yol gösterici olmasını umuyoruz.

Gönüllüler ile görüşmenin kısa özeti ise şöyle;

Gönüllülere besleme yaptıkları bölgedeki hayvan sayısını sorduğumuzda en az 10 kedi, 1 köpek en fazla 3000’e yakın köpek cevabını aldık. Arada bu kadar büyük bir rakam farkı olmasının sebebi bir gönüllünün sadece sokağında yaşayan hayvanlar ile ilgilenmesi, diğer gönüllünün ise ormanlarda besleme yapması. Orman beslemesi yapan gönüllüler avcılar tarafından vurulan hayvanlar bulduklarını, her gittiklerinde farklı köpeklerin özellikle yasaklı ırkların ormana atıldığını, bölge halkının hayvanların durumları ile ilgilenmediklerini belirtiyor. Orman beslemesi yapan gönüllüler başka gönüllüler ile koordineli bir şekilde ormanlardaki binlerce hayvanı yaşatmaya çalışıyor.

Gönüllülerin 35’i belediyelerden destek aldıklarını, 13’ü eski deneyimleri sebebi ile belediyelere güvenmediklerini bu yüzden belediyeden destek almadıklarını, 2 kişi ise belediyeden hiç destek almadığını belirtti. Destek alan 35 gönüllünün hepsi kısırlaştırma konusunda destek aldıklarını, %14.3’ü mama, %5.7’si mama ve su kabı ile kulübe, %25.8 tedavi, %17.2’si ise aşı için destek aldığını belirtti.

Gönüllülere “Bakımevlerinde gördükleri en büyük problemler nedir?”  diye sorduk. 

Bu soruya 45 kişi yanıt verdi. 5 kişi psikolojik olarak çok yıpratıcı olduğu için bakımevi ziyareti yapmadığını söyledi. Gönüllülerin %53,3’ü ekipman eksikliği,  %51’i  hayvan sayısının çok fazla olması, %40’ı veteriner hekim eksikliği, %24,4’ü hekimlerin gönüllülere karşı olan kötü tutumu, %35.2’si hijyen eksikliğine bağlı viral hastalıkların yayılması cevaplarını verdi.  Diğer cevaplar ise; “büyük-küçük, hasta-sağlıklı hayvanların aynı bölmede tutulması, gönüllü ile çalışmamaları, düzgün kayıt tutulmaması, sevgisiz ve ilgisiz çalışanlar” oldu.

Gönüllülere “Sokakta yaşayan hayvanlarda en sık gördüğünüz sağlık problemleri nedir?” diye sorduk. Gönüllülerin %61,72’si üst solunum yolu enfeksiyonu, %25.5’i fib, %14,9’u uyuz, %19’u köpeklerde viral (gençlik ve parvovirüs), %31.9’u kazalara bağlı yaralanmalar dedi. Verilen diğer cevaplar ise şöyle; parazit, kedi gribi, ağız ve diş yarası, popülasyonun fazla olduğu yerlerde kavgalara bağlı yaralanmalar.

Gönüllülere “Besleme yaparken karşılaştığınız en büyük problemler neler?” diye sorduk.

Gönüllülerin %76.1’i hayvan beslenmesini istemeyen insanlar, %58.7’si mama alamama, %41,3’i mama ve  su kaplarının atılması, %15,2 kulübelerin kırılması, %8,7’si yanlış beslemeler yüzünden yaşanan temizlik ve sağlık sorunları dedi. Verilen diğer cevaplar ise şöyle; Popülasyon fazlalığı, çocukların yavru hayvanları bilinmeze götürmesi, gönüllü sayısının az olması, çevreden gelen tehditler.

Gönüllülerin besleme yapılırken çevredeki insanlardan en fazla aldıkları tepkiler ise şöyle;

-Buraya mama koyma,

-Hayvanları buraya alıştırma,

-Pisletiyorlar burada besleme,

-Zehirlerim hepsini,

-Bunları besleyeceğine çocuklara yardım et,

-Besleyecek insan kalmadı da bunları mı besliyorsun,

-Hastalık bulaştıracaklar,

-Sokakta hayvan istemiyoruz, çok istiyorsan al evinde bak,

-Hayvanlarla kafayı bozmuşsun.

Gönüllülere “Sokakta yaşayan hayvanların sorunlarını azaltmak, hayvan insan çatışmasını azaltmak için neler yapılmalı?” diye sorduk. En fazla verilen iki cevap “kısırlaştırma ile hayvan sayısının kontrol edilmesi” ve “özellikle çocuklara yönelik hayvan hakları ile ilgili  eğitimler yapılması” oldu, verilen tüm cevaplar ise şöyle;

-Kurumlar gönüllüler ile koordineli çalışmalı,

-Daha fazla ödenek ayrılmalı,

-Atık yemeklerden mama üretilmeli,

-Okul müfredatlarına hayvan hakkı ile ilgili ders eklenmeli,

-Kamu spotları hazırlanmalı,

-Halkı bilgilendirici içeriklerin şehirdeki bilboardlara asılması,

-Gönüllüler ile birlikte belirlenen noktalara besleme odakları yapılmalı,

-Kamu kurumları sorumluluklarını yerine getirmeli,

-Hayvana yönelik şiddet fiillerine caydırıcı cezalar verilmeli,

-Öncelikle hayvan düşmanı devlet politikaları değişmeli.

Gönüllülere “Yerel yönetimlerden neler talep ediyorsunuz?” diye sorduk. Gönüllülerin en fazla verdiği 3 cevap, “cerrahi prensiplere uyarak kısırlaştırma yapılması, gönüllü ile koordineli çalışması, belediye logosu taşıyan mama ve kulübelerin gönüllüler ile uygun yerlere yerleştirilmesi” oldu. Verilen diğer cevaplar ise şöyle;

-Çocuklara yönelik eğitimler düzenlenmesi,

-Tüm tedavilerin yapılabileceği, eksik ekipmanın olmadığı, yeterli veterinerlerin istihdam edildiği tedavi merkezleri oluşturması var olanların eksikliklerini giderilmesi,

-Mama desteği sağlamaları, bunun için daha önce örneklerini de gördüğümüz atık yemeklerden mama üretecek tesislerin kurulması,

-Reklam panolarından bilgilendirici ve yasal uyarıların olduğu içeriklerin paylaşılması,

-Bakımevlerinde düzenli olarak çocuklar için etkinlikler yapılması,

-Kazaların çok yaşandığı yerlere kasislerin yapılması,

-Hayvan bakan esnaf ve gönüllülerin desteklenmesi,

-Belediyede çalışan veterinerler ve diğer görevlilerin gönüllü olarak barınakta çalışmak isteyen, hayvan seven kişilerden seçilmesi,

-Hayvanlara nasıl yaklaşılacağı ile ilgili çocuklara yönelik bilgilendirici içeriklerin (kartlar, oyunlar…)  hazırlanması,

-Cami imamlarına, öğretmenlere, muhtarlara eğitimler verilmesi,

-Kent Konseylerinin etkin çalışması,

-Yerel yönetimlerin tüm çalışanlarına eğitimler vermesi,

-Belediyenin ruhsat verdiği mekanlarda çalışan kişilere eğitim verilmesi.

Bakımevinde çalışan 3 veteriner ile yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuçlar ise şöyle; Veterinerlere yaşadıkları sorunları sorduk. Bakımevinin içinde yeterli alan ve çalışan olmadığını, ödeneklerin yetersiz olduğunu, bazı bakımevlerinde gelen ziyaretçiler ile veterinerlerin ilgilenmek zorunda kaldığını bu yüzden tedaviler ile ilgilenemediklerini, yetişemedikleri yerlerde ise hayvanseverler ile sorunlar yaşadıklarını, bazı hayvanseverlerin çok tepkisel yaklaşabildiğini belirttiler.

Veterinerlere çözüm olarak ne önerdiklerini sorduk. Veterinerler öncelikle üretimin bitmesi gerektiğini belirtti. Bu soruna duygusal yaklaşmamak gerektiğini, problemin hepimize ait olduğunun farkında olup sakin kalmanın önemli olduğunu vurguladılar. Veterinerler gönüllü ile koordineli çalışarak sorunların çözülebileceğini söyledi, bunun için her mahallede koruma bölgeleri oluşturulmasını, hekimlerin ameliyat dışında ilaçla tedavi edilebilecek hastalıkları bu bölgelerde tedavi etmesini, bu bölgelerdeki hayvanların bakımlarının ve tedavilerinin gönüllüler ile birlikte yapılmasını önerdi.  Her bakımevinde bir halkla ilişkiler görevlisi istihdam edilmeli; ziyaretçilere bilgi vermek, yuvalandırma için kişiler ile görüşmek gibi konularla hekimler yerine bu kişiler ilgilenmeli diyen veterinerler bakımevlerinde çalışan kişiler dikkatle seçilmeli, bakımevleri sürgün yeri olarak görülmemeli, burada istihdam edilecek kişiler öncelikle gönüllü olanlardan seçilmeli diye belirtti.

