03 Ağu

2020 yılının ilk 6 ayında en az 522 milyon 349 bin 599 hayvanın yaşam hakkı gasp edildi

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), bugün (3 Ağustos) 2020 yılının ilk 6 ayında yaşanan hayvan hakkı ihlalleri raporunu online düzenlediği basın toplantısında açıkladı (*).

HAKİM’den Fatma Biltekin ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Ezgi Akdağ

Basın toplantısında HAKİM’den Fatma Biltekin, Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, Hayvanlara Adalet Derneği’nden Avukat Melike Özdemir Ballı, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Ezgi Akdağ ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Rıdvan Turan katıldı.

Fatma Biltekin: “Amacımız hayvanların yaşadıkları acıyı görünür kılmak”

Toplantı HAKİM’den Fatma Biltekin’in konuşması ile başladı. “Hayvan hakkı ihlallerini raporlamamızdaki en temel amaç toplumun büyük bir kesimi tarafından yok sayılan hayvanların yaşadıkları acıyı görünür kılmaktı” diyen Biltekin, pandemi döneminde artan hayvan hakkı ihlallerine dikkat çekti.

İhlallerin yargı ve yasamadaki yansımasına değinen Biltekin, hayvan hakkı ihlallerinin yoğun olduğu Ocak – Haziran 2020 tarihleri arasında yalnızca hayvan haklarıyla ilgili 2 kanun teklifi kaydı bulunduğunun altını çizdi.

Biltekin, “Meclis’te milletvekilleriyle yaptığımız görüşmelerde öncelikle hayvanlara bakış açısının değişmesini hedeflerken, aynı zamanda, mücadele edilmediği takdirde hayvanların aleyhine olacak şekilde yasaların hazırlanmasına engel olmak” dedi.

Ezgi Akdağ: “Biz yaşam hakkı savunucuları hayvanların hakları geri verilene kadar bu hakların savunucusu olacağız”

Biltekin’in ardından sözü devralan, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Ezgi Akdağ “2020 yılının ilk 6 ayında “en az”  522 milyon 349 bin 599 yaşam hakkı gaspı raporlandı” dedi.

Akdağ, “Yaşamın bütün canlılar için değerli olduğunu, yaşam hakkının siyaset üstü bir mesele olduğunu tekrar hatırlatıyoruz” dedi ve hayvanların insanlar tarafından gasp edilen haklarının bir an önce geri verilmesi, bunun için de hayvanların hukuksal olarak mal statüsünden çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

“Bu 6 aylık rapor, pek çok veriye ulaşamamıza rağmen, hayvanların yaşadıkları ihlallerin ne kadar derin ve toplumsal bir sorun olduğunu gösteriyor” diyen Akdağ, yaşam hakkı savunucularının hayvanların hakları geri verilene kadar bu hakların savunucusu olacağını söyledi.

HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan: “Hayvan hakları politik bir mesele”

HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan

Basın toplantısı, raporun açıklanmasının ardından hayvan haklarının yasamadaki sürecini anlatmak üzere HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan’ın konuşması ile sürdü.

“Doğa üzerindeki her türlü saldırıyı kendine hak gören insanın bir demokrasi inşa edemeyeceğini görüyoruz” diyen Turan Meclis’in de bu gerçekliği görmesi ve yalnızca insanları değil tüm ekolojiyi kapsayacak şekilde çalışması gerektiğini söyledi.

Hayvan Hakları Kanunu’nun halen çıkmaması üzerine “Sosyal medya yasası, baro yasası geçti. Cumhurbaşkanın ‘ol’ demesi ile bu yasalar çıktı. Hayvan Hakları Kanunu’nun çıkması da benzer bir taleple çıkabilirdi, ancak bu yasama yılında da ertelendi. İstedikleri tüm yasaları istedikleri zaman çıkarıyor Meclis çoğunluğundan dolayı…” diyen Turan bu süreçte muhalefetin de eksikleri olduğunu belirtti, özeleştiri verdi.

“Önümüzde yeni bir dönem var; sorunların çelişkilerin bir yumağa dönüştüğü ortada. Mezbahalar, yunus parkları, av, deneyler… Hepsini bir arada düşündüğümüzde sanki bu kurulu nizam hayvanları yok etme esası üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil” dedi ve yasanın acilen çıkması gerektiğini söyledi.

“Hayvan hakları politik bir mesele” diyen Turan, hayvan hakları savunucularla birlikte mücadele etmeye devam edeceklerini söyleyerek konuşmasını bitirdi.

Av. Melike Ballı: “Hayvanların kaybedecek zamanı kalmadı”

Hayvanlara Adalet Derneği’nden Av. Melike Ballı, Hayvanları Koruma Kanunu’nundaki “sahipli-sahipsiz hayvan” ayrımı ve hayvana yönelik işlenen suçlardaki mevcut cezaları anlatarak başladı konuşmasına.

Av. Ballı, “Hayvana yönelik işlenen suçlarda hayvan sahipli ise 4 aydan 3 yıla kadar mala zarardan hapis cezası alabiliyor, sahipsiz ise cüzi miktarda para cezası ödüyor, siciline işlemiyor, fail aramıza karışıyor. Öncelikle bu ayrımın mutlaka kalkması lazım, ‘sahipli-sahipsiz hayvan’ ayrımını kabul etmiyoruz” dedi.

Pandemide yaşanan ihlallerin arttığına dikkat çeken Ballı, “Meclisten bu sefer umutluyduk. Mayıs 2019’da hayvan hakları araştırma Komisyonu çalışmalarına başlamıştı Ekim 2019’da tavsiye niteliğindeki raporunu meclise sundu rapor doğrultusunda kanun teklifi hazırlandığı söylendi ancak yoğunluk ileri sürüldü pandemi ileri sürüldü başka yasalar çıktı ama hayvanlara sıra gelmedi ve meclis tatil edildi. Pandemide ise çok fazla hak ihlali yaşandı. Pandemi sürecinde asılsız iddialarla evlerde yaşayan, aile bireyi olan hayvanlar sokağa terk edildi” diyen Ballı, toplumda infiale yola açan hayvan hakkı ihlallerinin yaşandığını ve bu ihlallerin cezasız kaldığını da hatırlattı.

Ballı, “Hayvana yönelik gerçekleştirilen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine ceza alt sınırını, yeni infaz yasasından önce 2 yıl 1 aydan başlamak üzere hapis cezası yaptırımı getirilmesini talep ediyorduk.

Ancak bu talebimiz yeni infaz yasası ile değişti çünkü bu talebimizin karşılığı yeni yasada 15 gün hapis cezası. Bu sebeple ceza alt sınırının 3 yıl olmasını talep ediyoruz” dedi ve yasal olan her şeyin meşru olmadığının altını çizdi.

Ballı sözlerine, “Biz herkes için adalet istiyoruz, toplumsal adaletin bir bütün olduğunu biliyoruz. Bunun için çalışmaya devam edeceğiz” diyerek son verdi.

Ocak – Haziran 2020 hayvan hakkı ihlalleri

Öykü Yağcı: “Marmaris’teki yunus parkı bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır”

Toplantının son konuşmacısı Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı oldu. Yağcı güzel bir haberle başladı konuşmasına: “Marmaris Hayvan Hakları Derneği (MAHAKDER) ilçedeki yunus parkının işletmesini yapan şirketin satış ofisi ve gösteri merkezine kilit vurulduğunu açıkladı. Marmaris Belediyesi Meclis Üyesi ve Muğla Barosu Doğayı Koruma ve Hayvan Hakları Komisyonu Temsilcisi Avukat Ayşegül Mungan ve Marmaris Hayvan Hakları Derneği’nden Tülay Yıldız ile irtibat halindeyiz.”

Yağcı, “Marmaris Belediyesi’ne yapılan bilgi edinme başvurusu sonucu ortaya çıkan ruhsatla ilgili bir sorun nedeniyle tesisin faaliyetlerinin askıya alındığı tahmin ediyoruz” dedi ve önceki yıllarda yunus parklarına karşı gerçekleştirilen eylemleri hatırlattı.

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun nihai raporunda, 10 yıllık kapsamlı mücadelenin sonucu olarak, Türkiye’de yunus parklarının yasaklanması ve mevcutların kapatılması tavsiye kararı olarak sunulduğuna dikkat çeken Yağcı, beklentilerini şöyle aktardı: “Marmaris’teki yunus parkı bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır”

Yağcı, “Marmaris’teki yunus gösteri ve terapi merkezi henüz tamamen kapatılmadı, belediye tarafından sadece mühürlendi. Bundan sonraki süreç çok daha önemli. Şu anda yunusların ve 1 bakıcının tesiste olduğunu öğrendik. Yasalarca tesisin ‘malı’ olarak görüldüklerinden bakım ve korunmalarından park sahipleri sorumlu. Tutsak ettikleri hayvanlara ise bazı hallerde Tarım ve Orman Bakanlığı el koyabiliyor. El konulmazsa, ne yazık ki sezon içi ve dışında yaptıkları gibi bu hayvanları satabilirler. Şu anda biz koruma için çabalıyoruz. Bu yönde kurumlara başvurularımızı & takibini yapmaya başladık.

Kaş ve Fethiye’den sonra bu tesisin de yasaklanması, yunus parklarının bulunduğu diğer şehir ve ilçelerde yereldeki mücadelelere ve tüm parkların kapatılması için TBMM’deki mücadelemize güç vermesi açısından çok önemli” dedi.

Eray Özgüner: “Hayvan Hakları Yasası için yapılacak eyleme de herkesin destek vermesi gerekiyor”

Basın toplantısı, 9 Kasım 2019’da hayatını yitiren HAKİM kurucusu, hayvan hakları savunucusu Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner’in konuşmasının ardından sona erdi. Eray Özgüner, “Hayvan hakları aktivistleri Meclis’te de sokakta da yıllardır mücadele etti. Artık bu yasanın hayvanların lehine çıkması gerekiyor. Hayvan Hakları Yasası için yapılacak eyleme de herkesin destek vermesi gerekiyor” dedi.

