21 Eki

Hayvan hakları savunucuları av turizmi davasına müdahil oldu, av şirketlerine karşı güç birliği çağrısında bulundu

47 yaban keçisinin öldürülmesini kapsayan Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı açılan iptal davasına hayvan hakları savunucuları da müdahil oldu. Müdahillik başvurularını bugün İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’ne teslim eden dernekler yayımladıkları duyuruyla, hem davada çıkan davalı Bakanlığın savunması alındıktan sonra verilen yeni yürütmeyi durdurma kararını duyurdu hem de Tarım ve Orman Bakanlığı ile “ekonomik kayıpların giderilmesi” gerekçesiyle davaya katılma talebinde bulunan av şirketlerine karşı kolektif hukuki mücadele için doğa ve yaşam savunucularına güç birliği çağrısında bulundu.

21 Ekim Çarşamba, İstanbul – Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz ile Platform katılımcıları Saliha Altın ve Yeşim Vardar tarafından Isparta İdare Mahkemesi’nde açılan davaya hayvan hakları dernekleri de müdahil oldu.

Vegan Derneği TürkiyeHayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Hayvanlara Adalet Derneği, Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki yaban keçilerinin av turizmi kapsamında öldürülmesini engellemek için bir kez daha devam eden bir davaya müdahillik başvurusunda bulundu. Yunuslara Özgürlük Platformu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi de destek için yine adliyedeydi.

Hayvan hakları savunucuları, daha önce Türkiye çapında Anadolu Yaban Koyunu, Ceylan, Çengelboynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Melez Yaban Keçisi, Kızıl Geyik, Yaban Keçisi ve Yaban Domuzu gibi pek çok türün öldürülmesini engellemek amacıyla, “Av Turizmi Uygulama Talimatı”nın iptali için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan Hediye Gündüz’ün açtığı iptal davasına da müdahil olmuştu. Yayımladıkları duyuruda, “‘Av’ adı altında gerçekleşen yaban hayata müdahalenin ve hayvan katliamının ‘kırsal kalkınma, kamu yararı, popülasyon kontrolü, turizm geliri’ gibi herhangi bir gerekçesi olamaz” diyerek etik, hukuk ve bilim dışı av ihalelerinin derhal iptal edilmesini talep etmişlerdi. 

Av şirketleri de davaya katılma talebinde bulundu

Yürütmeyi durdurma kararında, Isparta ve Antalya’daki yaban keçilerinin öldürülmesi için ihale alan şirketlerin (Saklıkent Turizm Yatırımları ve İşletmecilik Ticaret İnşaat A.Ş., Caprinae Travel-Ram Spor Taş. Tur. Sey. Ac. Ltd. Şti., Gürkavak Turizm Seyahat Acenteliği İnşaat Ticaret A.Ş., Alpha Safari Turizm Seyahat Acenteliği Ticaret Sanayi Ltd. Şti., Evdir Turizm Ticaret Ltd. Şti., Kalibre İnşaat Turizm Ticaret Ltd. Şti. ve Trofe Safari Turizm Seyahat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.), davalı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yanında yer almak amacıyla Isparta İdare Mahkemesi’ne başvurduğu ortaya çıktı.

Örnek dilekçelerle yaşam savunucularına çağrı

Isparta İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararında yedi av şirketinin “ekonomik kayıpların giderilmesi, ülkeye döviz girişinin sağlanması ve ticari hayatlarının sekteye uğramaması” gerekçeleriyle davaya katılma talebinde bulunduğunu tespit eden dernekler, doğa ve hayvan hakları savunucularına da kolektif hukuki mücadele için çağrı yaparak web sitelerinde örnek müdahillik dilekçelerini paylaştı (*).

Antalya ve Isparta’daki yaban keçilerini korumak amacıyla yerelde Isparta İdare Mahkemesi’ne, Türkiye çapında avlanmasına izin verilen diğer türleri korumak için de Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na hitaben hazırlanmış iki farklı müdahillik dilekçesi, av turizmine karşı hukuki mücadeleye katılmak isteyen tüm derneklerin erişimine açık.

Isparta İdare Mahkemesi: “Dava konusu işlemin hukuka aykırılığı açıktır”

Hayvan hakları savunucuları Isparta ve Antalya’daki yaban keçilerinin katledilmesi için açılan av ihalesinin iptaline yönelik müdahillik dilekçelerinde hukuki gerekçe olarak, Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilen av turizmi ihalelerinin, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi’ne, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na aykırı olduğunu vurguladı.