SONUÇ

Borçları yüzünden kredi çeken, arabasını satmak zorunda kalan; baktığı çok sayıda engelli hayvanı bırakacak kimse bulamadığı için ameliyat olamayan; komşuları tarafından tehdit ve darp edilen; mahallenin delisi olarak dalga geçilen; insanlarla sorun yaşamamak için sabah işe gitmeden önce çok erken kalkıp besleme yapan; binbir zorlukla aldığı mamalar insanlar tarafından atılmasın diye mama bitene kadar mama koyduğu yerden ayrılamayan; baktığı hayvanlar işkence ile öldürülen, tecavüze uğrayan gönüllüler ile görüştük. Bazı görüşmelere gönüllüler deneyim paylaşımı yaparken tetiklendiği için ara vermek zorunda kaldık. Bu gönüllülerin, derneklerin, oluşumların ne maddi ne de manevi olarak altında kalkabileceği bir konu değil. Bu mesele tüm tarafların bir arada çalışabilmesi ile çözülebilir.

Yaptığımız tüm bu görüşmeler açık bir şekilde gönüllüler ile yerel yönetimlerin birlikte çalışmak zorunda olduğunu gösteriyor. Ülkenin cumhurbaşkanının hayvan bakan kişileri “beyaz türk”, “paralı kimseler” diyerek marjinalleştirmeye çalıştığı, mecliste bizleri temsil etmesi gereken milletvekillerinin yasaya aykırı bir şekilde hayvanların toplatılmasını talep ettiği,  “sanatçıların” köpekleri zehirlemeyi önerdiği bir dönemde bu çok zormuş gibi görünebilir ancak hayvanların sorunlarını, hayvan insan çatışmasını, hayvan koruma gönüllülerinin yükünü azaltmak için buna mecburuz. “Sokakta hayvan istemiyorum”, “Sokakta insan istemiyorum” gibi söylemler çatışmayı artırdığı gibi sorunu da derinleştiriyor. 

Bizler tüm hayvanların haklarını savunan kişiler olarak yaşam arasında bir ayrım yapmıyoruz bu yüzden hayvan ve insan yaşamını karşılaştırmıyor, yaşamın her şekilde korunması gerektiğini savunuyoruz. Sokakta yaşayan hayvanlar ile yüzyıllardır süren ortak yaşam kültürüne sahip çıkacağız ve bu kültürün hayvan katliamları ile kirletilmesine izin vermeyeceğiz.

20 Ağu

Hayvana zulüm ve diğer suçlar arasındaki bağlantı

Hayvana zulüm uzun zamandır diğer antisosyal davranış formları ve şiddet suçları ile ilişkilendiriliyor. Hayvan istismarcılarının diğer kişilere oranla, başkaları üzerinde şiddet suçu işlemeye 5 kat, mülkiyet suçu işlemeye 4 kat, uyuşturucu kullanımı ve yasadışı davranış sicili bulunmaya ise 3 kat daha fazla meyilli olduğu tahmin ediliyor.

Animal Legal Defense Fund yasama işleri direktörü Stephan Otto’ya göre, “Olay hayvan istismarının yaygınlaşması değil. Son birkaç yılda değişen şey, hayvan istismarının diğer şiddet türleri için genellikle bir uyarı işareti olduğunun anlaşılmasıdır.” (*)  

Aşağıdaki bölümde hayvan istismarı ve diğer suç türleri arasındaki somut bağlantılar sunulacaktır. Hayvan istismarı kendini ev içi şiddet, çocuk istismarı ve yaşlı istismarı gibi diğer suçlarla ilişkili bir suç olarak gösterebilir. Hayvana zulüm aynı zamanda genellikle çok sayıda riskli davranış ve zorbalık ile birlikte görülen bir suçtur. Son olarak, bir sonraki bölümde belirtildiği gibi hayvana zulüm, ileri yıllarda gerçekleştirilebilecek şiddet suçlarının bir göstergesi olabilir -cinsel saldırılar, silahlı okul saldırıları ve seri katillik gibi… 

Hayvan istismarı ya da hayvana zulüm neden ciddiye alınmalı? 

Hayvan istismarı diğer suç eylemlerinde bulunan bireyleri tanımlayabilir. Hayvana zulüm eylemleri insana şiddet suçları, mülkiyet suçları, uyuşturucu kullanımı ve yasadışı davranış suçları gibi diğer suç türleri ile bağlantılıdır. Özellikle hayvan dövüştürme; çete, silahlar, insan kaçakçılığı ve narkotik suçlarla bağlantılı olarak değerlendirilir.

Bu nedenle hayvana zulmü raporlamak, soruşturmak ve dava etmek, tehlikeli suçluları sokaklardan uzak tutmaya yardımcı olabilir.

Kriminoloji uzmanları, psikiyatristler ve diğer araştırmacılar 1960’lardan beri hayvana zulme, bireylerin ileride genel olarak şiddete ve özellikle aşırı şiddete meylinin bir semptomu olarak odaklandılar. ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve diğer yasa uygulayıcı makamlar seri katiller, seri tecavüzcüler ve cinsel cinayet faillerininin büyüme çağlarında yaygın olarak tekrarlayan hayvan istismarı eylemlerinde bulunduklarının farkına vardılar.

Gelecekte işlenebilecek şiddet suçlarının göstergesi

FBI bilinen katillerin hayatına dair yaptığı incelemelerde, katillerin çoğunun çocukken hayvanlara işkence ettiğini veya hayvanları öldürdüğünü ortaya koyuyor. Örneklerin bazıları şunlar: 

Seri katil Edmund Kemper
  1. “Seri katil Henry Lee Lucas 1960 ve 1983 yılları arasında en az 11 kişiyi öldürdü. Lucas, bir ergen iken öncesinde [üvey erkek kardeşiyle birlikte] hayvanları işkenceye ve cinsel şiddete maruz bıraktığını belirtti.”
  2. “1962 ve 1964 yılları arasında 13 kadını öldüren ‘Boston Canavarı’ Albert DeSalvo, köpek ve kedilere işkence yaptığı biliniyor.
  3. “1964 ve 1973 yılları arasında seri katil Edmund Kemper en az 8 cinayet gerçekleştirdi. Ergenliğinde büyükbaba ve büyükannesini öldürdü, annesinin başını kesti. Parçalanmış bir evde büyüyen Kemper, gelecek olan şiddetin erken uyarı işaretlerinin hepsini gösterdi; kız kardeşiyle ölüm oyunları oynuyor, onun oyuncak bebeklerinin kafalarını koparıyordu. Sonrasında ise ailenin kedisini öldürdü.”
  4. “1970’lerin ortasında New York şehrinde altı kişiyi öldüren ve birkaç kişiyi yaralayan “Sam’in Oğlu” David Berkowitz, annesinin muhabbet kuşunu öldürdü”
  5. Dennis Rader, BTK katili (“Bind, Torture, Kill” yetkililere yönelik mektuplarındaki imzasıydı), 1974 ve 1991 yılları arasında 10 kişiyi öldürdü. Çocukluğunda “sahipsiz” hayvanları öldürdüğü bildiriliyor.“
  6. “1978 ve 1991 yılları arasında 17 erkeğe ve erkek çocuğuna tecavüz eden, onları öldüren ve organlarını ayıran Jeffrey Dahmer, Jeffrey Dahmer, söylendiğine göre hayvanları işkenceyle öldürürdü.””
  7. “1986 yılında Oklahoma’da bir postanede 14 iş arkadaşını öldüren ve sonrasında kendini vuran Patrick Sherill, geçmişte yaşadığı bölgedeki evcil hayvanları kaçırır ve hayvanlara eziyet ederdi”
  8. “Jackson, Mississippi dışındaki Pearl Lisesi’nin öğrencisi Luke Woodham 1997 yılında annesini bıçaklayarak öldürdü ve sonrasında sınıf arkadaşları üzerine tüfekle ateş açarak iki kişinin ölümüne ve yedi kişinin yaralanmasına sebep oldu. Woodham kendi köpeğine işkence edişini ve öldürüşünü ‘ilk kıyımım’ olarak yazmıştı.”
  9. “Mayıs 1998’de 15 yaşındaki Kip Kinkel önce ebeveynlerini vurarak öldürdü ve sonra Oregon Thurston Lisesi’ndeki sınıf arkadaşları üzerinde üç silah boşaltarak geride bir ölü ve 26 yaralı bıraktı. Kip genellikle okuldakilere, hayvanlara yaptığı işkenceler ile övünürdü.”
17 erkeğe ve erkek çocuğuna tecavüz eden, öldüren ve organlarını ayıran seri katil Jeffrey Dahmer’ın geçmişinde hayvanlara şiddet ve işkence olduğu belirtiliyor.
  • 1990’larda ölümcül silahlı okul saldırıları gerçekleştiren 9 genç adama dair bir analiz, bu kişilerin 6’sının hayvanları istismar ettiğinin bilindiğini ortaya koyuyor.
  • 2002 yılında Washington D.C. bölgesinde 10 kişiyi öldüren ve 3 kişiyi yaralayan keskin nişancılardan biri olan Lee Boyd Malvo’nun çocukluğuna dair “dikkat çekici biçimde uysal bir çocuktu” betimlemesi yapılıyor: “Çocukken kedileri öldürüdü. “Sahipsiz” bir kedi gördüğünde sinirlenir ve hayvana şiddet uygulardı”