(*) Basın açıklaması metninin tamamını bu bağlantıda, TBMM’ye dair altı aylık hayvan hakları raporumuzu bu bağlantıda PDF olarak bulabilirsiniz.

Tüm ihlallere karşı bir aradayız.
05 Haz

Tarım ve Orman Bakanlığı’na: Hazine arazileri atların rehabilitasyon alanı için kullanılsın!

Basına ve kamuoyuna,

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Adalar’da fayton sömürüsünden kurtulan atları “tarım ve hayvancılığın desteklenmesi” kapsamında “yetiştiricilere, kamu kurum ve kuruluşlarına, yetiştirici birliklerine” bedelsiz verme kararını kabul etmediğimize dair 63 örgüt ve inisiyatifin imzacı olduğu bir metni 14 Mayıs’ta sizlerle paylaşmıştık. 

Hayvan hakları örgüt ve topluluklarının çağrısına kulaklarını tıkayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesaplarından, İstanbul Veteriner Fakültesi’ne 20 atın bedelsiz verildiğini duyurdu. Bunu kabul etmiyoruz!

Bununla birlikte bu defa da Adalar’da fayton sömürüsünden kurtulan atların haklarını korumakla yükümlü olan Tarım ve Orman Bakanlığı’na sesleniyoruz!

Tarım ve Orman Bakanlığı, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında korumakla ve sağlık durumlarını kontrol etmekle yükümlü olduğu atların, gerek Adalar’da gerekse Türkiye’nin birçok kentinde turistik gerekçelerle faytoncular tarafından yıllarca sömürülmesine, yasadışı şekilde nakillerinin yapılmasına, hasta edilip öldürülmesine göz yumdu. 5199 sayılı kanunun 24. maddesi gereğince Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren” kişilerin elinden atları alma ve hayvanları koruma altına alma yükümlülüğü olmasına rağmen bugüne kadar bu konuda hiçbir yetkisini kullanmamıştır.

Üstelik 23 Aralık’tan bu yana Tarım ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Nihat Pakdil imzasıyla Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’ne (OIE) gönderilen ve OIE web sitesinde kamuya açık biçimde paylaşılan toplam 11 raporun hiçbirinde öldürülen at sayısının 105’e çıktığı bildirilmemiş, yalnızca 81 atın Ruam sebebiyle öldürüldüğü aktarılmıştır.

Ekran görüntüsü OIE web sitesinden, WAHIS arayüzünden 28 Mayıs 2020’de alınmıştır.

Hatta Türkiye’de farklı dönemlerde meydana gelen Ruam salgınları basına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) raporlarına yansımış olmasına rağmen, 2005-2020 arası Türkiye’den OIE’ye gönderilen Ruam (glanders) bildirimlerinde yalnızca 2017 ve 2019’daki salgınların rapor edildiği görülmüştür. Öldürülen toplam at sayısı konusunda OIE’ye net ve güncel bilgi vermeyen Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri, salgının önlenmesi ve hayvan sağlığına yönelik uluslararası sorumlulukları konusunda da sınıfta kalmıştır.

Ekran görüntüsü OIE web sitesinden, WAHIS arayüzünden 7 Haziran 2020’de alınmıştır.

Yaşanan son Ruam salgını ile sistematik hale getirilmiş olan bu sömürünün hem hayvanlar hem de insanlar için nasıl bir tehdit olduğu ise nihayet anlaşıldı ve Adalar’da atlı faytonculuğun yasaklanması ile Adalar’da ve Türkiye çapında yeni bir süreç başladı.

Adalar’da 2011’den beri yalnızca Ruam kaynaklı en az 726 at öldü!

Hatırlatalım! TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun Meclis Başkanlığı’na sunduğu raporunda da belirtildiği gibi, Türkiye’de yalnızca Adalar bölgesinde 2011 yılından bu yana ne yazık ki net olmamakla birlikte 621 at (19 Aralık 2019 sayıları ile en az 726 oldu) Ruam hastalığı nedeniyle öldürüldü. Yine aynı rapora göre Ruam karantinası kurulmasına rağmen hastalık önlenemedi. 

Hem halk sağlığını tehdit eden hem de korumakla yükümlü olduğu hayvanların en temel haklarını yok sayan atlı faytonculuğa yıllarca göz yuman Tarım ve Orman Bakanlığı bugün, faytonları yasaklayarak atları satın alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bu atların kalan ömürlerini sömürüden uzak bir şekilde tamamlayabileceği rehabilitasyon merkezi için alan göstermek zorundadır. Yıllardır çeşitli nedenlerle devreye sokmadığı asli ve kanuni yükümlülüğünü bu kez ortak bir amaç için paylaşarak İBB yetkisindeki atlar için İBB ile ortak bir protokol imzalamalıdır.  

Hazine arazileri sadece “yatırım teşvik” etmesin: Atların rehabilitasyon alanına ihtiyacı var

Atların kalan ömürlerini sömürülmeden yaşayacağı rehabilitasyon alanı 2019 yılı Ağustos ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Milli Emlak Genel Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ‘inde açıkladığı karara istinaden sağlanabilir. Hazineye bağlı bu arazileri isteyen vatandaşlar Milli Emlak’ın resmi sayfasından görüntüleyebilir.

Hazineye bağlı bu arazi ve tarım alanları bugüne dek “yatırım teşviki” kapsamında sanayicilere ve çiftçilere bedelsiz ve/veya uzun vade-düşük ödeme seçenekleri ile verildi. 25 Mayıs tarihinde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında bu arazilerin bir kısmının bedelsiz verildiği bilgisini kamuoyu ile paylaştı. Bu araziler bugün, her yıl baş gösteren, yüzlerce hayvanın hayatını kaybetmesine neden olan ve insan sağlığını riske atan bir başka salgının da önüne geçmek, hayvan hakları konusunda örnek bir karar almak için atların sömürülmeden yaşayacağı rehabilitasyon alanına dönüştürülebilir.

Taleplerimiz

Taleplerimiz 2000’li yılların başından beri aynı: Fayton sömürüsünden hayatta kalan atlar artık sömürülmeyecekleri rehabilitasyon alanında yaşamalı!

Buradan hareketle Tarım ve Orman Bakanlığı’na sesleniyoruz:

  • Başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere kamunun ilgili bakanlıkları (yetkili kurumların hayvan hakları savunucuları ile paylaştığı bilgiye göre) 1235 at için uygun rehabilitasyon merkezi için alan sağlasın ve bu amaçla İBB ile ortak protokol imzalasın,
  • Tarım ve Orman Bakanlığı bu alanın inşası için katkı sunsun, 
  • Rehabilitasyon alanı inşası sırasında hayvan hakları örgüt ve oluşumları ile birlikte hareket edilsin,
  • Atların mevcut ve gelecekteki durumuna dair tüm süreçler şeffaf bir şekilde yönetilsin.

İmzacılar:

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği

Hayvan Hakları İzleme Komitesi

Yunuslara Özgürlük Platformu

Hayvanlara Adalet Derneği

Dört Ayaklı Şehir

Empati Derneği

VEGvorous

İstanbul Animal Save

Animal Save Ankara 

Yıldız Teknik Üniversitesi Vegan Vejetaryen Topluluğu

Yıldız Teknik Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü

İstanbul Şehir Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü

FMV Işık Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa/Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sempati Cerrahpaşa Kulübü

İstanbul Üniversitesi Hayvanları ve Hayvan Haklarını Koruma Kulübü

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hayvan Dostları Topluluğu  

Maltepe Üniversitesi Hayvan Dostları Kulübü 

Kütahya DPÜ Hayvan Haklarını Koruma Topluluğu 

İstanbul Gedik Üniversitesi Hayvanları Koruma Kulübü 

Sakarya Üniversitesi Doğa ve Hayvan Hakları Topluluğu

Galatasaray Üniversitesi Sokak Hayvanlarını Koruma Kulübü

Hitit Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü 

Atatürk Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü

İstanbul Medipol Üniversitesi Hayvanları ve Doğayı Koruma Kulübü

İstanbul Aydın Üniversitesi Etik ve Hayvan Hakları Kulübü 

İzmir Vegan İnisiyatifi

ODTÜ Hayvan Dostları

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HaykonFed)

Anadolu Hayvan Hakları Federasyonu

Karadeniz Hayvan Hakları Federasyonu

Ege Hayvan Hakları Federasyonu

Marmara Hayvan Hakları Federasyonu

Akdeniz Hayvan Hakları Federasyonu (Kurucular Kurulu)

Hayvan Özgürlüğü Kolektifi

Tiyatro Tanımsız

İstanbul Vegan İnisiyatifi

Yaşam Nöbeti

HerYerKazDağları

Deneye Hayır Derneği

Faytona Binme Atlar Ölüyor Platformu

Yük Hayvanlarını Koruma ve Kurtarma Derneği

Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi

Vegan Derneği Türkiye

02 Haz

Adaların Atları hayvanların özgürlüğünü istemiyor!

Adaların Atları hayvanların özgürlüğünü istemiyor!

Bu metni Adaların Atları Platformu’nun “özgürlük” yanılsamasına karşı yazıyoruz.

Adaların Atları Platformu, İstanbul Adalar’da fayton sömürüsünden kurtarılan atların Adalar’da yaşayanlara satılması ve atlı fayton sömürüsünün sürmesini talep eden bir oluşumdur.

Platform gerek basında gerekse sosyal medyada, yetkililerin şeffaf olmaması ve biz hayvan özgürlüğü aktivistlerinin etkili bir kampanya örgütleyememesi söylemi üzerinden fırsat yaratarak Adalar’da akıbeti belirsiz olan atların yeniden faytonlara koşulmasını talep ediyor ve bu taleplerini “hayvan refahı” ile açıklamaya çalışıyor.