Aynı zamanda Isparta İdare Mahkemesince 29 Eylül’de verilen yürütmeyi durdurma kararında vurgulanan hususları ve gerekçeleri yineledi:

  • Burdur 6. Bölge Müdürlüğü sınırları içerisinde bulunan alanlardaki yaban keçisi için optimum popülasyonun ne kadar olması gerektiğine,
  • Avlağın potansiyel olarak kullanıldığı yüzölçümüne göre popülasyon büyüklükleri ve yoğunluklarının tespit edildiğine,
  • Popülasyonun artırılması ve bu sayede türün tehlikeye girmemesi için; av dışı yöntemlerin denendiğine, başarısız olunduğuna ve bu nedenle tek çarenin “8 yaş ve üzeri” erkek yaban keçilerinin avlattırılması olduğuna,
  • Genç keçilerin yoğunluklarının popülasyon eşik değerlerinin çok altında olduğunun tespit edildiğine ya da yaşlı keçilerin yoğunluklarının popülasyon eşik değerlerinin çok üstünde olduğunun tespit edildiğine,
  • Antalya ve Isparta illeri genelinde popülasyon büyüklüğünün aşırı artması nedeniyle, “Av ve Yaban Hayvanlarının ve Yaşam Alanlarının Korunması, Zararlılarıyla Mücadele Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” 54. maddesinde sayılan durumlardan herhangi birinin ortaya çıktığına dair kapsamlı, somut, bilimsel, teknik bir veri sunmamıştır.

Mahkeme, geçtiğimiz haftalarda taraflara sunduğu ikinci ara kararda, dava konusu av ihalesi işleminin “hukuka aykırılığının açık olduğu” ve “uygulanması durumunda telafisi güç zarar doğurabilecek nitelikte bulunduğunun tartışmasız” olduğunu vurguladı.

Mahkeme, geçtiğimiz ay paylaştığı ilk ara karar metninde de, talep etmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz av turizminin “gerekliliğine ilişkin” herhangi bir bilimsel rapor sunmadığını belirtmişti. Aynı zamanda av ihalesinin yasal ve bilimsel gerekçelerine dair Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu yazılı savunmayı yeterli bulmayarak, koruma altındaki bazı türleri de kapsayan av turizmi uygulamasının mevcut kanunlara aykırı olması nedeniyle bakanlıktan hukuki dayanağı netleştirmesini istemişti.

(*) Örnek müdahillik dilekçeleri

  1. Antalya ve Isparta’daki yaban keçilerinin Tarım ve Orman Bakanlığı Burdur 6. Bölge Müdürlüğü’nin av ihalesi kapsamında öldürülmesine engel olmak amacıyla yerelde Isparta İdare Mahkemesi’ne hitaben hazırlanmış örnek dilekçeyi bu bağlantıda bulabilirsiniz.
  2. Türkiye çapında Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında avlanmasına izin verilen hayvanların öldürülmesine engel olmak için Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na hitaben hazırlanmış örnek dilekçeyi bu bağlantıda bulabilirsiniz

Diğer derneklerin katılımı için örnek dilekçeleri hazırlayan Hayvanlara Adalet Derneği üye avukatlarına bir kez daha teşekkür ederiz. 

15 Eyl

Av turizmi davasında önemli gelişme: Mahkeme bakanlığın savunmasını yeterli bulmadı

Salda için Türkiye Grubu ve A Platformu’nun Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı açtığı yürütmeyi durdurma davasında ara karar çıktı. Mahkeme, Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki 47 yaban keçisinin öldürülmesini kapsayan av ihalesinin yasal ve bilimsel gerekçelerine dair Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu yazılı savunmayı yeterli bulmayarak bakanlıktan ek bilgi ve belge talep etti. Ara kararı duyuran doğa ve hayvan hakları savunucuları ise, bakanlık izniyle yürütülen av turizmi ve avcılık faaliyetlerinin etik, hukuk ve bilim dışı olduğunu vurgulayarak bir kez daha yürütmenin iptalini istedi.    

15 Eylül 2020, Antalya & İstanbul – Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz ile Platform katılımcıları Saliha Altın ve Yeşim Vardar tarafından Isparta İdare Mahkemesi’nde açılan davada önemli bir gelişme yaşandı. Mahkeme talep etmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz av turizminin “gerekliliğine ilişkin” herhangi bir bilimsel rapor sunmadığı ortaya çıktı. Mahkeme aynı zamanda koruma altındaki bazı türleri de kapsayan av turizmi uygulamasının mevcut kanunlara aykırı olması nedeniyle bakanlıktan hukuki dayanağı netleştirmesini istedi.  