Hayvan istismarı ve şiddetli davranışlar arasındaki bağlantı, ulusal manşetlere çıkan kötü şöhretli şiddet suçlarının ötesine de gidiyor.

Massachusetts Hayvanlara Zulmü Önleme Derneği (Massachusetts Society for the Prevention of Cruelty to Animals – MSPCA) ve Northeastern Üniversitesi tarafından üç yıl boyunca ve üç bölümde yürütülen bir araştırma, hayvan istismarcılarının (hayvanlara kasıtlı olarak fiziksel zarar veren bireyler) kimliklerini saptadı ve bu kişilerin diğer suç faaliyetlerini takip etti.

1975 ve 1986 yılları arasında MSPCA tarafından hayvanlara kasıtlı fiziksel zulümden sabıka kayıtları işlenmiş 153 kişi, istismardan 10 yıl önce ve 10 yıl sonra olmak üzere 20 yıllık süreci kapsayan bir incelemeye alındı. Hayvanlara yönelik şiddet suçları işlemiş kişilerin %70’inin sabıka kaydı bulunuyordu.

Faillerle aynı yaş, cinsiyet ve ikamete sahip kontrol grubu bireyleriyle karşılaştırıldığında hayvan istismarcılarının insanlara yönelik şiddet suçları işleme olasılığı 5 kat yüksek, mülkiyet suçları işleme olasılığı 4 kat daha yüksek, uyuşturucu ya da yasaya aykırı davranış suçlarından sabıka kaydına sahip olma olasılığı ise 3 kat yüksek çıktı. 

Sapanca’da ormanlık alanda dört ayağı kesilmiş halde bulunan yavru köpek hızla ameliyata alındı ama kurtarılamadı. Katili veya katilleri bilinmiyor; şu an aramızdalar. Bilinseydi de cüzi bir para cezası dışında herhangi bir hapis cezası almayacaklardı.

Peki (bazı) çocuklar neden hayvanları istismar ediyor? 

Hayvanları istismar eden çocuklar evde öğrendikleri bir dersi tekrarlıyor olabilirler. Ebeveynlerinden, öfke veya hüsrana şiddetle tepki vermeyi öğreniyorlar, ki bu çoğu zaman ailenin kendilerinden daha savunmasız olan tek bireylerine yöneliyor: hayvan dostlarına.

Bir uzman şöyle diyor: “Şiddet olan evlerde büyüyen çocuklar, hayvanları yaralayabilecekleri veya öldürebilecekleri bir alt-üst hiyerarşisine tabi olmaları ile karakterize edilirler.”

Araştırmacılar ayrıca çocukların hayvan istismarı davranışlarını zorbalık, işkence, silahlı okul saldırıları, cinsel istismar ve gelişimsel psikopatik rahatsızlıklar (çocukların güçsüz hissettiği ve kontrol uygulayıp bir güç hissi kazanmak için kendi kurbanlarını aradıkları durumlar) ile bağlantılandırıyorlar. 

Figür 2, hayvana zulüm ile eşzamanlı meydana gelen diğer davranışları gösteriyor.

Ailede çocuklara kötü muamele ve ev içi şiddet olduğunda, çocukların hayvan istismarının etkisinde kalma ihtimalleri artar. Ailedeki yetişkinler hayvanları istismar etmese bile çocuklar bazen kendi mağduriyetlerinin ve streslerinin acısını hayvanları istismar ederek gösterirler.

Utah State University psikoloji profesörü Frank. R. Ascione ve çalışma arkadaşlarının 1997 yılında gençlerle gerçekleştirdikleri görüşmeler, çocukların ve ergenlerin hayvanları istismar edişine dair bazı gelişimsel motivasyonlar ortaya koydu:

  • Merak veya keşif (genellikle küçük ya da gelişimsel gecikmeli bir çocuk tarafından incelenirken hayvanın yaralanması ya da ölmesi)
  • Akran baskısı (örneğin akranların hayvan istismarını bir gruba kabul töreni için teşvik etmesi)
  • Duygudurum iyileştirme (örneğin hayvan istismarının can sıkıntısı ya da depresyona bir çare olarak kullanılması)
  • Bestiyalite*
  • Zoraki istismar (örneğin çocuğun daha güçlü bir kişi tarafından hayvan istismarına zorlanması)
  • Hayvana bağlılık (örneğin hayvana başka biri tarafından işkence edilmesini engellemek için çocuğun hayvanı öldürmesi)
  • Hayvan fobileri (korkulan hayvana engelleyici bir ön saldırı yapılmasına neden olur)
  • Çocuğun istismarcısı ile özdeşleşmesi (örneğin mağdur edilen çocuk, daha savunmasız bir canlıyı kurbanlaştırarak tekrar güç hissi kazanmaya çalışabilir)
  • Post-travmatik oyun (bir hayvan kurban ile şiddetli olayların yeniden canlandırılması)
  • Taklit (bir ebeveyn veya başka bir yetişkinin istismarcı hayvan ‘disiplininin’ kopyalanması)
  • Kendi kendini yaralama (çocuğun kendi vücudu üzerinde yaralar oluşturmak için bir hayvanı kullanması)
  • Kişiler arası şiddet provası (diğer kişiler üzerinde şiddetli eylemler gerçekleştirmeden önce sahipsiz veya evcil hayvanlar üzerinde şiddet ‘pratiği’ yapılması)
  • Duygusal istismar aracı (örneğin bir kardeşi ürkütmek için onun evcil hayvanını yaralamak)

Çocukların hayvanları istismar edişinin uzun vadeli etkileri olabilir. 10 yıllık süreçte yürütülen bir araştırma, 6 ve 12 yaşları arasındaki çocuklardan hayvanlara zulmettikleri betimlenenlerin, bir şiddet suçundan dolayı çocuk otoritelerine bildirilme oranlarının, araştırmadaki diğer çocuklara oranla iki kattan fazla olduğunu saptadı.

Uzun vadeli etkilere yönelik ek kanıtlar: 

  1. Üniversite ikinci sınıf öğrencileriyle yapılan bir ankette belirtiliyor. Anket çocuklukta hayvanlara zalimlik yapılması ile yetişkinlikte kişiler arası şiddete müsamaha gösterilmesi arasında bir bağ olduğunu ortaya çıkarıyor. Küçüklüklerinde hayvanlara zulüm ettiklerini itiraf eden öğrencilerin, kadın eşe tokat atılmasına müsaade edilmesiyle ilgili bir soruya ‘evet’ cevabını verme ihtimali, diğer katılımcılardan daha yüksek çıktı. 
  2. Buna ek olarak, 1985 yılından bir rapor saldırgan suçluların çocukluklarında, saldırgan olmayan suçluların ya da suçlu olmayan kişilerin çocukluklarına kıyasla kayda değer oranda daha fazla hayvana zulüm tespit etti.

Chicago Polis Departmanı tarafından yapılan dört yıllık bir araştırma, “hayvana yönelik suçlar nedeniyle yakalanan suçluların, insan kurbanlarına yönelik başka şiddet suçları işlemeye ürkütücü bir yatkınlıkları olduğunu ortaya koydu”. 