“Adalar Postası”, “Dünya Mirası Adalar” gibi bir takım oluşumların fayton yanlısı taleplerini savunan Adaların Atları Platformu’nun atlı fayton işkencesinin yasaklanmasının ardından kurulduğuna dikkat çekmek istiyoruz. Bu ekibin üyeleri, 19 Aralık’ta atların Ruam nedeniyle öldürüldüğü, hayatta kalan atların karantinaya alındığı süreçte atların özgürlüğü için mücadele eden Yaşam Nöbeti’ne ve ardından konunun takibini sürdüren hayvan hakları oluşumlarına destek vermedi. Üstelik bu süreçte bireysel hesaplardan, farklı medya organlarından ve Adalar’a dair çeşitli sosyal medya profillerinden faytoncular ile birlikte içerikler oluşturarak atlı fayton yanlısı paylaşımlar yapmışlardır.

Dahası, İstanbul Adalar’da atlar yaz-kış demeden faytonda çalıştırılırken, 25-30 yıllık ömürleri 2 yıla düşerken ve fayton sömürüsü nedeniyle ölen atların bedenleri denizlerden, çöplerden toplandığı dönemlerde de onları görmediniz. Hatta her sene Ruam nedeniyle yüzlerce at hayatını kaybederken, bu ölümler basına yansırken onların sesini yine duymadınız.

Bugün ise Adaların Atları Platformu gerçekleri saptırarak ve şeffaf veriler sunmayarak kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor, aldatıyor; atların sömürülmeden yaşayacağı koşulsuz şartsız özgür bir hayat için mücadele eden hayvan hakları aktivistleriyle aynı taleplerde bulunuyormuş gibi çarpıtılmış bir imaj çizmeye çalışıyor.

Bu ekip açıklamalarında yıllardır usulsüz şekilde Adalar’a atları sokan, yasal yükümlülükleri olmasına rağmen sağlık kontrolü ve düzgün beslenme gibi atların refahına yönelik hiçbir sorumluluğu almayan faytonculara mikrofon uzatmaya devam ediyor. Hem atların hem halkın sağlığını tehlikeye atan faytoncular ile söz birliği yaparak Adalar’da atların çeşitli şekillerde insan menfaati için sömürülmesi amacıyla çabalıyor.   

Hayvan özgürlüğü aktivistleri olarak Adalar’da fayton sömürüsünden kurtulan atların çiftçilere verilmesi ve/veya yeniden Adalılara satılması dahil sömürünün süreceği hiçbir sonucu çözüm olarak kabul etmiyoruz! Atların koşulsuz şartsız özgürlüğü için mücadelemize devam ediyoruz. Bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni şeffaf olmaya, süreci hayvan hakları aktivistleri ile bir arada yürütmeye davet ediyoruz.

Basını ve kamuoyunu da Adaların Atları Platformu benzeri; sömürüden, hayvanlar üzerinden elde edilecek ranttan yana olanlara sırt çevirmeye çağırıyoruz.

Özellikle hak temelli habercilik yapan alternatif medya organlarının atların en temel yaşam haklarının ihlalini savunan Adaların Atları Platformu benzeri oluşumların dezenformasyonlarına alan açmamalarını talep ediyoruz.

Unutmayalım, haklar bütündür. Atların özgürlüğü ve temel yaşam haklarının korunması insan hakları açısından önemli bir yeri de işaret eder: Ya hep beraber ya hiçbirimiz!

20 May

Havai fişekler kuşlara nasıl zarar veriyor?

Çizim: Aslı Alpar

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Türkiye’nin dört bir yanında bir kez daha havai fişekler ile kutlandı. Belediyeler paylaşımlarında havai fişek gösterileriyle övünürken, sosyal medya platformlarında binlerce kişi yine doğaya, hayvanlara ve insanlara verdiği zarar yüzünden havai fişek kullanımının yasaklanmasını istedi.

Tam da yavru mevsiminde olduğumuz bugünlerde çatılardan tiz seslerini duymaya alıştığımız kuş yavruları acaba havai fişekler patlatılırken neler yaşadı? Erişkinler nasıl zarar gördü?

Yardıma ihtiyacı olan kuşlara “gökyüzü olmak için” çabalayan Simurg Kuş Yuvası Derneği’ne sorduk, derneğin yönetim kurulu başkanı Alaz Uslu yanıtladı. Üstelik derneğin koruma altına almasının ardından korkularını aşan Kivi adlı bir kuşun umut verici kısa öyküsüyle…

“Merhaba güzel insanlar, diyeceğimiz tek şey zararlı ve tehlikeli olduğu. Bizzat birlikte yaşadığımız kuşlardan bahsedelim. 

Her evde olur, üst raftan atıyorum bir kitap düşer ve pat diye ses çıkar ya… O burada olduğunda bile kuşlar korkuyor, bir hopluyor.

Kuşlar sese çok duyarlı hayvanlar. Avlanma becerilerinde bile birçoğu duyma yetilerini kullanıyor. Mesela karatavuk (Turdus merula) güvercinden küçük, serçeden büyük boyutlarda bir kuş. O kadarcık hayvan toprağı dinleyip altındaki solucanı duyuyor. Ya da bir kulaklı orman baykuşu karın altında kalan avını görmeden yalnızca dinleyerek buluyor. Ya da havada uçan birçok böcekçil kuş türü böceklerin vızıltısını dinliyor. Ya da kuş öten bir hayvan. Ötmek bize hoş geliyor. Ama aslında kuşlar ve başka hayvanlar arasındaki bir iletişim metodu.

Duymanın yine önemi büyük. Havai fişek denilen olayda çıkan gürültü kirliliği tüm gecenin sessizliğinde aniden oluyor. Kuşlar hopluyor. Panikliyor. Uykularında böyle birşeyle karşılaşınca korkudan kalp krizi geçirebiliyorlar. Ölebiliyorlar. Uyku dallarından fırladıklarında zifiri karanlıkta veya araba ışıkları, parlak şehir ışıkları iyice kafa karıştıran bir boyuta geliyor ve gece görmeyen gündüz kuş türlerini o karanlıkta ölüme sürüklüyor. Sesten korkup yerinden kalkıyor ama ölüm sebebi yola düşüp ezilme olabiliyor. Ya da sert bir yere çarpma olabilir. Yani hem doğrudan hem dolaylı olarak kuşları ölüme sürükleyebiliyor.

Eğer burada kuşlar gece uyurken ben bir kitap düşürsem hayvanlar çok korkar. Kalp krizi geçirebilirler ya da yaralanabilirler. Gece uykularında çok sakin yanaşıyoruz ve sessizliğe özen gösteriyoruz. Özellikle depremi birlikte yaşadığımız kuşların uykularında herhangi bir faktör karşısında nasıl tepki verdiğini düşüneceksek, serseri mayın gibi karanlıkta çırpınırken sağa sola çarpmaya bağlı olarak uçma için en gerekli olan primer tüylerini yitiriyorlar. Ve uçamaz hale geliyorlar. 1 aydan fazla uçamaz olarak yoğun ilgiye muhtaç kalıyorlar. Doğada alan daha geniş ama yükseklik ve mesafeler fazla. Çarpma etkisi büyük olabilir. Tüy kaybı yaşanmadan da yaralanma ve ölüm gelebilir.

Biz hemen müdahale ediyoruz tabii. 7/24 kuşlarımızla birlikteyiz.

Çok duygusal ve acıklı bir hikaye ile sonlandıralım: Bir turuncu kanatlı Amazon papağanı kızımız var. Kivi. 4  buçuk yaşında. Bize geldiğinde 1 yaşında bebekti. Gök gürültüsünden inanılmaz korkar ve ağlamaya başlardı. O zaman kucağımızda sakinleşirdi. Artık geçti, aştık bu sorunu.

Neyse ki artık şehirden uzaktayız. Trafik yok, insan sesi yok. Havai fişek yok. Arada bir gençler yüksek sesle müzik açıyor arabalarıyla gelip. Bir de bahçede otururken baykuşlar var etrafta onların sesini dinliyoruz.” 

Kiki (sağda), iyileşme sürecinde kendisini yalnız bırakmayan dostlarından biriyle… Alaz Uslu, Kiki’nin fotoğrafını bize yollarken, rehabilitasyon aşamasında başka türlerin de birbirine destek verdiğini hatırlatıyor.

TBMM’ye: #HavaiFişeklerYasaklansın

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun Ekim 2019’da Meclis Başkanlığı’nda sunduğu raporda havai fişeklerin:

  • Kuşların göç yolları üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu,
  • Hayvanların gürültüden ve rahatsız edici unsurlardan uzak durmak istedikleri,
  • Doğal yolları bozulduğu için popülasyonlarının olumsuz etkilendiği,
  • Yavrular ve anaçların gürültüden panik olarak kötü etkilendikleri,
  • Göçmen kuşların bu panikle yollarını kaybettikleri,
  • Panik sırasında sağa sola çarpmalarının yaralanmalara ve ölümlere yol açtığı belirtiliyor.

Üstelik rapor ek olarak, havai fişek kullanımı sonucu ortaya çıkan ve insan sağlığına olumsuz etki ettiği bilinen maddelere dair şu bilgileri de veriyor: “Çalışmalar sonucunda havai fişek gösterileri sırasında, çeşitli metalik elementlerin havada yüksek derecede bulunduğu ölçülmüştür. Bu elementler; alüminyum, baryum, bakır, stronsiyum, antimon, kurşun, magnezyum ve potasyum. SO2, azot dioksit (NO2), nitrik oksit, PM10, toplam asılı partikül (TSP) maddesi, PM1, PM2, PM2.5, benzen, toluen, etilbenzen ve ksilen-uçucu aromatik bileşikler (BTEX), perklorat ve klorürdür. Havai fişeklerin patlarken çıkardıkları yüksek ses aynı zamanda çevre kirliğine sebep olmakta ve insanları rahatsız etmektedir” (Uzmanlar aynı zamanda havai fişeklerin özellikle yaşlılar, çocuklar ve otizmli bireylerde korku, panik atak ve endişe haline neden olduğu için bir risk faktörü olduğunun altını çiziyor).