Nesli tehlikedeki yaban keçileri uluslararası sözleşmelerce korunuyor

Antalya ve Isparta’da 13 parti halinde toplam 47 bireyin avlanması için 17 Haziran’da Tarım Orman Bakanlığı Burdur 6. Bölge Müdürlüğü tarafından ihaleye açılan yaban keçisi (Capra aegagrus), Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Liste kriterlerine göre global ölçekte nesli “neredeyse tehdit altında” (NT – near threatened) olan, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz bölgesinde ise “hassas” (VU – vulnerable) durumda oldukları için nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kritik bir tür. Bu nedenle de, 1984’ten beri Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’nin (Bern 1979) “kesin koruma altındaki türler” Ek-II Listesi’nde yer alıyor. Dolayısıyla yaban keçilerinin her türlü kasıtlı yakalanması, alıkonması ve kasıtlı öldürülmesi yasak olduğu gibi, canlı veya cansız olarak elde bulundurulması ve iç ticareti de yasağa tabi.

Yaban keçileri ayrıca iç mevzuat dahilinde bakanlığın koruma altına aldığı hayvan listesinde yer almasına rağmen bu yıl “kırsal kalkınmaya destek” amacıyla bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından av turizmi kapsamında avlanmasına izin veriliyor.

 “Bakanlık T.C. Anayasası’nı da ihlal ediyor”

Mahkemenin ara kararını yazılı bir açıklamayla duyuran Salda İçin Türkiye Grubu, A Platformu, Vegan Derneği Türkiye (TVD), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Yunuslara Özgürlük Platformu, Hayvan Hakları ve İzleme Komitesi (HAKİM) ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği,av ve av ihalelerinin etik, hukuki ve bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu vurguladı ve bakanlığın uluslararası sözleşmeleri çiğneyerek T.C. Anayasası’nın 90. maddesine de muhalefet ettiğinin altını çizdi. 

Yaban hayvanlarının korunması ve doğal yaşam alanlarının acilen avcılardan arındırılarak avcılığın yasaklanması gerektiğine dikkat çeken dernek ve oluşumların ortak açıklamasının tam metni şöyle: 

Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı açılan davada, ‘ihale işleminin hayvanların temel haklarını çiğnediği, mevcut uluslararası sözleşmelerin ve Hayvanları Koruma Kanunu’nun koruma hükümlerine aykırı olduğu, nesli yok olma tehlikesi altında bulunan türlerin ve bunların yaşama ortamlarının korunmasının esas olduğu üzerinde durulmuş; ihale alanında belirtilen bireylerin avlanmasının, neslin devamına yapacağı etki hakkında bilimsel ve istatistiksel herhangi bir araştırma yapılmadığı’ belirtilmiştir.

Taraflardan alınan yazılı savunmalar ışığında Isparta İdare Mahkemesi’nin verdiği ara karar önemli bir gerçeği ortaya çıkarmıştır: Isparta İdare Mahkemesi talep etmesine rağmen, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz dava konusu av turizmi ihalesinin gerekliliğine ilişkin bilimsel bir araştırma raporu sunmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Isparta İdare Mahkemesi bakanlıktan tekrar belge istemiştir. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın mahkemece yetersiz bulunan yazılı savunmasında; “avcılık faaliyetlerinin 4917 sayılı Kanuna dayanılarak yürütüldüğü, yoğunluğun arttığı popülasyonlarda çevre direnci sebebiyle gerileme sürecine girildiği, bu sebeple popülasyonunun devamı için müdahale edilmesi gerektiği, çoğalmanın sağlanmasının amaçlandığı, zayıf, hasta, genetik deformasyona sahip ve üreme yeteneği düşük yaşlı bireylerin ve evcil hayvanlarla çiftleşme sonucu oluşan melezlerin popülasyondan çıkarılmak istenildiği, uluslararası düzeyde av turizmi potansiyeli olan yaban keçisi her ne kadar Bakanlığın koruma altına aldığı hayvanlar listesinde bulunsa da, kırsal kalkınmaya destek vermek amacıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından avlanmasına izin verildiği, avlanmanın ekolojik prensipler çerçevesinde sağlıklı bir şekilde hazırlanabilmesi için birey sayısı, bunların yaş ve cinsiyet durumları, doğan yavruların yaşama oranları gibi popülasyon dinamiğine ilişkin temel bilgilerinin değerlendirildiği, her hayvan için bir trofe (boynuz) değeri belirlendiği, popülasyonun en fazla %1’inin avına izin verildiği, popülasyondaki birey sayısının 100’ün altına düşmesi halinde ise avcılığa izin verilmediği, dava konusu uyuşmazlıkta da devlet avlaklarında envanter çalışması sonucu belirlenen 47 adet yaban keçisi kotasının 2886 sayılı kanun kapsamında satımının ihale edildiği” açıklanarak davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.