  • Hayvana zulüm nedeniyle tutuklanan kişilerin %65’i aynı zamanda bir insana karşı da müessir fiil siciline sahipti. 
  • Çeşitli federal hapishanelerdeki rehberler mahkumların saldırganlık seviyelerini değerlendirdiklerinde, en saldırgan mahkumların %70’inin çocukluklarında ciddi ve tekrarlı hayvan istismarı olduğunu ve saldırgan olmayan mahkumlarda bu oranın%6 olduğunu gördüler. 
  • 1997 yılında Miller ve Knutson ağır suçlar nedeniyle hapsedilmiş 299 mahkum ile 308 psikolojiye giriş dersi üniversite öğrencisinin hayvan istismarına dair öz raporlarını incelediler. Hayvan istismarı rapor edenlerin yüzdeleri Tablo 1’deki gibidir.

Birkaç seri katil üzerinde yapılan bir araştırma, “Seri katilin sonrasında gelecekteki kurbanlarına vereceği yaraların çoğunu kendi çocukluğunda aldığını, bu çocuğun aynı zamanda çocuk adli sistemiyle yüzleşme riskinin yüksek olduğunu, hayvanlara aşırı derecede zulmedeceğini, daha küçük çocuklara ve küçük kardeşlerine ölçüsüz şiddet göstereceğini” saptadı.

Suçlu kişilik profil analizinde bir uzman kabul edilen ve modern ceza soruşturması analizinin öncüsü eski FBI ajanı John Douglas, kitabı The Anatomy of Motive’de şiddetli suçlulara yönelik olarak şöyle yazıyor: “Daha uyumlu erkeklerden farklı olarak, ileride şiddetli ve yırtıcı [avcı] bir kişi olarak büyüyecek olan erkek, akranlarına karşı saldırganlaşır. Ebeveynlerine ve diğer aile bireylerine karşı hırsızlık, kundakçılık, arakçılık gibi antisosyal eylemlerde bulunur; hayvanlara kötü muamele eder…”

Araştırmacılar fiziksel şiddet gibi ev / evlilik içi saldırganlığın diğer türlerinin, çocukluktaki davranış sorunlarıyla bağlantılı olduğunu ve hayvanlara zulmün çoğunlukla bu sorunların bir parçası olduğunu buldular.

Bir araştırma çocukların hayvanları istismar etmesinin insanlara karşı saldırganlığı öngörebileceği teorisini inceledi. 12 ve 16 yaşları arasındaki 241 ergende hayvan istismarı ve zorbalık davranışının kesişen birlikteliği değerlendirilirken, ergenlerin %20’den fazlası en azından “bazen” hayvan istismarında bulunduğunu ve yaklaşık %18’i geçen yıl en az bir olayda başkalarına zorbalık yaptığını bildirdi. Birçok analiz hayvan istismarına tanık olmanın hem hayvan istismarını hem de zorbalığı öngörmekte ortak bir faktör olduğunu ortaya çıkardı.

Murat Özdemir’in işkence ettiği Bahtiyar isimli papağan dizinde çıkık, başında doku zedelenmesiyle kurtarıldı. Ancak yaşadığı fiziksel ve psikolojik travma nedeniyle hayata tutunamadı ve Kasım 2018’de hayatını kaybetti. Murat Özdemir ise yalnızca 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu kapsamında idari yaptırım kararı aldı ve 5 bin 254 TL para cezasına çarptırıldı. Bir hayvana işkence ederek öldürmek Türkiye’de “kabahat” olduğundan, yargılanmadı, hapis cezası almadı.

(*) Ne yazık ki Türkiye’de halen anlaşılamadı. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 2004 yılında yürürlüğe girdiğinde hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmaları ve mağduriyetlerinin önlenmesi amaçlandı. Ancak kanun uygulanmadığı gibi hayvanları korumaktan da oldukça uzak. Eğer şiddete ve/veya cinsel istimara maruz bırakılan hayvan sahipsiz ise faile yalnızca idari para cezası kesiliyor. Çünkü mevcut yasaya göre bu fiil “kabahat” olarak görülüyor; suç olarak değil. İdari para cezaları sicile işlenmediğinden, hayvanlara işkence eden kişiler akrabamız veya çocuğunuzu güvenerek bıraktığımız komşumuz da olabiliyor. Sahipli hayvanlarda ise hayvana şiddet uygulayan kişilere, hayvana yapılan zulümden değil, ancak TCK’da yer alan “Mala Zarar Verme” maddesinden dava açılabiliyor.

(**) Bestiyalite sözcüğü hayvanlarla cinsel ilişki olarak çevirebilir. Ancak cinsel ilişki iki tarafın rızası ile gerçekleşebilen bir eylemdir. Hayvanlardan rıza alamayacağımız için bu eyleme sadece cinsel şiddet, cinsel istismar ve tecavüz diyebiliriz.


Çeviri: Ozan Kara, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Kaynak: Animal Cruelty as a Gateway Crime (Bir Geçiş Suçu Olarak Hayvana Zulüm), COPS 

20 Oca

BASIN TOPLANTISI: Adalet Bakanlığı’nın Tasarısında Hayvanlara “Adalet” Yok!

Dört Ayaklı Şehir, Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) olarak, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlediğimiz ortak basın toplantısında, Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı “Hayvanları Koruma Kanunu ve Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” taslağına dair görüş ve eleştirilerimizi kamuoyu ile paylaştık.

imageedit_3_4381052497

Basın toplantısında Dört Ayaklı Şehir’den Başak Deniz Özdoğan, Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden Burak Özgüner, Hayvanlara Adalet Derneği’nden avukat Barış Kârlı ve Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu’ndan Timur Ugan konuştu. Basın açıklamasının ardından, basın mensuplarının sorularını cevaplandırdık.

Basın toplantısında okunan ve 60’tan fazla STK ve oluşumun imzaladığı deklarasyonun tam metni:

BASINA VE KAMUOYUNA,
19.01.2018

Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdürlüğü’nün hazırladığı yasa tasarısı taslağına sivil toplum kuruluşları olarak karşı çıkıyoruz.

Bu hâliyle tasarı, hayvanları ve onların haklarını korumaktan oldukça uzaktır. Tasarı, hukukî ve pratik anlamda çok sayıda muğlaklığı barındırmakta, vatandaşların anayasal haklarını sınırlandırmaktadır ve öngördüğü cezaların caydırıcı olmaması nedeni ile de günbegün artış gösteren toplumsal şiddeti önleyebilmek adına işlevsizliği ortada olan bir metindir.

1. Tasarı, belediyelerin sorumluluğunu göz ardı etmektedir ve bu durum belediyeler için cezasızlığa yol açacaktır.

Mevcut mevzuat kapsamında yerel yönetimlerin, hayvanların aşılarını, tedavilerini zaten yapması ve koruması gerekirken, hayvanları katleden belediye çalışanları ile emri veren yetkililer hakkında taslak metinde hiçbir düzenleme yapılmamıştır. Taslak bu hâliyle eksik kalmıştır. Orman ve Su İşleri İl Müdürlüklerinin mevcut mevzuatta bile belediyeler üzerinde idarî veya cezaî yaptırımı yoktur. Toplu ihlâl ve kıyımların başlıca faili olan yerel yönetimler, bu tasarıda cezaî kapsam dışı bırakılarak adeta zırhlandırılmışlardır. Cezaî yaptırım içermeyen yasa, caydırıcı ve önleyici olamaz; bir konu hakkında esas, zorunluluk ve yükümlülükler getirip karşılığında hiçbir yaptırım belirlemeyen yasa çalışması ne hayvanlara ne de topluma bir fayda sağlayabilir. Mutlaka yerel yönetimlerin, kamu görevlilerinin de cezaî sorumluluk altına alınmaları düzenlenmelidir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın illerdeki taşra teşkilâtının, Hayvanları Koruma Kanunu yürürlüğe girdikten sonra, 14 senelik süre zarfında ölüm kampı şeklinde çalışan bakımevlerine sahip olan belediyelere dahi hiçbir yaptırım uygulamadığı, uygulamak istemediği çok iyi bilinmektedir. Bugüne dek bakanlığın, kanuna muhalefet eden belediye yöneticilerinin ve kamu görevlilerinin soruşturulması için savcılıklara bir kez bile başvurmadığı da bilinen bir gerçekliktir. Belgeler ile sabit olan bu gerçeklik karşısında, hayvanlara karşı suçların soruşturulması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan yazılı başvuru şartı aranması keyfiyete, cezasızlığa yol açacak, belediyelerin yaptığı zehirlemeleri, kasıt ve ihmal ile ölüme sebebiyet verme vakalarını, toplu katliamları arttıracaktır.