Komisyon raporunda, bu durumun önlenmesi amacıyla havai fişek izninin sıkı kurallara bağlanarak istisnai bir durum haline getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Ancak havai fişek kullanımının istisnalar ile sınırlandırılması yeterli değil. Çünkü “can alabilen bir istisna” kabul edilemez. Tavsiye kararının bu şekilde yasalaşmasıyla ileride karşılaşabileceğimiz herhangi bir istisnanın hiçbir canlının yaşamına mal olmasını istemiyoruz.

Siz ne yapabilirsiniz?

Sosyal medya üzerinden ilinizi temsil eden milletvekillerine, belediye başkanlarına, valilere ve TBMM’deki siyasi partilere her fırsatta çağrı yaparak havai fişeklerin yerelde ve Türkiye çapında yasaklanmasını, her türlü kutlama için doğa, insan ve hayvan dostu alternatiflere geçilmesini talep edebilirsiniz.

Mahallenizde komşularınızdan ve esnaflardan imza toplayarak belediye başkanınızdan randevu alıp havai fişek kullanımını yerel düzeyde sonlandırmak için semt sakinleriyle birlikte harekete geçebilirsiniz. Hazırlayacağınız imza metni için sayfamızdaki bilgilerden ve change.org sitesinde yaklaşık 50 bin imzaya ulaşmış olan İstanbul özelindeki kampanyadan faydalanabilirsiniz.

21. yüzyılda canlılara zarar vermeyen seçenekler varken, bu tehlikeli ve çağdışı kutlama/eğlence anlayışına bir an önce son verilsin; havai fişek kullanımı Türkiye çapında yasaklansın.

19 May

Hayvanat bahçesi tasarım yarışmasına dair TMMOB Gaziantep ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne çağrımız

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Yunuslara Özgürlük Platformu ortak görüşü: “Koşulları ne olursa olsun hayvanat bahçeleri esir kampıdır”

Fotoğraf: Yeryüzüne Özgürlük Derneği, Nisan 2014

TMMOB Mimarlar Odası Gaziantep Şubesi’nin Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile birlikte “Hayvanat Bahçesi Giriş Kapısı Fikir Projesi Yarışması” düzenlediğini büyük bir üzüntü ve şaşkınlıkla öğrenmiş bulunuyoruz. Türkiye çapındaki hak ve adalet arayışlarına destek vermeyi sorumlulukları arasında gören ve her türlü zorbalığa karşı yaşam hakkını savunan TMMOB gibi bir mesleki demokratik kitle örgütünün, hayvan hapishaneleri olan hayvanat bahçelerine bu yolla destek vermesi kabul edilemez bir çelişki.

Mimarlara yönelik düzenlenen yarışma duyurusunda ‘kültür, sanat, bilim ve çevre değerlerinin yarışma yolu ile geliştirilmesi’ ve ‘güzel sanatların teşvikine uygun ortam sağlanması’ hedeflendiği belirtilmiştir. Ancak konu itibarıyla bahsi geçen değerlere aykırı böylesi bir yarışmada ortaya çıkabilecek tek sonuç, güzel sanatların hangi ticari çıkarlara hizmet edeceği ve hangi mimarın ömür boyu esaret işkencesini daha cazip, daha kabul edilebilir ve daha gösterişli hale getireceği olabilir.

Hayvanat bahçeleri; hayvanların hem fiziksel hem de psikolojik olarak zarar gördüğü, doğuştan gelen özgürce yaşama haklarının gasp edildiği ve ‘eğitim, koruma, hayvan sevgisi’ maskesi altında hayvan sömürüsünün normalleştirildiği tecrit merkezleridir.

300 türden 7 bin 500 hayvanın alıkonduğu ve ‘Fok Evi’ adı verilen alanda fokların doğalarına aykırı hareketlerle gösteri yapmaya zorlandığı Gaziantep Hayvanat Bahçesi de Türkiye’deki tecrit merkezlerinin en büyüğüdür. Tesis, daha önce fayans bir zeminde tek başına oturan maymun görüntüleriyle, Sudan Devlet Başkanı tarafından Recep Tayyip Erdoğan’a hediye edilen yavru aslanların dört duvar arasındaki fotoğraflarıyla pek çok kez gündeme gelmiş ve hayvan hakları savunucuları tarafından boykot edilmiştir.

Web sitesinde tesisin ‘portföyünü sürekli zirvede tuttuğu’, ‘farklı türdeki hayvanlar için doğal ve ekolojik yaşamlarına uygun barınaklar’ inşa ettiği ve dünya standartlarında olduğu vurgulanmıştır. Kullanılan dil bile, Gaziantep Hayvanat Bahçesi’nin tıpkı diğer hayvan hapishaneleri gibi, hayvanlara ne denli ticari bir bakış açısıyla yaklaştığını, onları ürün yelpazesi gibi lanse ederek birer nesne olarak gördüğünü ve bu şekilde reklam malzemesi yapmakta beis görmediğini kanıtlıyor.

Tesisteki hayvan listesinde yer alan hipopotamlar, kaplanlar, zebralar, pitonlar, zürafalar, şempanzeler, kangurular, foklar, tropik balıklar ve kuşlar bu iklime, bu coğrafyaya ait değildir ama burada kapana kısılmış, ömür boyu hapsedilmiş ve ailelerinden koparılmış durumda yaşamaya mahkûm edilmektedir. Bu hayvanların ‘barınağı’ olmaz; olmamalıdır. Onların tek barınağı, çevresi teller, kafesler veya duvarlarla sınırlandırılmamış, dünyanın bir diğer ucundaki doğal yaşam ortamlarıdır.

Hayvanların daha ‘insanî’ koşullarda sömürülmesini normalleştiren hayvanat bahçelerinde hayvanlara teşhirlik mal muamelesi yapılması ve hayvanların alay konusu edilmeleri kabul edilemez. Esaret koşullarının hüküm sürdüğü ve köle pazarı gibi ziyaretçilere açıldığı hayvan hapishanelerinin 21. yüzyılda yeri olmadığı gibi, özgür ve eşit bir toplum için mücadelesini her alanda sürdüren TMMOB ile de herhangi bir işbirliği olamaz.

Hak ve özgürlüklere el konulduğu hallerde sesini yükseltmekten çekinmeyen TMMOB’un bir an önce bu yanlıştan dönmesini ve yarışmadan çekilmesini talep ediyoruz.

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan hayvanat bahçesinin ise, TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu nihai raporunun tavsiye kararında da belirtildiği üzere, bir an önce yeni hayvan alımını durdurup halihazırda esaret altındaki hayvanların yaşam hakkını koruyarak bu alanı yaban hayat rehabilitasyon ve tedavi merkezine dönüştürmesi için çağrı yapıyoruz.

(*) 9 Kasım 2019 tarihinde kaybettiğimiz dostumuz ve yol arkadaşımız HAKİM kurucusu Burak Özgüner, 2014 yılında Yeryüzüne Özgürlük Derneği adına, Gaziantep Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Naile Uzun ile birlikte Gaziantep Hayvanat Bahçesi’ni ziyarete gitmiş, tanık olduğu ihlallerin bir kısmını, hayvan hakları savunucularının talepleriyle birlikte basına ve kamuoyuna aktarmıştı.

– – – –

Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi’nin çağrı metni: “Hayvan Hapishaneleri İçin De İyi Tasarım Yoktur”

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve TMMOB Mimarlar Odası Gaziantep Şubesi iş birliğiyle düzenlenen hayvanat bahçesi tasarım yarışmasına dair:

Pandemi günlerinde, bu süreçte sahada çalışmak zorunda olanlar dışında, toplumun “şanslı” kesiminin evlere kapandığı bir dönemden geçiyoruz. Elimizdeki imkanlarla kendimiz için en işlevsel, en estetik hale getirdiğimiz konutlarda ayları bulan karantina süreci, baharın da gelmesiyle pek çoğumuz için bir tür esaret haline dönmeye başladı. Başta bu süreci daha ağır atlatması muhtemel kesim olarak uzun süredir sokağa çıkma kısıtı olan çocuklar, 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı bulunanlar için kamusal imkanlarla ve gönüllü psikologların desteğiyle online seminerler arttı, evden psikolojik destek süreçleri başlatıldı.

Günlük yaşam pratiklerinden bir salgın sebebiyle ayrı düşen bizler, gerçek hayatlarımıza özlemimizi büyütürken, her canlı için yaşanabilir çevreler mücadelesinin günlük ihtiyaçlarımızdan bağımsız bir talep olmadığı üzerine düşünebilecek yeterli zamana ve deneyime de sahibiz artık.

Tam da bu noktada, henüz kendi sıkışmışlığımızı aşamadan başka canlıları tecrit eden, onları kendi doğal ortamlarından koparıp, tercihleriyle şekillenmeyen mekanlarda, turizm ve eğlence sektörünün birer metası haline getiren alışkanlıklarımız için de söyleyecek sözümüz olmalı. Eğlence arayışlarımızın tahakküm kurma sebebi, mimarlık mesleğinin bir suçun parçası, “iyi tasarım” kriterinin her alanda bir aklama aracı olmasının karşısında kararlıca durabilmeliyiz.

Tecrit her canlı için işkencedir

18.05.2020 tarihinde Arkitera üzerinden yayınlanan bir haberle, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve TMMOB Mimarlar Odası Gaziantep Şubesi iş birliğiyle düzenlenen “mimarlık mesleğine yaraşır” bir hayvanat bahçesi tasarım yarışması çağrısı yapıldı.

Çağrıda geçen ifade ile “Gaziantep ili sınırları içerisinde bulunan yılda yaklaşık 4 milyona yakın turisti ağırlayan ülkemizin en büyük hayvanat bahçesi için şehrimize ve mimarlık mesleğine yaraşır, bundan sonraki tasarımlara katkı sağlayacak, mimarlığa ve tüm mühendislik hizmetlerine uygun, özgün önerilerin geliştirilerek giriş kapısı ve donatıların tasarımı” amaçlanıyor.