Oysa Antalya ve Isparta’da av ihalesinde adı geçen yaban keçilerinin, yapılan bilimsel araştırmalarla neslinin tehlike altında olduğu ortaya konmuş, bu araştırmalara dayanılarak “nesli tehlike altında tür” olarak uluslararası yayınlara girmiş ve sözleşme kapsamına böylelikle alınmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın av ihalesi açarak bu yıl avlanmasına izin verdiği yaban keçilerinin Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından belirlenen tür tehlike kategorisinin ve bu yaban hayvanlarının koruma statülerinin değiştirilmesi mümkün değildir. Ülkemizde ve dünyada hızla azalan ve mutlak surette koruma altına alınması gereken bu türlerin devlet eliyle ava açılması yerine korunması gerekir.

Konuyla ilgili İdare Mahkemesi’nin ara kararının; 

  • 2. maddesinde, “Dosyadaki bilgi ve belgelerden sahadaki envanter ve etüt çalışmalarının Yazılıkaya Devlet Avlağındaki envanter dökümleri ile Gidengelmez YHGS sahasındaki envanter belirlenmesine yönelik envanter çalışmalarının dosyada bulunmadığı görülmüş olup, ihaleye konu tüm YHGS – sahalarının gözlek sayılarının belirlenmesine yönelik envanter çalışmalarının (fiş, tutanak, envanter raporlarını) ortaya koyan bilgi ve belgelerin ayrı ayrı istenmesine” denilmektedir.
  • 3. maddesinde ise, “Dava konusu yaban keçilerinin Bakanlığın koruma altına alınan yaban hayvanları listesinde bulunduğu, fakat kırsal kalkınmaya destek vermek amacıyla DKMP tarafından avlanmasına izin verildiği belirtilmekle birlikte, 4915 sayılı Kanunun 4. maddesindeki düzenlemede koruma altına alınan hayvanların avına izin verilmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde; Bakanlık tarafından izin verilmesine ilişkin işlemle birlikte, işlemin dayanağının hangi mevzuat olduğu hususu açıklanarak konuya ilişkin belge ve bilgilerin istenmesine” denilmektedir.
  • 4. maddede de, “Popülasyon büyüklüğünün %1’i geçmeyecek şekilde belirlenir” ifadesi de dikkate alınmak kaydıyla, söz konusu popülasyon büyüklüğünün nasıl belirlendiğine ilişkin … belge ve bilgilerin istenilmesine” denilmektedir.

Mevcut yasalara göre hayvanları ve doğal yaşam alanlarını korumakla yükümlü devlet kurumları, dünyada bilimsel verilerle ortaya konup korumaya alınan türleri korumalıdır. Korunmadığı takdirde, taraf olunan uluslararası sözleşmelerin hükümlerine uymayan bir devlet yapısı ortaya çıkartır.

Av ihalelerinden hemen vazgeçilmelidir. Aksi halde Anadolu’da nesli tehlike altında olan yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, ceylan, yaban koyunu (endemik), kızıl geyik ve karaca türlerinden 798 birey öldürülecek, telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkaracak ve hatta bazı türler yok olabilecektir.

Hatırlatmak isteriz ki, ‘av’ adı altında gerçekleşen yaban hayata müdahalenin ve hayvan katliamının ‘kırsal kalkınma, kamu yararı, popülasyon kontrolü, turizm geliri’ gibi herhangi bir gerekçesi olamaz. Mahkemeler ancak var olan ulusal ve uluslararası mevzuata göre karar verme yetkisine sahip olan kurumlardır. Yasalar ne yazık ki çoğu zaman hayvanlar aleyhine hazırlanmış olsa da bugün, geyikler ve çengel boynuzlu dağ keçileri dahil devlet eliyle avcılar tarafından öldürülmesine izin verilen türlerin çoğunun çeşitli yasal düzenlemelerle korunduğu açıktır. Dahası avcılık adı verilen hayvan katliamı, çelişkilerle dolu olmasına rağmen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun temel ilkelerine ve koruma hükümlerine tamamen aykıdır. 