2. Tasarıda öngörülen hapis cezaları, açılması muhtemel davaların çoğunda ertelenecek, adlî para cezasına çevrilecektir. Bu nedenle, cezaî müeyyideler caydırıcı değildir.

Basına yansıyan açıklamalarda 4,5 yıl hapis cezası öne çıkarılıyorsa da tasarı metninin tamamında görülmektedir ki “Sahipli veya sahipsiz hayvana acımasız ve zalimce muamelede bulunan veya eziyet eden ya da haklı bir neden olmaksızın öldürene 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası” öngörülmüştür. Ancak birden fazla hayvanın öldürülmesi hâlinde cezalar artırılarak 4,5 yıla kadar hapis cezası uygulanabileceği düzenlenmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda da tasarıda da “haklı bir neden olmaksızın” öldürme fiili açıklanmamıştır. Bizler, hukukun üstünlüğüne, ülkemizde hâlâ vicdanlı hâkimlerin varlığına inanan insanlar olsak da yasama çalışmasının, hele ki içinde işkence, öldürme gibi fiillere yaptırımların belirlendiği yasa yapım süreçlerinin bu şekilde işlememesi gerektiği kanaatindeyiz.

Hayvan hakları savunucuları ve hukukçular olarak talebimiz, hayvana yönelen şiddet eylemlerinin cezasının alt sınırının en az 3 yıl hapis cezası olmasıdır. Düzenleme bu şekilde yapılmalıdır ki failler, “iyi hâl indirimi”nden faydalanarak toplumumuzun içinde yaşayamasın.

Hayvanlara yönelik işlenen suçların, insanlara işlenen suçlar ve cezalar ile karşılaştırılması ise son derece yersizdir. Bakanlık ya da devlet, hayvanı düşünmese bile artan toplumsal şiddeti, sağlayamadığı toplumsal refahı düşünmelidir ve sosyal, hukuk devleti olarak yükümlülüğü olan toplumsal şiddeti önlemek adına taleplerimizi dikkate alarak, öznesi kim olursa olsun, işkenceye uğrayan, hakları gasp edilen, şiddete, tecavüze maruz bırakılan bireylerin yanında saf tutarak kanunî düzenlemeye gitmelidir. Tasarı bu hâliyle kanunlaştığı takdirde verilen adlî hapis cezaları para cezasına çevrilebilir, ertelenebilir ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Dolayısıyla iki yılın altında verilecek cezalar, caydırıcılık bakımından yetersizdir.

Yıllardır yasak olmasına rağmen, gerek evcil gerekse yaban hayvanı satışı yapan, çeşitli hayvanları ölümüne dövüştüren, bunlar için yasadışı organizasyonlar düzenleyen ve hayvana işkence, kötü muamele edip bu fiillerin kayıtlarını internette yayınlayan kişiler etkin bir şekilde soruşturulmamakta ve cezalandırılmamaktadır. Hayvanlara yönelik işlenen suçlarda faillerin tespiti bu kadar zor iken, hatta suçun gerçekleştiğine, maddî unsurların her şekilde oluşmasına rağmen “beraat” kararı verilen davalar göz önünde bulundurulduğunda, bu cezaların uygulanabilirliği bu açıdan oldukça düşüktür.

3. Tasarıda “sahipli/sahipsiz” hayvan ayrımı kaldırılmış gibi gözükse de “sahipsiz” hayvanlara yönelik çoğu haksız fiilin yaptırımı, idarî para cezası olarak belirlenmiştir. Suçların soruşturulması için “Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndan yazılı başvuru” şartı aranması keyfî uygulamalara yol açacaktır.

Hayvan hakları konusunda, en asgarî mevzu “hayvanın”, acı çekme anlamında bizden hiçbir farkı olmayan bedeninin korunmasıdır. Yürürlükteki mevzuatta ve Türk Ceza Kanunu’nda sahipli-sahipsiz ayrımı sadece sahibinin mülkiyet hakkıyla güçlendirilen tali bir durumdur, doğrudan hayvanı koruyan bir hüküm değildir. Tasarı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın yazılı müracaatı şartı korunarak yasalaştığı takdirde, sahipli hayvanlar için hayvan sahiplerinin; sahipsiz hayvanlar için ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın müracaatı şartı aranacaktır. Bu durumda kişi kendi hayvanını öldürür, yaralar ya da hayvana eziyet ederse yargılanması mümkün olmayacaktır. Sahipsiz hayvanlara yönelen şiddet eylemleri açısından ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın iş yükü çok artacağı için, mevcut durumda bile talebe cevap veremeyen Bakanlığın bununla başa çıkamayacağı açıktır. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ne denetçi kadrosu ne de hukukçu kadrosu mevcuttur.

14 yıldır yürürlükte olan 5199 sayılı Kanunda belirtilmiş olan idarî para cezalarını kestirmek için bile defalarca başvuru yapmamız gerekirken, her hayvana şiddet eyleminde Bakanlığın şikâyetçi olacağını ve davayı takip edeceğini düşünmek, en iyi ifade ile hayalciliktir. Mevzuata göre, ister sahipli isterse sahipsiz olsun, hayvanlara yönelen her türlü şiddet eylemi için şikâyet şartı kaldırılmalıdır. Hayvanların yaşam hakkını güvence altına almayı amaçlayan bir düzenleme, insanların şikâyetçi olmaları şartına bağlanamaz. Konu cumhuriyet savcılıkları tarafından re’sen soruşturulmalı; bunun yanı sıra başta Türkiye Barolar Birliği, tüm il baroları hayvan hakları komisyonları, hayvan koruma ve hayvan hakları STK’leri ve gönüllüler bu aşamada şikâyetçi olabilmelidir. Yapılmak istenen düzenleme, başta Anayasamıza ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Şikâyet konusu ile ilgili olarak, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr. Metin Feyzioğlu’nun kapsamlı bir açıklaması da bulunmaktadır.

4. Hayvana tecavüz suçtur; faillere ertelemesiz hapis cezası öngörülmelidir.

Yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu’nda, hayvana tecavüz ve diğer cinsel şiddet fiilleri, “hayvanla cinsel ilişki” olarak tanımlanmıştır ancak hayvanda rıza aranamayacağı için “hayvanla cinsel ilişki” diye bir tanımlamayı yapmak da imkânsızdır. Gündemde olan tasarıda da bu fiiller için 2.000 TL idarî para cezası öngörülmektedir. Hayvan bedeni ve psikolojisi üzerinde tarif edilemez yaralanmalara neden olan bu cinsel şiddet ve işkence fiili, idarî para cezası ile geçiştirilebilecek bir suç değildir.

Öte yandan, bakanlık taslağında “hayvana tecavüz” fiili açıktan suç olarak tanımlanarak cezalandırılmamıştır. Muhtemelen “kötü muamele” başlığı altında cezalandırılabileceği öngörülmüşse de şiddet uygulamadan tecavüz fiili uygulayan kişilerin de doğrudan bu fiillerden cezalandırılmaları kapsam dışı kalmıştır. Oysa ülke genelinde hayvanlara tecavüz çok sık görülen bir ihlâldir ve mutlaka alt sınırı 2 yıldan az olmayacak şekilde ayrı bir başlıkla cezai müeyyideye bağlanmalıdır. Taslak bu haliyle yasalaştığı takdirde hayvanlara tecavüz eden kimselere ceza verilmesi mümkün olmayacaktır. Hayvana tecavüz etmek zaten tartışmasız bir şiddet eylemi ve suçtur.

5. Hayvanlara karşı işlenen suçlar, tasarıda net olarak tanımlanmamıştır.

Yaralama, öldürme, eziyet, tecavüz, dövüştürme ve benzeri fiiller tek tek tanımlanmalı ve düzenlenmelidir. Bu maddeler insanlara yönelen şiddet eylemlerinde nasıl ayrı ayrı düzenlenmişse, hayvanlar için de öyle düzenlenmelidir. Ceza hukukunda suçta ve cezada kanunilik ilkesi vardır. Bu ilke gereğince, kanunun açıkça suç saymadığı bir konuda kimseye ceza uygulanamaz; kıyas yasaktır. Her fiilin tanımı ve kapsamı net olarak belirlenmeli, cezaları ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir ki uygulamada karmaşa yaşanmasın. Mevcut taslakta bu düzenleme muğlak kalmıştır.