Oysa tüm canlıların yaşama hakkına saygılı bir mimarlık anlayışı, iklim değişikliği sebebiyle kendi habitatında bile yaşam savaşı veren canlılar için bireysel ve toplumsal tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmeyi teşvik etmekten başlamalı; hayvanları tecrit eden, doğal ortamlarından koparan, sakinleştirici ilaçlarla ve makul hareket serbestisi olarak adlandırılmış bir alanda seyirlik objeler halinde sunulmasını sağlayan, hayvan hakları aktivistlerinin her fırsatta göz önüne serdiği şiddet olaylarına maruz bırakan böylesi mekanların kapatılması ve tasarımını boykot yönünde olmalıdır. Tecritin her canlı için bir işkence olduğunu görmezden gelerek, bu yöndeki çağrılara kulak tıkamak bizleri ancak bir suçun parçası yapabilir.

“Koşulları ne olursa olsun hayvanat bahçeleri esir kampıdır” (1)

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)’in Ocak 2020 ayı Hayvan Hakları İhlalleri raporunda Türkiye’de bulunan 41 hayvanat bahçesinde en az 16 bin hayvanın esir tutulduğu belirtiliyor. Bu alanlarla ilgili güncel veriye ulaşılamadığı, bilgi edinme başvurularının her seferinde cevapsız bırakıldığı, yetkili kurum olan Tarım ve Orman Bakanlığı üzerinden de herhangi bir süreç işletilemediği özellikle vurgulanıyor. 300 tür ve 7.500 adet hayvanıyla Gaziantep Hayvanat Bahçesi de Türkiye’nin en büyük hayvanat bahçesi ve HAKİM raporunda geçen esir hayvanların büyük kısmı burada tutuluyor. Yine hayvan hakları aktivistlerinin basına yansıyan gözlemlerine göre Gaziantep’te tutulan hayvanların koşullarının hiç de iyi olmadığı anlaşılıyor. (2)

Peki biz mimarlar? Kamunun gözlem ve denetiminden kopuk bir şekilde işletilen böylesi mekanların canlılar için iyi bir alternatif olduğunu söylememiz, bunu kabul etmemiz nasıl mümkün olabilir?

Barınaklardan yansıyan görüntüler, sokak hayvanları için seferber edilmeyen imkanlar, gösterilerdeki hak ihlalleri ortadayken kar amaçlı böylesi işletmelerde “en iyi tasarım” kriterini nasıl belirleyeceğiz?

Mecliste uzun süredir tartışılan, yasalaşması için büyük çabalar sarfedilen Hayvan Hakları Kanunu için açıklanan Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tavsiye raporunda yeni hayvanat bahçesi açmamak kararı varken ve hayvan hakları savunucuları mevcut tesislerin yaban hayat rehabilitasyon merkezlerine çevrilmesini talep ederken, kendi kurumlarımız aracılığıyla tersi bir çağrının parçası mı olacağız?

Boykot etmeye çağırıyoruz!

İnsanın kendi cinsi dışındaki canlılara yaşama alanı bırakmadığı, üzerlerinde hak iddia ettiği, ekonominin bir girdisine çevirdiği bir hâkim ideolojinin mimarlık anlayışını reddediyor, TMMOB Mimarlar Odası Gaziantep Şubesi yöneticisi meslektaşlarımızı bu yanlıştan dönmeye çağırıyoruz. TMMOB, tarihsel birikimiyle demokrasi ve yaşanabilir çevreler mücadelesinin önemli bir bileşenidir; bu mücadeleyi geri noktaya düşürmek yerine geliştirmeye dönük politikalar üretmek her biriminin görevi olmalıdır diye düşünüyoruz.

Bu vesile ile jüri üyesi meslektaşlarımız dahil tüm meslektaşlarımıza da, öneri nereden gelirse gelsin herhangi bir canlıyı tecrit eden tasarımları boykot etme çağrımızı tekrarlıyoruz!

Mimarlıkta Dayanışmacı Taban Hareketi, 18 Mayıs 2020

(1) Alıntı yaptığımız söz, yakın zamanda kaybettiğimiz hayvan hakları aktivisti Burak Özgüner’e aittir.

14 May

Tarım ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sorumluluklarını hatırlatıyoruz

Metnimiz halen imzaya açıktır. Destek vermek için bize sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz.

İstanbul, Adalar’da Aralık ayında faytonlarda sömürülen 105 at ruam salgını nedeniyle öldürülmüş, hayatta kalan atlar ise 3 ay boyunca karantinada tutulmuştu. Hayvan hakları aktivistlerinin kurduğu Yaşam Nöbeti, atların yaşam hakkı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde oturma eylemine başlamış ve İBB’nin 16 Ocak’ta atlı faytonu yasaklamasının ardından eylemi sonlandırmıştı.

Bu açıklamayı Tarım ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB), İstanbul Adalar’da 20 Aralık’ta ruam salgını yüzünden karantinaya alınan, üç aylık karantina süresi dolduktan sonra adalarda tutulan ve akıbeti belli olmayan atlara karşı sorumluluklarını hatırlatmak amacıyla yazıyoruz.

Biz hayvan hakları savunucuları Adalar’da faytonların yasaklanması ve faytonlarda çalıştırılan atların İBB tarafından satın alınması sürecini yakından izledik. Ağır çalışma, barınma ve yaşam koşulları altında önemli bir kısmı ölümün kıyısına gelen çok sayıda atın İBB tarafından satın alınması ve Büyükada’da toplanması sürecinde atların yaşam hakkının garanti altına alınması ve rehabilitasyon şartlarına kavuşturulması için elimizden gelen tüm çabayı harcadık. Bugün de Büyükada’da tutulan yaklaşık 1200 yetişkin atın ve çok sayıda yeni doğan tayın geleceği hepimizin en önemli gündemlerinden biri olmaya devam ediyor.

Ancak bu süreçteki son gelişmenin İBB Meclisi’nin hayatta kalan atları, “tarım ve hayvancılığın desteklenmesi” kapsamında “yetiştiricilere, kamu kurum ve kuruluşlarına, yetiştirici birliklerine” bedelsiz verme kararı olduğunu kamuoyu ile paylaşmak isteriz. Bu karar kabul edilemez!

Atların fayton işkencesinden kurtarılması için mücadele eden bizler, onların daha az görünür ve uzaklarda asla takip ve tahmin edemeyeceğimiz başka sömürü alanlarına gönderilmesini kabul etmiyoruz! 

Adalarda fayton işkencesinden kurtarılan atların çöp, hurda ve taşıma işlerinde “at arabası”nda sömürülmesine devam etmeyeceğinin garantisi yoktur. İBB’nin bu kararı açıkça “atlar, adı fayton olsun, atlı araba olsun, başka şey olsun öldürülene kadar sömürülsün” demektir.

Sorumluluğu üzerinden atmayı hedefleyen bu karar, daha önce hayvan hakları savunucularına verilen “doğal yaşam koşullarına uygun rehabilitasyon alanlarında ölümlerine kadar korunacakları” sözünün yetkililer tarafından tutulmayacağını gösteriyor. Bu atlar artık özgür ve güvende olmak zorunda. Hayvan hakları savunucularına verilen sözler unutulup, haklar yok sayılamaz!

Talebimiz ilk günden beri açıktır: Yıllarca faytonlarda sömürülen atlar doğal yaşam koşullarına uygun rehabilitasyon alanlarına alınmalı ve yaşamlarının sonuna dek korunmalı.

Buradan hareketle soruyoruz; 

  • İBB, hayvan hakları savunucuları ve fayton sömürüsünden kurtarılan atlar için kabul edilemez olan bu meclis kararından vazgeçecek mi? Hayvan hakları savunucularına verdiği sözleri tutacak mı?
  • İBB, hayvan hakları savunucularının 2000’li yılların başından bu yana süren fayton karşıtı mücadeledeki talebi olan fayton sömürüsünden kurtarılan atların yaşayacağı rehabilitasyon merkezinin inşasına başlanacak mı?
  • Tarım ve Orman Bakanlığı ile İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü rehabilitasyon alanının inşası için katkı sunacak mı, atların sömürülmeden yaşayacağı rehabilitasyon merkezi için arazi sağlayacak mı?”

İmzacı örgütler ise şöyle (*): 

Hayvanlara Adalet Derneği, Yunuslara Özgürlük Platformu, Hayvan Hakları İzleme Komitesi, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Düşünce Suçu(!?)na Karşı Girişim, Dört Ayaklı Şehir, İstanbul Vegan İnisiyatifi, Yeryüzü Vegan Kolektifi, Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi, Veganizm Özgürlüktür, Deneye Hayır Derneği, Başka Bir Hayat Diliyorum Derneği, Hayvanlarla Dayanışma İnisiyatifi (HAYDİ), Yaşam Nöbeti, Vegan Derneği Türkiye, Çanakkale Vegan İnisiyatifi, Samsun Vegan İnisiyatifi, VEGvorous, İTÜ Vegan Topluluğu,Adalar Savunması, Yokokuş İsyanı, Türlerin Yaşam Hakkı Hayvan Özgürlüğü Kolektifi, Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü (BUSOS) , Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Hakları Topluluğu (BUHAY), Ankara Animal Save, İstanbul Animal Save, İzmir Vegan İnisiyatifi, Patileri Koruma Derneği, Yük Hayvanları Koruma ve Kurtarma Derneği, Bizim Sokağın Çocukları, Hatay Vegan Topluluğu, Faytona Binme Atlar Ölüyor, Didim VegFest, Alakır Nehri Kardeşliği, Sarıyer Kent Dayanışması, Devrek Sevimli Patiler, Polen Ekoloji, Her Yer Kazdağları, Kaz Dağları Kardeşliği, Kazdağları İstanbul Dayanışması, Kuzey Ormanları Savunması, Ent Dergi, Yıldız Teknik Üniversitesi Vegan Vejetaryen Topluluğu, Yıldız Teknik Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü, İstanbul Üniversitesi Hayvanları ve Hayvan Haklarını Koruma Kulübü, Sakarya Üniversitesi Doğa ve Hayvan Hakları Topluluğu, DPÜ Hayvan Haklarını Koruma Topluluğu, Maltepe Üniversitesi Hayvan Dostları Kulübü, Galatasaray Üniversitesi Sokak Hayvanlarını Koruma Kulübü, İzmir Ekonomi Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü, Atatürk Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü, Hitit Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü, İstanbul Şehir Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü, Işık Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü, İstanbul Medipol Üniversitesi Hayvanları Ve Doğayı Koruma Kulübü, Marmara Üniversitesi Hayvanları Koruma Kulübü, Bahçeşehir Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü, İstanbul Gedik Üniversitesi Hayvanları Koruma Kulübü, İstanbul Aydın Üniversitesi Etik ve Hayvan Hakları Kulübü, Empati Hayvan Hakları Eğitimi ve Şiddetsizlik Derneği, Diyarbakır Barosu Hayvan Hakları Merkezi, Simurg Kuş Yuvası Derneği, Kocaeli Üniversitesi Doğa ve Hayvan Dostları

(*) Tiyatro oyuncusu sevgili Nur Sürer de çağrımıza bireysel olarak destek olmuştur; kendisine ayrıca teşekkür ederiz.