Doğa ve hayvan hakları savunucuları olarak tarihin çöplüğüne atılması gereken Kara Avcılığı Kanunu’nu kabul etmediğimizi bir kez daha vurguluyor, etik, hukuk ve bilim dışı av ihalelerinin derhal iptal edilmesini istiyoruz. Yasama, yürütme ve yargı aşamalarında avcılığın yasaklanması için toplu mücadelemiz devam edecek.

Salda İçin Türkiye Grubu

A Platformu

Vegan Derneği Türkiye (TVD)

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)

Yunuslara Özgürlük Platformu

Hayvan Hakları ve İzleme Komitesi (HAKİM)

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği

02 Eyl

Hayvan hakları dernekleri av karşıtı davaya müdahil oldu

“Yasalara aykırı Av Turizmi Uygulama Talimatı iptal edilmeli!”

Hayvan hakları dernekleri, ‘Av Turizmi Uygulama Talimatı’na karşı açılan iptal davasına müdahil olduğunu duyurdu. İptali istenen talimat, nesli tehlike altındaki türler dahil çok sayıda hayvanın hayatını ihaleye açıyor.

Müdahillik başvurusunu bugün (2 Eylül Çarşamba) İstanbul’da, Danıştay 10. Daire Başkanlığı’nın önünde gerçekleştirdikleri açıklamayla  duyuran Hayvanlara Adalet Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Vegan Derneği Türkiye, söz konusu talimatın özünde hayvanların yaşam hakkı ihlali olduğuna dikkat çekti. Karlı, hukuki çalışmaya Yunuslara Özgürlük Platformu ile Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin de destek verdiğini belirtti.

Hayvanlara Adalet Derneği’nden Avukat Barış Karlı, “Başlı başına bir hayvan hakları ihlali olan av konusundaki mevzuata aykırı uygulamalar çalışma alanımız” dedi ve müdahillik başvurularının kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

“Talimat yasalara aykırı”

Açıklamada Vegan Derneği Türkiye adına söz alan Ebru Arıman, talimatın avlanarak öldürülmesine izin verdiği hayvan türlerini sıraladı. Arıman, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün ilgili talimat yoluyla çıkardığı av izinlerinin, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşama Ortamlarının Korunması Sözleşmesi ile Hayvanları Koruma Kanunu’na aykırı olduğuna dikkat çekti: “Yaban koyunu, dağ keçisi, yaban keçisi, tüm geyik türleri ve yaban domuzu koruma altındaki türler arasında yer almasına rağmen bugün av turizmi ihaleleriyle yaşamları ve türlerinin geleceği satılığa çıkarılıyor. Oysa T.C. Anayasası’nın 90. maddesi usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu vurgular. Unutulmamalıdır ki bütün hayvanlar eşit doğar ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun temel hükümlerinde belirtildiği gibi yaşama hakkına sahiptir. Kanunun 8. maddesine göre ise, bir hayvan neslini yok edecek her türlü müdahale yasaklanmış ve idari yaptırıma tabi tutulmuştur. Doğayı ve hayvanları korumakla yükümlü kurumlar misyon ve amaçlarının dışına çıkmıştır” dedi.

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Fatma Biltekin ise açıklamada, “Bugün; hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemleri almasını beklediğimiz devletin, maddi çıkar sağlamak için, nesli tehlike altındaki türler dâhil, yok olmak üzere olan yaban hayatını tehdit eden bu talimatı acilen iptal etmesi gerekiyor” dedi.

Davacı Hediye Gündüz: “Dağlarımızın asıl sahipleri olan canlıları vurmak cinayettir”

Tarım Orman Bakanlığı’na karşı Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Antalya Şube Başkanı Hediye Gündüz’ün açtığı dava Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün 2020-2021 Av Yılı Av Turizmi Uygulama Talimatı’nın iptalini talep ediyor. Söz konusu talimat, Anadolu Yaban Koyunu, Ceylan, Çengelboynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Melez Yaban Keçisi, Kızıl Geyik, Yaban Keçisi ve Yaban Domuzu gibi nesli tükenme tehlikesi altında bulunan türlerin öldürülmesine müsaade ediyor.