6. Tasarıdaki idarî para cezaları yetersiz ve orantısızdır.

Taslak ile değiştirilmek istenen idarî para cezalarının miktarları orantısız bir şekilde belirlenmiş olup bu cezalar, hayvan hakları ihlâllerini engellemek açısından oldukça yetersizdir. Belediyelerin ve kamu kurumlarının sık sık şikâyet ettiği ve sorun olarak gördüğü “sokak hayvanı popülasyonu”nun artması konusunda birincil faktörlerden olan hayvan terk etme fiili için 700 TL idarî para cezası öngörülmesinin, hayvanları birer “mal” olarak görüp satın aldıktan sonra sokağa, ormana terk eden şahısları engelleyemeyeceği açıktır. Hayvanları koruma maksadı ile hazırlandığı iddia edilen bu taslakta, “terk etme” fiili için iki kat dahi artışa gidilmemiştir.

Taslakta, hayvanlara işkence yapan, tecavüz eden faillere 2000 TL; sahipsiz hayvanları öldüren faillere ise 4000 TL idarî para cezası öngörülmüş ve bu ceza, şu anda olduğu gibi, KAÇ HAYVANA İŞKENCE EDİLDİĞİ YA DA KAÇ HAYVANIN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNE BAKILMAKSIZIN uygulanacaktır; yani ceza, hakları ihlâl edilen hayvan başına uygulanmayacaktır. Mevcut Kanunda yasak olarak belirlenen haksız fiiller ile taslaktaki idarî para cezaları karşılaştırıldığında, ciddi bir orantısızlık olduğu ve bu orantısızlığın da kanunun maksadı ve lafzı ile belirgin şekilde çeliştiği görülmektedir. Bu haliyle tasarıda yer alan idarî para cezaları, hayvanlara karşı işlenen suçların önüne kesinlikle geçemeyecek, 2000 TL’si olan her şahsa, istediği kadar hayvana dilediğince tecavüz etme, işkence etme hakkını tanıyacaktır.

Taslakta belirlenen idarî para cezası miktarları ile, yürürlükteki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yer alan idarî para cezalarının 2018’de uygulanan miktarları karşılaştırıldığında, bu yaptırımlarda dahi hayvanların lehine bir artışa gidilmediği bariz bir şekilde görülmektedir.

7. Tasarı, hayvan hakları konusunda Türkiye’yi geriye götürmüştür.

24. yasama döneminde, Türkiye birçok dünya ülkesini haklar bağlamında geride bırakarak yunus parkları, hayvanlı sirkler, hayvanat bahçeleri, petshoplar, hayvan üretimi ve satımı, hayvan deneyleri konularında, parlamento düzeyinde birçok tartışma yapmış ve önemli kararlar almıştır. Ancak görüyoruz ki Adalet Bakanlığı’nın hazırlamış olduğu bu tasarı, parlamentoda tartışılan ve karara bağlanan konu başlıkları görmezden gelinerek hazırlanmıştır. Ülkemizde yunus parkları, hayvanlı sirkler, hayvan deneyleri, petshoplar, faytonlar ve benzeri hayvanların esir edildiği, sömürüldüğü tesisler olduğu sürece hayvanlara adaletin, huzurun gelmeyeceği ortadadır. Bahsettiğimiz yasama çalışmaları görmezden gelinerek, tasarının hak ve hukuk nosyonundan uzak bir şekilde kaleme alınarak tartışmaya açılması, başta parlamentonun emeğine, konumuna büyük bir saygısızlıktır. Bu nedenle, tasarı hazırlanırken, ülkemizin birçok ülkeye örnek olacak şekilde tartışarak karar aldığı hususların da dikkate alınması gerekmektedir. Sektörü, tesisi neresi olursa olsun, tasarı, hakları gasp edilen tüm hayvanları kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır. Mezbahaya, kesime sevk edilirken işkence gören inek de; yunus parkında sistematik işkence ve esarete tâbi tutulan yunus da; faytonlarda sömürülürken çatlayarak can veren at da; barınaklarda ya da sokaklarda yaşam savaşı verirken zehirlenerek yaşam hakkı gasp edilen köpek de; kapalı kapılar ardında, laboratuvarlarda rutin şiddete maruz bırakılan tavşan da koruma altına alınmalıdır. Mevzuat ile hayvanların şiddetsiz bir şekilde yaşama hakları teminat altına alınmalıdır. Türü ne olursa olsun, bir hayvana işkence eden tüm failler ertelemesiz bir şekilde hapis cezası ile yargılanmalıdır. Bu yapılmadığı sürece, ülkemizdeki toplumsal şiddet de engellenemeyecektir.

SONUÇ: Tasarı, hayvanlara gerçekten koruma sağlayacak şekilde düzenlenmelidir.

Basında yer bulan ve ülkemizdeki haklara, yaşama saygılı, duyarlı insanlara “müjde” olarak duyurulan taslak, ne yazık ki hayvanların sorunlarını çözemeyecek, onlara karşı işlenen suçları engelleyemeyecektir. Yukarıda yer verdiğimiz başlıklar kapsamında, “hayvan”, “suçlar”, “cezalar”, “suçun failleri”, “idarî ve adli soruşturma-kovuşturma yolları” konularının muğlaklıktan uzak, herkesin anlayabileceği ve kolaylıkla adalete ulaşabileceği şekilde net olarak tanımlanmasını ve tasarının, ülkemizi de bağlayan “Paris İlkeleri” ve “Sivil Toplumun Karar Verme Sürecine Katılımıyla İlgili İyi Uygulama İlkeleri” de dikkate alınarak ve Türkiye Barolar Birliği’nin, baroların hayvan hakları komisyonlarının ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri de gözetilerek, hayvanlara gerçekten koruma sağlayacak şekilde düzenlenmesini talep ediyoruz.

BASIN TOPLANTISINI DÜZENLEYENLER ve DEKLARASYON ÇAĞRICILARI:

Dört Ayaklı Şehir

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED)

Söz konusu tasarı ile ilgili yaptığımız medya iletişim çalışmalarının yansımaları:
Durum kötüye gidiyor / Hürriyet / 20 Ocak 2018
‘Adalet Bakanlığı’nın sunduğu tasarıda, hayvanlara adalet yok’ / BirGün / 20 Ocak 2018
‘Anayasa’ sahiplendi / Hürriyet / 19 Ocak 2018
“Hayvan Koruma Kanunu Tasarısı Cezai Yaptırımdan Uzak” / bianet / 19 Ocak 2018
‘Adalet Bakanlığı’nın tasarısında hayvanlara adalet yok’ / Mezopotamya Ajansı / 19 Ocak 2018
Hayvan hakları kuruluşlarından tepki: Hayvanlara adalet getirmeyecek / ABC Gazetesi / 19 Ocak 2018
‘Hayvanlara yönelik şiddete karşı cezalar yetersiz’ / JinNews / 19 Ocak 2018
Hayvana işkenceye 10 taksit cezalı yasa / ETHA / 17 Ocak 2018
Hayvanları Koruma Tasarısı Ne Getiriyor? Hak Savunucuları Nasıl Yorumluyor? / bianet / 17 Ocak 2018
Hayvan hakları savunucularından taslağa itiraz / Hürriyet / 13 Ocak 2018
Hayvana Tecavüze Yine Hapis Yok: Tüm Gerçekleriyle Yasa Tasarısı / Ajanimo / 11 Ocak 2018
‘Hayvanlara işkenceye verilecek cezalar caydırıcı değil’ / Evrensel / 10 Ocak 2018
08 Oca

ZİYARET: İBB Meclisi’nde tekrar CHP Grubu ile görüştük

Dört Ayaklı Şehir, Göktürk Hayvan Sevenler Derneği, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) üyelerinden oluşan heyet, İstanbul genelindeki sokak hayvanlarının sorunları ile ilgili olarak, bugün İBB Meclisi toplantısı öncesinde, İBB Meclisi CHP Grubu ile tekrar bir araya geldi.

whatsapp-image-2018-01-08-at-17-41-514
Yapılan görüşmelerde,

– Sokak hayvanlarının yoğun olarak toplandığı, İBB’nin ve bazı ilçe belediyelerinin yaptığı yoğun köpek toplamaları sırasında ölüme varan çok sayıda hak ihlalinin yaşandığı,

– Belediyeler tarafından ormanlara terk edilen hayvanların dahi, olağandışı olarak kaybedildiği/yok edildiği,

– İstanbul genelinde sokak hayvanlarının merkezi olarak Kısırkaya’da toplanması ile hak ihlallerinin arttığı ve hayvanların takibinin zorlaştığı konularına değinilmiştir.