09 Nis

Çevresel Uygulamalarımız Koronavirüs Benzeri Salgınları Daha Mümkün Kılıyor

Salgınların hikayesini anlatma şeklimiz bizi “doğanın kurbanları” olarak resmediyor. Gerçek ise tam tersi.

Yazı: Sigal Samuel, Vox.com, 31 Mart 2020

Çeviri: Ozan Kara

“Çevresel ve sosyal politikalarımız -ormanları yok etmek ya da barınma krizine çözüm bulamamak gibi- daha önce zararsız olan bir mikrobun yıkıcı bir salgına yol açmasını çok daha olası hale getiriyor.” Bu 2017’de ‘Pandemic’ kitabını yazan Sonia Shah’in argümanı. Shah, çok sayıda salgını inceledikten sonra insanların bu salgınlarda büyük ve göz ardı edilen bir rol oynadığını gördü.

Sigal Samuel: Birçok kişinin aklındaki yerleşik anlayış, koronavirüs salgınının suçlusunun ‘egzotik’ hayvanlar olduğu yönünde. Yani onların kirli olduğu ve bizleri öldürmek için can atan sayısız patojen barındırdığı fikri… Bu söylem neden hatalı?

Sonia Shah: Öncelikle bizler de kendi bedenlerimizde birçok mikrop barındırıyoruz. İnsanlar sürekli olarak daha sonra patojenlere (hastalık yapıcı etkenlere) dönüşen mikropları hayvanlara bulaştırıyorlar; yani bizler de başka türler için hastalık kaynağıyız. Ancak hiçbirimiz bunun hakkında konuşmuyoruz.

Yabani hayvanlar ile insan bedeni arasına yollar inşa ediyoruz. Şehirlerimiz, madenlerimiz, çiftliklerimiz için büyük miktarda arazi kullanıyoruz ve bunu yaparken habitatlarını yok ediyoruz. Her gün 150 canlı türünün yok olmasının sebebi bu. Geriye kalan canlılar ise, onlara bıraktığımız küçük yaşam alanlarına sıkışmak zorunda kalıyorlar.

Yarasaların yaşadığı ormanı yok ederseniz öylece çekip gitmezler; arka bahçenizdeki ağaçlara tünerler. Bu da onların dışkılarıyla temasınızı daha kolay hale getirir.

Sigal Samuel: Savunduğunuz şey daha bütünsel, sistemler arası bir yaklaşıma benziyor.

Sonia Shah: Dünya çapında güncel bir akım var; buna “tek sağlık” deniyor. Yani insan sağlığı hayvanların, ekosistemlerin ve diğer toplumların sağlığıyla bağlantılıdır. Bu bağın etkenlerini kapsamlı bir şekilde incelemeliyiz, zira sorunun temeli burada yatıyor. Aksi takdirde yayılmaya devam edecek sorunların yalnızca üstünü çizmekle kalırız.

Sigal Samuel: Aslında kene kaynaklı hastalıklara baktığımızda, örneğin laym (lyme) hastalığında da benzer bir nokta dikkatimi çekiyor.

Sonia Shah: Evet, laym ile ilgili durum da benzer. ABD’nin kuzeydoğusundaki el değmemiş ormanlarda, bir zamanlar zengin bir biyoçeşitlilik vardı; bu ormanlarda keseli sıçan ve çizgili sincap gibi orman türleri yaşıyor, kene popülasyonunu kontrol altında tutmada büyük rol oynuyorlardı. Fakat son 50 yıl içinde şehrin çeperleri ormanlara doğru genişledikçe keseli sıçan ve çizgili sincap gibi hayvanların sayıları görece azaldı. Şimdi daha çok, kene popülasyonuyla küçük ölçekte mücadele edebilen beyaz ayaklı fareleri ve geyikleri görüyoruz. Keseli sıçanlar sadece kendini temizlerken bile haftada yüzlerce kene yok ederken beyaz ayaklı fareler haftada yalnızca 50 tanesini yok edebiliyor. 

Yani daha az keseli sıçan olduğunda, daha fazla kene olacaktır. Ve buna bağlı olarak da lyme gibi kene kaynaklı hastalık salgınlarına yakalanma olasılığınız da artacaktır.

Sigal Samuel: Koronavirüsün Çin’deki bir canlı yabani hayvan pazarından yayıldığı gerçeği, beni diğer ülkelerdeki endüstriyel hayvancılık sistemi hakkında düşünmeye itiyor. Bu tesislerde çok sayıda hayvan kalabalıklar halinde sıkıştırılmış durumdalar. Koronavirüs krizi et üretimine dair düşüncelerimizi gözden geçirmemiz için bir uyarı mıdır? 

Sonia Shah: Bu tesisler saatli bomba gibiler ve mevcut krizle yüzleşmeyi bitirdiğimizde de hala var olacaklar. Farkına varmamız gereken şey şu: Salgınların, iklim değişikliği afetlerinin hepsi, gezegen üzerindeki ayak izimizle ilişkili. Şimdiye dek doğal kaynakların çoğunu kullanageldik ve artık bunların faturasını ödüyoruz. Doğayla aramızdaki ilişkinin temellerini gerçekten değiştirmediğimiz sürece yıkımlar arasında sallanmaya devam edeceğiz.

Yazı: Samuel, Sigal. “Our Environmental Practices Make Pandemics like the Coronavirus More Likely.” Vox, Vox, 31 Mar. 2020

* Orijinal yazı kısaltılarak çevrilmiştir. Röportajın tamamını İngilizce okumak için vox.com sitesini ziyaret edebilirsiniz.


24 Oca

Hayvan Hakları Yasası için Meclis’teyiz

14-17 Ocak tarihlerinde Hayvan Hakları Yasama ve İzleme Delegasyonu temsil heyeti olarak, öncelikli olarak kanun teklifinin sevk edileceği Tarım Komisyonu üyeleri olmak üzere, tüm partilerin vekilleri ile TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporuna yönelik değerlendirmelerimizi ve beklenen Hayvan Hakları Kanunu’na dair kırmızı çizgilerimizin de yer aldığı taleplerimizi sunduğumuz görüşmeler gerçekleştirdik. 

Görüşmelerden bazılarına, yıllardır hayvanların lehine bir yasa çıkması için çabalayan ve 9 Kasım 2019 tarihinde kaybettiğimiz yol arkadaşımız Burak Özgüner’in annesi ve babası Eray ve Nihat Özgüner de katıldı. 

Yazı: Aslı Alpar, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Sözcüsü

14 Ocak Salı günü başladığımız görüşmelerin ilkinde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, İyi Parti Mersin Milletvekili Zeki Hakan Sıdalı, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İzmir Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanvekili Hasan Kalyoncu, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Kars Milletvekili ve Tarım ve Köyişleri Komisyon Başkanı Yunus Kılıç, CHP Mersin Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Cengiz Gökçel ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ile bir araya geldik.

15 Ocak Çarşamba günü sürdürdüğümüz görüşmelerde, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi olan; Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Rıdvan Turan, İyi Parti Kayseri Milletvekili Dursun Ataş, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Gümüşhane Milletvekili Cihan Pektaş, Milliyetçi Hareket Partisi Adana Milletvekili Muharrem Varlı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygün, AKP Tekirdağ Milletvekili TBMM Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Mustafa Yel ile AKP Grup Başkan Vekili Özlem Zengin ile bir araya geldik.

16 Ocak Perşembe günü ise AKP Bursa Milletvekili ve TBMM Tarım Orman ve Köyişleri Komsiyon Kâtip Üyesi Zafer Işık ile görüştük.

Neler konuşuldu: Kırmızı çizgilerimiz

6. Madde;

5199 sayılı mevcut Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki 6. maddenin hiçbir suretle değiştirilmemesi, ek yapılmaması, olduğu gibi bırakılması, kanun hükmünde de belirtildiği üzere bakımevlerinde rehabilitasyon süresini tamamlayan ve yuvalandırılamayan hayvanların alındıkları noktaya bırakılması talebimiz önemle vurgulandı.

Cezalar;
Hayvana yönelik gerçekleştirilen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine ceza alt sınırı 2 yıl 1 aydan başlamak üzere hapis cezası yaptırımı getirilmesi, bu cezalarda asla erteleme ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmaması, iyi hal indirimi ya da para cezasına çevrilmemesi talep edildi. Bu şiddet eylemlerinden herhangi birinin, özellikle de cinsel istismar fiillerinin cezai yaptırım dışında bırakılması halinde, kararın toplum nezdinde infial yaratacağı ve kanunun bu haliyle kabul görmeyeceği vurgulandı.