Aynı zamanda Salda için Türkiye Grubu ve A Platformu’nda faaliyet gösteren Davacı Hediye Gündüz Antalya, Erzincan, Dersim, Urfa ve Eskişehir’de açılan av ihalelerinin durdurulduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor, “Dağlarımızın asıl sahipleri olan canlıları, yaşam alanına giderek, yaşadıkları yerde vurmak cinayettir. Dağlarda son derece sağlıklı, kendi kendini besleyen, koşan, oynayan, insanlara muhtaç olmadan yaşayan canlılar av adı altında öldürülemez!  Ayrıca, turizm ve avı yan yana getirmek de bir başka garabettir. Turizmin asıl amacı, gezmek, başka kültürleri tanımak ve iletişim kurabilmektir; turizm cinayet için yapılamaz! Öldürmenin turizmi olamaz! Bu yanlış durdurulmalıdır” diyor.

Dernekler tarafından yapılan açıklamanın  tamamı şöyle:

“Basına ve kamuoyuna

Biz hayvan hakkı savunucuları bugün (2 Eylül, Çarşamba) Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na “Av Turizmi Uygulama Talimatı”nın iptali için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı açılan davaya müdahillik bildirdiğimizi duyuruyoruz.

Hayvanlara Adalet Derneği, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği, Salda için Türkiye Grubu ve A Platformu ile Türkiye Vegan Derneği olarak bizler, durdurulmaması halinde hayvanlar aleyhine telafisi imkansız ihlaller oluşturacak ‘Av Turizmi Uygulama Talimatı’na karşı hayvanların en temel hakkı olan yaşam hakkını savunuyoruz.

Doğayı ve hayvanları korumakla yükümlü olmasına rağmen, Anadolu Yaban Koyunu, Ceylan, Çengelboynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Melez Yaban Keçisi, Kızıl Geyik, Yaban Keçisi ve Yaban Domuzu türlerinin öldürülmesine müsaade eden Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün bu talimatını kabul etmiyoruz!

*

Kamuoyuna bildirmek istiyoruz ki, davaya konu olan Av Turizmi Uygulama Talimatı, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ilke ve esaslarına aykırılık teşkil etmektedir.

Unutulmamalıdır ki bütün hayvanlar eşit doğar ve Hayvan Hakları Kanun hükümleri çerçevesinde yaşama hakkına sahiptir.

Bununla birlikte ilgili kanun nesli yok olma tehlikesi altında bulunan türleri ve onların yaşama ortamlarının korunmasını salık verir. Dahası mevcut kanun, yabani hayvanların yaşama ortamlarından koparılmamasını esas belirlemiştir. Ne yazık ki bu sebeplerle kanuna aykırılık teşkil eden bu talimat nedeniyle bugün yabanda katliam yaşanmaktadır.

Bugün; hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması için gerekli önlemleri almasını beklediğimiz devletin, maddi çıkar sağlamak için,  nesli tehlike altındaki türler dahil yok olmak üzere olan yaban hayatını tehdit eden bu talimatı acilen iptal etmesi gerekiyor.

*

Antalya, Isparta, Erzincan, ve Tunceli’de (Dersim) dağ keçilerini, Kastamonu ve Eskişehir’de geyikleri, Şanlıurfa’da ceylanları spor, turizm, hobi adı altında katletmek üzere açılan ihaleler, ekoloji dernek ve oluşumlarının başlattığı hukuki mücadeleler ile şimdilik durduruldu. Bu kararlar elbette olumlu gelişmelerdir, ancak asla yeterli değildir. Yaban hayatın ve yaban hayvanlarının en temel hakkı olan yaşam hakkı halen tehlike altındadır. Bu tehlike ne yazık ki avcılık tamamen yasaklanana dek sona ermeyecek.

Bu sebeple mücadelemiz yalnızca bugün, iptal davasına müdahil olmak için başvurduğumuz bu talimatla sınırlı değil. Acı çekebilen, duygulu varlıklar olan hayvanları “mal” kabul eden Kara Avcılığı Kanunu dahil olmak üzere hayvanların yaşam hakkını yok sayan tüm kanunlara karşı hayvanların haklarını savunmaya devam edeceğiz.

Çünkü av cinayettir!”

20 Ağu

Hayvana zulüm ve diğer suçlar arasındaki bağlantı

Hayvana zulüm uzun zamandır diğer antisosyal davranış formları ve şiddet suçları ile ilişkilendiriliyor. Hayvan istismarcılarının diğer kişilere oranla, başkaları üzerinde şiddet suçu işlemeye 5 kat, mülkiyet suçu işlemeye 4 kat, uyuşturucu kullanımı ve yasadışı davranış sicili bulunmaya ise 3 kat daha fazla meyilli olduğu tahmin ediliyor.