– Kasım sonunda, İBB Veteriner Hizmetleri Müdürlüğü tarafından hazırlanarak, “meclis kararı alınması” talebi ile İBB Başkanlık Makamı’na sunulan, İBB ve ilçe belediyeleri arasında, Kısırkaya toplama kampının kullanılması için “ortak hizmet protokolü”ne destek vermemeleri, İBB Meclisi CHP Grubu’ndan net bir şekilde talep edilmiştir.

whatsapp-image-2018-01-08-at-17-41-512
Mevzuata aykırılığı mahkemenin “iptal” kararı ile tescillenmiş olan Kısırkaya toplama kampının, İstanbul gibi bir metropolün neredeyse her noktasına uzaklığı nedeniyle, hasta ya da kazazede birçok hayvan, yolda yaşamını yitirmekte; bu uzun mesafeli nakil süreci hayvanlara eziyet olarak geri dönmektedir. Talebimiz en başından beri nettir: Merkezi, dev, kontrol ve sivil denetimi imkansız tesisler değil, hayvanlara hakları olan birer canlı muamelesinin yapıldığı, hayvan sağlığı prensiplerinin önemsendiği, şeffaf, mahalli düzeyde bakımevleri istiyoruz.

Bu protokolün desteklenmesi ya da protokolün öneriler ile geliştirilmesi, İstanbullu sokak hayvanlarının sorunlarını çözmeyecektir. Kısırkaya’nın merkezileştirilmesi niyetinin sonuçlarının ne olacağını görmek için, İBB ve ilçe belediyeleri işbirliği ile hayvanlara yönelik uygulamalara bakılması yeterlidir. Sokak hayvanları, mahalle sakinleridir. Onları türlü bahane ve iddialar ile sokaklardan sürekli olarak koparmak yerine, bütçenin hayvanların korunması, yaşatılması için harcanması durumunda, hayvanların sorunları çözülecek, biz hayvan korumacıların, hayvan hakları aktivistlerinin eleştirilerinin büyük bir çoğunluğu da ortadan kalkacaktır.

07 Oca

TOPLANTI: EyüpSultan Belediyesi’nin Köpek Toplamaları Hakkında

Dört Ayaklı Şehir, Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) üyelerinden, avukatlardan oluşan heyet, dün Göktürk Hayvan Sevenler Derneği ile bir araya gelmiştir.

26219836_1705588349485330_1582464067385210306_n

Toplantıda, haklara saygılı her insanın vicdanını yaralayan Eyüp Belediyesi’nin, her türlü kamuoyu tepkisine rağmen, halen büyük bir umursamazlıkla sürdürdüğü köpek toplamaları konusu görüşülmüştür. Toplantının detaylarını kamuoyu ile paylaşıyoruz:

– İlk olarak, Eyüp Belediyesi Veterinerlik İşleri Müdürlüğü’nün köpek toplamaları ve buna bağlı olarak yaşanan olaylara (provoke edilen bazı yerel işletme çalışanlarının gönüllülere saldırması ve gönüllüleri tehdit etmesi, bölgedeki bir dernek gönüllüsünün yolunun kesilerek tehdit edilmesi vb.) dair tanıklıkları dinledik.

– Eyüpsultan Belediyesi, bölgedeki gönüllüler ve Göktürk Hayvan Sevenler Derneği yetkilileri ile iki toplantı düzenlemiş; üçüncü toplantı için de randevu vermiş ancak bu toplantı iptal edilerek, üçüncü randevu tarihinden hemen bir gün önce, sokak köpekleri, gönüllülere hiçbir açıklama yapılmadan toplanmaya başlanmıştır.

– Eyüp Belediyesi’nin 24 Ekim’de, sokak hayvanlarına saldırı olarak tanımladığımız toplama faaliyetleri halen sürmekte, sadece Göktürk’ten toplanan ve % 90’ı kısır olduğu belirtilen 300 civarında köpek, Kısırkaya toplama kampında yasadışı olarak alıkonulmaktadır. Eyüp Belediyesi, web sitesi kanalı ile, halihazırda büyük bir çoğunluğu kısır olan köpeklerin kısırlaştırıldığını duyurmaktadır. Bu köpeklerin, hangi gerekçeler ile alıkonulduklarına dair Eyüp Belediyesi, mevzuata ve mantığa uygun herhangi bir açıklama yapamamaktadır.

– Ormanlık alanlarda yaşam mücadelesi veren 400 civarındaki köpekten, sadece 50 civarında köpek kaldığı ifade edilmiştir. Kısırlaştırma iddiası ile toplama yapan Eyüp Belediyesi’nin, yavrulu bir anne köpeğin yavrularını alarak ormana terk ettiği, anne köpeği de kısırlaştırmak için almayıp sokakta bıraktığı bildirilmiştir. Terk edilen yavru köpeklerin tamamı ölmüştür.

– Gönüllüler, bölgeden toplanan köpeklerin, ilçenin çok farklı yerlerine bırakıldığını bildirmiştir. Bu da yaşam alanlarından koparılan ve hiç bilmedikleri mahallere bırakılan sokak köpeklerinin, eski yaşam alanlarına dönmeleri sırasında, yollarda ölmeleri anlamına gelmektedir.

– Eyüp Belediyesi’nin, büyük hayati riskler barındıran anestezik madde ile köpek toplamaları sırasında, 2 köpek sokakta; 2 köpek ise İBB’nin Kısırkaya toplama kampında yaşamını yitirmiştir. Bölgedeki gönüllüler, toplamalar sırasında hayvanları korumak ve belediyenin bu faaliyetinden kaynaklanan, hayvanların sağlığı açısından hayati riskleri bertaraf etmek için ciddi bir maddi külfetin altında bırakılmıştır. Belediyenin bu faaliyetinden doğan maddi külfete ilişkin tüm belgeler toplanmakta, gerektiğinde kullanılmak ve yargıya, resmi otoritelere sunulmak üzere faturalandırma yapılmaktadır.

– Eyüp Belediyesi’nce, Kemerburgaz’dan topladığı ifade edilen 200 civarında köpeğin geri bırakıldığı gönüllülere ifade edilmiş ancak Kemerburgaz’da yaşayan sokak köpekleri, eski yaşam bölgelerinde bulunamamaktadır.

– Eyüp Belediyesi’nin, bilgi edinme talebi ile kendisine başvuran vatandaşlara ve kamuoyuna yaptığı açıklamalarda bilimsel olduğu iddia edilen uygulamaların, bilimselliği bulunmamaktadır. Yine söz konusu açıklamalarda belirsizlikler mevcut olup yapılan toplama işlemlerinin rastgele, plansız ve programsız, hayvanların yaşamını, sağlık durumlarını hiçe sayarak yapıldığı ortadadır.

– Belediye tarafından yapılan açıklamada, bölgedeki ısırık vakalarının 1000’i geçtiği ifade edilmektedir. Bu iddianın tespiti ve teyidi amacı ile, ilgili sağlık kuruluşları ve İl Sağlık Müdürlüğü’ne başvuruda bulunularak, bölgede kaç kişinin ısırıldığı, bu kişilerin kaçına yasal prosedür gereği aşı programı uygulandığı soruşturulacaktır.

– Eyüp Belediyesi yetkililerinin, köpek toplamalar ile ilgili haksız fiilleri konusunda yapılan suç duyuruları birleştirilmiş, soruşturma devam etmektedir. Dosya kapsamında, soruşturma izni için savcılık tarafından İçişleri Bakanlığı’na başvurulmuştur. Soruşturma izni konusunda, İçişleri Bakanlığı’nın ilgili birimi ile görüşülecektir.

– Soruşturma kapsamındaki deliller toplanmaya devam edilmektedir. Bu süreçte delillerin tespiti ve toplanması ile ilgili bilgiler ve girişimler, Eyüp Belediyesi’nin muhtemel karşı girişimleri dikkate alınarak paylaşılmayacaktır.