Cezalar başlığı altında delegasyon tarafından öne çıkarılan bir diğer konu ise “şikayet şartı” sorunu oldu. Delegasyon, hayvana yönelik öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiilleri için soruşturma açılmasının, herhangi bir kişinin ya da kurumun şikayeti şartına bağlanmaması gerektiğini, hayvan hakları ihlâllerinin soruşturulması konusunda, Cumhuriyet savcılarının res’en yetkili kılınması gerektiğini vurguladı.

Belediye Görevlilerine Ceza;
Hayvanların haklarını ihlal ederek görevini gereği gibi yerine getirmeyen belediye görevlilerine “soruşturma izni aranmaksızın” soruşturma açılması ve hapis cezası ile yargılanabilmeleri için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, verilecek cezaların misliyle uygulanması ve uygulanan yaptırımın ihlali gerçekleştiren kişiye rücu ettirilmesi, Tarım ve Orman Müdürlüklerinin ise idari yaptırım yetkilerinin artırılması diğer kırmızı çizgilerimiz olarak sunuldu.
Ayrıca; hayvanlı kara ve su sirklerinin yasaklanması, mevcut yunus gösteri ve terapi tesislerinin de, hiçbir surette sektörleşmesine ve meşrulaştırılmasına izin verilmeden en fazla bir yıl içinde kapatılması, ticari faaliyetlerinin yasaklanması ve bu tesislerdeki hayvanların koruma altına alınarak rehabilite edilmeleri için uygun merkezler oluşturulması talep edildi.

Delegasyon temsilcileri, atlı faytonların tamamen yasaklanması ve sömürüden kurtarılan atlar için özel yaşam alanlarının tahsis edilmesi gerektiğini vekillerle paylaştı.

Akademik yükselme için yapılan bilimsel çalışmalarda hayvan kullanımının yasaklanması, araştırmacıların hayvansız bilimsel alternatif yöntemlere teşvik edilmesi, “Kedi, köpek gibi evcil türlerin sokakta başıboş olanları, deneylerde kullanılmaz. Ancak, hayvanların sağlık ve refahı ile ilgili çalışmalara ihtiyaç duyulması, çevre, insan ve hayvan sağlığına karşı ciddi tehlike oluşturması ve çalışmanın amacının sadece başıboş hayvan kullanılarak gerçekleştirilebileceğine dair bilimsel gerekçeler sunulması hallerinde bu hayvanlar deneylerde kullanılabilir” hükmünün kaldırılması talep edildi

Pet-shoplarda, evcil ve egzotik türler de dâhil olmak üzere, her türlü hayvan satışının tümden, her türlü hayvan dövüşünün, av ve avcılık turizminin yasaklanması ile “yasaklı ve/veya tehlikeli ırklar” söyleminin tümden kaldırılması gerektiği, “tehlikeli ırk” olduğu iddia edilen barınakta hapis olan köpeklerin ailelerine geri verilmeleri, eğitimde vicdani ret hakkı tanınması gerektiği, yönetim planlarında yer alan “hayvan beslenemez” maddesinin kaldırılması, mahkemelerde iş yükü olacağı gerekçesi ile bazı ihlallerde ceza alt sınırını 2 yıl 1 aydan başlamasına olan Adalet Bakanlığı itirazını bertaraf etmek için savcılıklarda sadece hayvan hakları ihlalleri ile ilgili çalışacak hayvan hakları soruşturma bürolarının kurulmasını talep ettik.

Görüşmelerimizin detayları ise şöyle:

14 Ocak TBMM görüşmelerimize dair

Ayhan Barut: “Hayvanlara işkence yapan kişi görevi ne olursa olsun cezasını çekmeli”

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Adana Şubesi yönetiminde 8 yıl görev yaptığını, bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına yakından tanık olduğunu belirten Vekil Barut, kendisiyle paylaştığımız taleplerimizi dinledi ve destekledi. Barut, Hayvan Hakları Yasası’nın çıkmasının ardından da denetimin yapılmaması durumunda hayvan hakkı ihlallerinin süreceğini belirtti.
Delegasyon üyelerinin hayvanların zarara uğramasına neden olan kamu görevlileri hakkındaki suç duyurularının, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun gereğince soruşturma izni engeline takılmasını hatırlatması üzerine Vekil Barut, “Hayvanlara işkence yapan kişi görevi ne olursa olsun cezasını çekmeli ancak yerel yönetimlerin özerkliği uyarınca ilgili bakanlığın denetimine tabi olmamalı. Önemli olan denetimin sıkı yapılması” dedi.

Zeki Hakan Sıdalı: “Oldukça kısa bir zaman var; hayvan hakları savunucuları olarak konuyu gündemden düşürmeyin”


Vekil Sıdalı, Hayvan Hakları Kanunu’nun Genel Kurul’da ele alınmasından önce çok az vakit olduğunu hatırlattı: “Oldukça kısa bir zamanı var, hayvan hakları savunucuları olarak konuyu gündemden düşürmeyin” dedi.
Taleplerimizi dinleyen Sıdalı, belediyelerin sınırları içinde yaşanan hayvan hakkı ihlallerinde bulunan kişilerin ödediği nakdi cezaların belediye tarafından toplanması ile, hayvan hakları yararına kullanılabilecek bir fon oluşturulabileceğini de vurguladı.
Sıdalı, tüm taleplerimizi desteklediğini, hayvanların aleyhine bir kanun çıkması halinde mecliste mücadele edeceğini belirtti.

Hasan Kalyoncu: “Mevcut yasa uygulansa dahi yeterli olurdu; denetim şart”

Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyeliği yapmış olan Vekil Kalyoncu, “Mevcut yasa uygulansa dahi yeterli olurdu. Bir yasayı çıkarmak zor değil önemli olan onun sürdürülebilir olması ve yasanın uygulanıp uygulanmadığının denetlenmesi” dedi.

Taleplerimizi dinleyen Kalyoncu, “yunus parklarını kapatacağız” dedi ve hayvanların deneylerde kullanılmasına ilişkin şunları söyledi: “Hayvan yerine bilimsel araştırmalarda başka bir şey konulabiliyorsa ne güzel, bitsin tabii ki hayvan deneyleri. Alternatif yöntemler önerilebilir.”

Atlı faytonların yasaklanması talebimizi ise Vekil Kalyoncu şöyle değerlendirdi: “Hayvanların gücünden yararlanmak olağan; mesela atlı polisler gerekiyor. Ama keyfi durumlarda, hayvana eziyet edilmesi durumunda yasaklanmalı.”

Yunus Kılıç: “Hayvanlarla mücadele değil, hayvan popülasyonuyla mücadele etmemiz lazım”

Taleplerimizi dinleyen Vekil Kılıç, hazırlanan kanun teklifinin Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu raporundan oldukça etkilendiğini söyledi.

Toplantının ilk gündemi petshoplar oldu. Aynı zamanda Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyeliği yapmış olan Kılıç, “Petshopları yasaklarsak üretim merdiven altına iner” dedi. Delegasyon temsilcileri petshoplarda hayvan satmanın legal olduğu mevcut düzende de merdiven altı üretimin sürdüğü ve bu durumun sokak hayvanlarının popülasyonunun kontrol altında tutulamamasının sebeplerinden biri olduğunu belirtti.

Kılıç, “En büyük talebimiz hayvana yönelik şiddetin Kabahatler Kanunu’ndan değil, Türk Ceza Kanunu’ndan (TCK) cezalandırılması. Yakın zamanda Su Ürünleri Kanunu çıkardık, kanun öncesinde gırgır gibi vahşi avlanma yöntemleri vardı, bu kanunla bitecek. Kanun sahaya nasıl yansıyor diye soruyoruz, sonuç müthiş olumlu oluyor. Cezalandırma hayvan hakkı ihlallerinin önüne geçebilecek.“

Yerel yönetimlerin hayvanlara karşı sorumlulukları hakkında Vekil Kılıç şunları söyledi: “Yerel yönetimlere hayvan haklarını koruma ve geliştirme için fon oluşturmaya çalışıyoruz. Fon olmadığında, yerel yönetimlerde gönüllülük esasına dayalı bir çalışma ile sorunlar çözülmüyor. Özellikle küçük belediyelerde sadece kanunda mecburi çalıştırmaları gereken hekimi çalıştırsalar… Ama çalıştırmıyor.”

“Sokak hayvanları popülasyonunu normal bir sayıya indirmemiz lazım. Hayvanın bu kadar çok olduğu bir yerde sağlıklı bir ilişki kurmak zor. Kanunu köpekler yapsaydı sorun olmazdı ama biz yapıyoruz. Hayvanlarla mücadele değil, hayvan popülasyonuyla mücadele etmemiz lazım.”

Vekil Kılıç, “Hayvan deneyleri yapan birisiyim” dedi ve şöyle devam etti: “Bilim ve teknolojinin ilerlemesi ile alternatif yöntemler kullanılabilir ancak tamamen hayvan deneylerini yasaklayamayız. Sokak hayvanları üzerinde deney yapılmasına ilişkin maddenin kaldırılmasını kanun teklifine ekleyebiliriz.”

Cengiz Gökçel: “Bu çağda artık hayvanın çektiği bir araçla yolculuk etmek mantıksız”

Taleplerimizi dinleyen Vekil Gökçel, “Ben köyde büyüdüm. Hayvanlarla yakın ilişki içindeydik. Ama bugün her gün bir hayvana yönelik işkence haberi alıyoruz, böyle bir noktaya geldik. Sizler bir algı yarattınız. Hayvanların haklarını tesis edecek yasanın çıkması için elimden geleni yaparım” dedi.

Atlı faytonların yasaklanması talebimize Vekil Gökçel, “Atlar köylerde halen kullanılıyor. Ancak bu çağda, turizm adı altında, artık hayvanın çektiği bir araçla yolculuk etmek mantıksız” dedi.