Animal Legal Defense Fund yasama işleri direktörü Stephan Otto’ya göre, “Olay hayvan istismarının yaygınlaşması değil. Son birkaç yılda değişen şey, hayvan istismarının diğer şiddet türleri için genellikle bir uyarı işareti olduğunun anlaşılmasıdır.” (*)  

Aşağıdaki bölümde hayvan istismarı ve diğer suç türleri arasındaki somut bağlantılar sunulacaktır. Hayvan istismarı kendini ev içi şiddet, çocuk istismarı ve yaşlı istismarı gibi diğer suçlarla ilişkili bir suç olarak gösterebilir. Hayvana zulüm aynı zamanda genellikle çok sayıda riskli davranış ve zorbalık ile birlikte görülen bir suçtur. Son olarak, bir sonraki bölümde belirtildiği gibi hayvana zulüm, ileri yıllarda gerçekleştirilebilecek şiddet suçlarının bir göstergesi olabilir -cinsel saldırılar, silahlı okul saldırıları ve seri katillik gibi… 

Hayvan istismarı ya da hayvana zulüm neden ciddiye alınmalı? 

Hayvan istismarı diğer suç eylemlerinde bulunan bireyleri tanımlayabilir. Hayvana zulüm eylemleri insana şiddet suçları, mülkiyet suçları, uyuşturucu kullanımı ve yasadışı davranış suçları gibi diğer suç türleri ile bağlantılıdır. Özellikle hayvan dövüştürme; çete, silahlar, insan kaçakçılığı ve narkotik suçlarla bağlantılı olarak değerlendirilir.

Bu nedenle hayvana zulmü raporlamak, soruşturmak ve dava etmek, tehlikeli suçluları sokaklardan uzak tutmaya yardımcı olabilir.

Kriminoloji uzmanları, psikiyatristler ve diğer araştırmacılar 1960’lardan beri hayvana zulme, bireylerin ileride genel olarak şiddete ve özellikle aşırı şiddete meylinin bir semptomu olarak odaklandılar. ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ve diğer yasa uygulayıcı makamlar seri katiller, seri tecavüzcüler ve cinsel cinayet faillerininin büyüme çağlarında yaygın olarak tekrarlayan hayvan istismarı eylemlerinde bulunduklarının farkına vardılar.

Gelecekte işlenebilecek şiddet suçlarının göstergesi

FBI bilinen katillerin hayatına dair yaptığı incelemelerde, katillerin çoğunun çocukken hayvanlara işkence ettiğini veya hayvanları öldürdüğünü ortaya koyuyor. Örneklerin bazıları şunlar: 