– HAYKONFED, İl Hayvanları Koruma Kurulu’na şifahi olarak öneride bulunarak, Eyüp Belediyesi’nin köpek toplamalarının gündeme alınmasını istemiş ancak İl Kurulu sekreteryası, bu talebi geçiştirmiştir. İl Kurulu üyesi STK’lere ve İstanbul’daki tüm STK’lere çağrıda bulunularak, sokak hayvanlarına saldırı niteliği taşıyan, hiçbir vicdani, yasal, mantıksal açıklaması olmayan, Eyüp Belediyesi’nin bu faaliyetlerinin İl Kurulu gündemine alınması ve müzakere edilmesi talep edilecektir.

– Yapılan toplamalara ilişkin olarak, Orman ve Su İşleri Bakanlığı İstanbul Şube Müdürlüğü’ne yapılan başvurular ısrarla yanıtsız bırakılmaktadır. Eyüp Belediyesi’ne herhangi bir idari soruşturma açılmamış olup yanıtsız bırakılan başvurular TBMM Dilekçe Komisyonu’na taşınacaktır.

– Eyüp Belediye Başkanı Av. Remzi Aydın, “Kamu Görevlileri Etik Davranış İlkeleri ile Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerini ihlal ettiği gerekçesi ile Kamu Görevlileri Etik Kurulu’na şikayet edilecektir.

– Konu, İBB Meclisi’ne taşınmış; hazırladığımız soru önergeleri İBB Meclisi üyelerine teslim edilmiştir. Yarınki İBB Meclis toplantısında, yine İBB’ye gidilecek ve meclis üyeleri ile görüşülecektir.

– Yapılan toplamalar, TBMM gündemine taşınmıştır. Konunun parlamento gündeminde güncel tutulması ile milletvekilleri ile görüşülecektir.

Bir kez daha ifade etmek isteriz ki Eyüpsultan Belediyesi’nin yaptığı köpek toplamalarını, ne mevzuat ne vicdan ne de mantık dahilinde açıklayabiliyoruz. Sürecin takipçisi olduğumuzu ve olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

16 Ara

ZİYARET: İBB Meclisi’nde CHP Grubu ile Görüştük

Dört Ayaklı Şehir, İstanbul Kent Savunması ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) üyelerinden oluşan heyet, İBB Meclisi’nde CHP grubu ile görüştü.

img-7157

Kısırkaya toplama kampı, genişletilmek istenen Hasdal tesisi, Tepeören projesi ve soykırım boyutlarında gerçekleşen İstanbul genelindeki köpek toplamalarını konuştuk. Bu konulardaki bilgi ve belgeleri meclis üyeleriyle paylaştık ve hazırladığımız soru önergesi taslaklarını meclis üyelerine teslim ettik.

04 Ara

AÇIK ÇAĞRI: Tüm parlamenterlere sesleniyoruz!

DAHA KAÇ HAYVANIN ÖLDÜRÜLMESİNE SEYİRCİ KALACAKSINIZ?
HAYVANLARA KARŞI İŞLENEN SUÇLARIN ve TOPLUMSAL ŞİDDETİN
ÖNLENMESİ İÇİN ARTIK ADIM ATIN!

hayv
Basına dün yansıyan, Erzincan Orduevi’nde görev yapan bir askerin, bir yavru kediyi hunharca nasıl darp ettiğini, küçücük bedenini işlek trafiğin olduğu caddeye nasıl fırlattığını gördünüz mü?

Görmediyseniz lütfen aşağıdaki videoyu izleyin ve tam olarak cinnet toplumuna dönüşen Türkiye için önlem alın. Artık “yarın çok geç olmadan önlem alın” diyemiyoruz çünkü artık çok geç oldu! Biz bu cinnet hâlinden endişeleniyoruz, siz de endişelenin! Toplumun kanayan yarası olan hayvanlara karşı işlenen tüm haksız fiiller ve artan toplumsal şiddete karşı, hepinizin sorumluluk almasını bekliyoruz.

AK PARTİ vekillerine sesleniyoruz: İçine sürüklendiğimiz bu şiddet sarmalı, yakında tüm toplumu yutacak. İktidar partisi olarak, savunmasız hayvanlar için dile getirdiğimiz taleplerimize kulak tıkamayın. Basına yansıyan haberlerden, aleni bir toplumsal çöküş yaşadığımız ortada; hayvanların haklarına saygılı milyonlarca vatandaş ise her gün travma yaşıyor.

TÜM MUHALEFET vekillerine sesleniyoruz: Gündem dışı konuşmalar, yazılı ve sözlü soru, meclis araştırması önergeleri ile hayvan hakları ihlâllerini ve toplumsal şiddeti sürekli gündeme getirin. Dün hepimizin tanık olduğu korkunç işkence vakası özelinde aşağıdaki sorularımızı sizler de sorun:

1- Erzincan Orduevi’nde görevli olduğu kamuoyuna resmen açıklanan şahsa ne gibi yaptırım uygulanmıştır?
2- Şahıs hakkındaki adlî ve idarî soruşturma, hangi mevzuat hükümlerini hukukî dayanak alarak açılmıştır?
3- Şahıs hakkında disiplin soruşturması açılacak mıdır? Canavarca davranışı ile TSK’nin itibarını da zedeleyen bu şahsın disiplin yönünden cezalandırılması da sağlanacak mıdır?
4- Hayvanlara karşı işlenen suçları engellemekte yetersiz ve işlevsiz olan, yürürlükteki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki cezalar, caydırıcı ve kamu vicdanını tatmin edecek şekilde ne zaman düzenlenecektir?
5- İvedi bir toplumsal ihtiyaç olan bu kanunî düzenleme için hangi bakanlıklarda, ne içerikte tasarılar mevcuttur, ne gibi çalışmalar yürütülmektedir?
6- Bu yasama çalışmalarında, yıllardır görüş ve önerilerini kamuoyu ile açıkça paylaşan sivil toplum kuruluşlarının taleplerine, Birleşmiş Milletler’in “Paris İlkeleri”ne ve Avrupa Konseyi’nin “Karar Alma Sürecine Sivil Katılım İçin İyi Uygulama İlkesi”ne uygun olarak yer verilecek midir?

14 Tem

TOPLANTI: Yasa Tasarısı için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’ndaydık

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın daveti ile, 24. yasama döneminde TBMM Çevre Komisyonu’nda kabul edilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun değişikliğini öngören yasa tasarısı maddelerini müzakere etmek için bakanlık bürokratları ile toplantıda bir araya geldik.

bakanlik_toplanti

Yasa tasarısı maddelerini tartışmak üzere, STK’ları davet eden ve diyalog zemini sağlayan Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürü Sayın Nurettin Taş’a teşekkür ediyoruz. Toplantıya, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bürokratları, hayvan hakları kuruluşları, veteriner hekim odaları ve Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Kurulu mensubu avukatlar katıldı. Toplantıda sıra, ne yazık ki sokak hayvanlarının dışındaki hayvanlara gelemedi.

Toplantıda görüşlerini ifade eden STK ve Türkiye Barolar Birliği Hayvan Hakları Kurulu temsilcileri, tekrar gündeme gelen tasarının kanunlaşması hâlinde, Türkiye’deki tüm sokak hayvanlarının toplatılarak kentlerin dışında tecrit edileceğini ifade ederek, mevcut kanunun esas aldığı “Kısırlaştır-Aşılat-Yerine Bırak” modelinin devam ettirilmesinde ısrarcı oldu. Toplantıya katılan veteriner hekim odalarının temsilcileri de bu modeli savunarak, belediye ve bakanlık kadrolarında nitelikli veteriner hekim istihdamının arttırılarak, yeterli olmayan imkânlar karşısında dışarıdan hizmet alımı protokolleri ile sokak hayvanlarına gereken sağlık hizmetlerinin layığıyla sunulması için STK-kamu işbirliğinin sağlanması gerektiğini ifade etti.

hayvan-haklari-izleme-komitesi-manset

Hayvan hakları açısından birçok aykırılık içeren tasarı konusundaki eleştirilerimizi ifade ederek tasarının hayvanlar ve hayvan haklarını koruma konusunda, amaç ve maksadına uygun bir şekilde düzenlenmesi için çalıştay talebimizi de bakanlığa ilettik. Tasarı, hayvanlar lehine düzenlenene dek gerek parlamento gerekse bürokrasi nezdindeki görüşmelerimizi sürdüreceğiz.


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/u7878120/hayvanhaklariizleme.org/wp-includes/functions.php on line 5219

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/u7878120/hayvanhaklariizleme.org/wp-includes/functions.php on line 5219