Barınakta şahit olduğu bir ölüm vakasını da delegasyon üyelerine aktaran Gökçel, bu korkunç görüntülere artık izin verilmemesi gerektiğinin altını çizdi; yalnızca vicdanen değil, kanunen de gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğini vurguladı.

Gülizar Biçer Karaca: “Adalar’daki atların kaldırılması için çözüm üretmeye çalışıyoruz”

Aynı zamanda TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyesi olan Vekil Biçer, komisyon sürecini anlattı ve taleplerimizi dinledi.

En önemli talebimiz olarak atlı faytonların özelikle İstanbul Adalar’da tamamen kaldırılması gerektiğini belirttik.
Taleplerimizi tümüyle desteklediğini belirten Biçer, “En önemli gelişmenin hayvana yönelik şiddet fiillerinin Kabahatler Kanununa değil, TCK’ya girmesi olacak. Hayvanların eşya değil, hissedebilen canlılar olarak tanımlanıyor olması da çok önemli bir kazanım” dedi.

Komisyon raporunun yerel yönetimlere hayvanlar için kullanılacak fon oluşturulması önerilerini de hatırlatan Vekil Biçer, hayvan dövüştürmenin kesinlikle yasaklanması ve yunus parklarının kapatılması gerektiğini belirtti.

Mecliste ikinci gün: 15 Ocak 2020, Çarşamba

Rıdvan Turan: “Hayvan değil sahip tehlikeli!”

Taleplerimizi dikkatle dinleyen Vekil Turan, hayvanların haklarını gözeten bir Hayvan Hakları Yasası için elinden geleni yapacağını belirtti.

Komisyon raporunda yer alan “yasaklı ırklar” tanımına değinen hayvan hakları savunucularına Vekil Turan: “Tehlikeli hayvan, tehlikeli ırk yoktur. Hayvan değil, sahibi tehlikeli aslında” dedi.

Yunus gösteri ve terapi merkezleri, hayvan deneyleri, 6. madde ve hayvana yönelik işlenen suçlara ilişkin cezalar başlıklarının ön plana çıktığı görüşmede Turan, barınaktan sahiplendiği köpeğiyle birlikte yaşadıklarını, kendisinin de hayvan hakları savunucusu olduğunu, bu nedenle komisyonda, hayvan sömürüsünün son bulması için çabalayacağını vurguladı.

Dursun Ataş: “Keyif için atların faytonlara koşulması doğru değil”

Vekil Dursun Ataş, taleplerimizi dinledi, notlar aldı ve sorular sordu. Atların İstanbul, Büyükada’da olduğu gibi keyfi amaçlarla faytona koşulmasına karşı olduğunu şöyle belirtti: “Keyif için atların faytonlara koşulması doğru değil.”

Ataş, “Yasa olsa da denetim olmadığı sürece hukuki süreç işlemiyor. Ne yazık ki bazı hukukçular dahi köpek öldürene hapis cezası verilmesini doğru bulmuyor; ancak bu yasa ile cezasızlık kalkacak, umudumuz bu yönde” dedi.

Cihan Pektaş: “Hayvanları eğlence aracı olmaktan çıkarmak lazım”

Bir köpek sahiplendikten sonra hayatının ve hayvanlara bakış açısının değiştiğini belirten Vekil Pektaş, 6. maddenin korunması ve cezai yaptırıma dair taleplerimizi desteklediğini belirtti. Yerel yönetimlerin, kısırlaştırma ya da tedavinin ardından hayvanları aldıkları noktaya götürmeleri gerektiğinin altını çizdi.

Bakımevlerinin standartlarının yükseltilmesi ve denetim getirilmesi gerektiğini vurgulayan Pektaş, hayvana yönelik işlenen suçlarda da  “Hapis cezasını destekliyorum” dedi. 

Yunus gösteri ve terapi merkezlerinin kapatılmasına dair komisyon raporunu olumlu karşıladığını söyleyen Pektaş, “Hayvanları eğlence aracı olmaktan çıkarmak lazım” dedi. Aynı zamanda petshoplarda hayvan satışını desteklemediğini ve bu konuda endişeli olduğunu belirtti.

Muharrem Varlı: “Belediyeler ceza almazsa sorunlar devam eder”

Vekil Varlı, Hayvan Hakları Yasası’na dair gelişmeleri komisyon raporu hazırlandığından beri takip ettiğini belirtti ve “Yasa muhtemelen Tarım Komisyonu’nda görüşülür” dedi.

Hayvan Hakları Yasası için kırmızı çizgileri anlatan hayvan hakkı savunucularını dinleyen Varlı, faytonların turistik amaçla görüldüğünü, bunun da yasaklanması önünde bir engel oluşturduğunu söyledi. Hayvana işkencenin suç olması gerektiğine dikkat çeken, belediyeler ceza almadığı takdirde sorunların olduğu gibi devam edeceğine dikkat çeken Vekil Varlı, yunus parklarının kapatılması gerektiğini belirtti.

Mustafa Yel: “Hazırladığımız yasa teklifinde büyük ölçüde komisyon raporuna sadık kaldık”

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu başkanı olan Vekil Yel ile görüşmeye, 9 Kasım’da aramızdan ayrılan, komisyon raporunda büyük emeği olan hayvan hakları savunucusu Burak Özgüner’in annesi ve babası, Eray-Nihat Özgüner de katıldı.

Görüşmede Vekil Yel, komisyon raporu sürecini özetledi ve “Uzun ve bir an önce bitirilmesi gereken bir süreçti. Yasayı da bir an evvel çıkarmamız gerektiğinin farkındayız” dedi.

Yel, yasa teklifinin Şubat ayında Tarım Komisyonu’na gelebileceğini söyledi.

“Hazırladığımız yasa teklifinde büyük ölçüde komisyon raporuna sadık kaldık. Vicdanımızı ve hayvan hakları savunucularını dinledik” diyen Vekil Yel, delegasyon üyelerinin kırmızı çizgilerini dinledi ve yasama sürecinde bunları göz önünde bulunduracağının sözünü verdi.

Özlem Zengin: “Her türlü olumlu düşüneceğiniz bir teklif olacak”

15 Ocak Perşembe gününün son görüşmesi AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ile gerçekleşti. Vekil Zengin, Hayvan Hakları Kanun teklifi için “Her türlü olumlu düşüneceğiniz bir teklif olacak” dedi.

Vekil Zengin ile yapılan görüşmede hayvana yönelik cinsel istismarın ceza kapsamına alınması, yunus parkları ve hayvan deneyleri üzerinde odaklanıldı.

Yunus parklarının yasaklanıp mevcutların kapatılması, kurtarılan yunusların ise rehabilitasyon merkezlerinde yaşamını tamamlamaları gerektiğine vurgu yapan aktivistler, mevcut hak ihlallerine ek olarak, yunus parklarının şeffaf çalışmadığını, yunus parklarından ve ilgili bakanlıklardan talep edilen bilgiler için CİMER ve daha önce de BİMER’e yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığını hatırlattı. Zengin, “Yunus parklarına dair rakamlara ulaşabiliriz” dedi. 

Hayvan deneylerinin yasaklandığı ve bilimsel araştırmaların alternatif bilimsel yöntemlerle sürdüren Aksaray Üniversitesi örneğini veren hayvan hakları savunucularını ilgi ile dinleyen Özlem Zengin, etik eğitim hakkının yasada geçebileceğini belirtti.

İlhami Özcan Aygün: “Dilerim mücadele ettiğiniz gibi bir Hayvan Hakları Yasası çıkar”

Taleplerimizi dinleyen Vekil Aygün, komisyondan önce de muhalefet partilerinin hayvanlar için kanun teklifi hazırlayıp sunduğunu hatırlattı.

Vekil Aygün, hayvan hakları savunucularının yanında olduğunu, süreç nasıl ilerlerse ilerlesin, hayvan haklarından taraf olacağını belirtti: “Dilerim mücadele ettiğiniz gibi bir Hayvan Hakları Yasası çıkar. Çıkmaması durumunda mücadelenizi sürdüreceksiniz, biz de yanınızdayız” dedi.

Meclis’te üçüncü gün: 16 Ocak 2020, Perşembe

Zafer Işık: “Hayvanlar alındıkları noktaya bırakılmalılar”

Hayvan hakları savunucularını dinleyen Vekil Işık, yasa teklifinin Çevre Komisyonu ya da Tarım Komisyonu’na gideceğini belirtti. Yasa teklifinin Tarım Komisyonu’na gelmemesi halinde vekillerin yine teklifin görüşüldüğü komisyonun toplantılarına katılıp görüş belirtebileceğini vurguladı.

Mevcut yasadaki 6. maddenin beklenen Hayvan Hakları Yasası’nda da korunması gerektiği konusunda kendisinin de hassas olduğunu ifade etti: “Hayvanlar olduğu yerden koparılınca zor durumda kalıyorlar, bazen de aç kalıp saldırganlaşabiliyorlar. Bu sebeple alındıkları noktaya bırakılmalılar.”

13 köpeği olduğunu söyleyen Vekil Işık, bugüne kadar barınaktan ve sokaktan getirilen zor durumdaki pek çok köpeğe geçici yuva olduğunu belirtti. 

Hayvan Hakları Yasama ve İzleme Delegasyonu hakkında

Yasama sürecinin şeffaf bir şekilde yürütülerek hayvanların lehine sonuçlanması ve yasama sürecine sivil toplum katılımının sağlanması için 400’e yakın sivil toplum kuruluşu ve yurttaş inisiyatifinin katılımıyla çalışmalarını sürdüren Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu, Türkiye’de hayvanların ve haklarının korunması, hayvanlara yönelik hak ihlâllerinin son bulması ve hayvan istismarından beslenen sektörlere son verilerek doğa ve hayvan koruma bilinci aşılayan uygulamaların kamu kurumları tarafından eşzamanlı ve eşgüdümlü olarak hayata geçirilmesi gerektiğini düşünüyor.