Seri katil Edmund Kemper
  1. “Seri katil Henry Lee Lucas 1960 ve 1983 yılları arasında en az 11 kişiyi öldürdü. Lucas, bir ergen iken öncesinde [üvey erkek kardeşiyle birlikte] hayvanları işkenceye ve cinsel şiddete maruz bıraktığını belirtti.”
  2. “1962 ve 1964 yılları arasında 13 kadını öldüren ‘Boston Canavarı’ Albert DeSalvo, köpek ve kedilere işkence yaptığı biliniyor.
  3. “1964 ve 1973 yılları arasında seri katil Edmund Kemper en az 8 cinayet gerçekleştirdi. Ergenliğinde büyükbaba ve büyükannesini öldürdü, annesinin başını kesti. Parçalanmış bir evde büyüyen Kemper, gelecek olan şiddetin erken uyarı işaretlerinin hepsini gösterdi; kız kardeşiyle ölüm oyunları oynuyor, onun oyuncak bebeklerinin kafalarını koparıyordu. Sonrasında ise ailenin kedisini öldürdü.”
  4. “1970’lerin ortasında New York şehrinde altı kişiyi öldüren ve birkaç kişiyi yaralayan “Sam’in Oğlu” David Berkowitz, annesinin muhabbet kuşunu öldürdü”
  5. Dennis Rader, BTK katili (“Bind, Torture, Kill” yetkililere yönelik mektuplarındaki imzasıydı), 1974 ve 1991 yılları arasında 10 kişiyi öldürdü. Çocukluğunda “sahipsiz” hayvanları öldürdüğü bildiriliyor.“
  6. “1978 ve 1991 yılları arasında 17 erkeğe ve erkek çocuğuna tecavüz eden, onları öldüren ve organlarını ayıran Jeffrey Dahmer, Jeffrey Dahmer, söylendiğine göre hayvanları işkenceyle öldürürdü.””
  7. “1986 yılında Oklahoma’da bir postanede 14 iş arkadaşını öldüren ve sonrasında kendini vuran Patrick Sherill, geçmişte yaşadığı bölgedeki evcil hayvanları kaçırır ve hayvanlara eziyet ederdi”
  8. “Jackson, Mississippi dışındaki Pearl Lisesi’nin öğrencisi Luke Woodham 1997 yılında annesini bıçaklayarak öldürdü ve sonrasında sınıf arkadaşları üzerine tüfekle ateş açarak iki kişinin ölümüne ve yedi kişinin yaralanmasına sebep oldu. Woodham kendi köpeğine işkence edişini ve öldürüşünü ‘ilk kıyımım’ olarak yazmıştı.”
  9. “Mayıs 1998’de 15 yaşındaki Kip Kinkel önce ebeveynlerini vurarak öldürdü ve sonra Oregon Thurston Lisesi’ndeki sınıf arkadaşları üzerinde üç silah boşaltarak geride bir ölü ve 26 yaralı bıraktı. Kip genellikle okuldakilere, hayvanlara yaptığı işkenceler ile övünürdü.”
17 erkeğe ve erkek çocuğuna tecavüz eden, öldüren ve organlarını ayıran seri katil Jeffrey Dahmer’ın geçmişinde hayvanlara şiddet ve işkence olduğu belirtiliyor.
  • 1990’larda ölümcül silahlı okul saldırıları gerçekleştiren 9 genç adama dair bir analiz, bu kişilerin 6’sının hayvanları istismar ettiğinin bilindiğini ortaya koyuyor.
  • 2002 yılında Washington D.C. bölgesinde 10 kişiyi öldüren ve 3 kişiyi yaralayan keskin nişancılardan biri olan Lee Boyd Malvo’nun çocukluğuna dair “dikkat çekici biçimde uysal bir çocuktu” betimlemesi yapılıyor: “Çocukken kedileri öldürüdü. “Sahipsiz” bir kedi gördüğünde sinirlenir ve hayvana şiddet uygulardı”

Hayvan istismarı ve şiddetli davranışlar arasındaki bağlantı, ulusal manşetlere çıkan kötü şöhretli şiddet suçlarının ötesine de gidiyor.

Massachusetts Hayvanlara Zulmü Önleme Derneği (Massachusetts Society for the Prevention of Cruelty to Animals – MSPCA) ve Northeastern Üniversitesi tarafından üç yıl boyunca ve üç bölümde yürütülen bir araştırma, hayvan istismarcılarının (hayvanlara kasıtlı olarak fiziksel zarar veren bireyler) kimliklerini saptadı ve bu kişilerin diğer suç faaliyetlerini takip etti.

1975 ve 1986 yılları arasında MSPCA tarafından hayvanlara kasıtlı fiziksel zulümden sabıka kayıtları işlenmiş 153 kişi, istismardan 10 yıl önce ve 10 yıl sonra olmak üzere 20 yıllık süreci kapsayan bir incelemeye alındı. Hayvanlara yönelik şiddet suçları işlemiş kişilerin %70’inin sabıka kaydı bulunuyordu.

Faillerle aynı yaş, cinsiyet ve ikamete sahip kontrol grubu bireyleriyle karşılaştırıldığında hayvan istismarcılarının insanlara yönelik şiddet suçları işleme olasılığı 5 kat yüksek, mülkiyet suçları işleme olasılığı 4 kat daha yüksek, uyuşturucu ya da yasaya aykırı davranış suçlarından sabıka kaydına sahip olma olasılığı ise 3 kat yüksek çıktı. 

Sapanca’da ormanlık alanda dört ayağı kesilmiş halde bulunan yavru köpek hızla ameliyata alındı ama kurtarılamadı. Katili veya katilleri bilinmiyor; şu an aramızdalar. Bilinseydi de cüzi bir para cezası dışında herhangi bir hapis cezası almayacaklardı.

Peki (bazı) çocuklar neden hayvanları istismar ediyor? 

Hayvanları istismar eden çocuklar evde öğrendikleri bir dersi tekrarlıyor olabilirler. Ebeveynlerinden, öfke veya hüsrana şiddetle tepki vermeyi öğreniyorlar, ki bu çoğu zaman ailenin kendilerinden daha savunmasız olan tek bireylerine yöneliyor: hayvan dostlarına.

Bir uzman şöyle diyor: “Şiddet olan evlerde büyüyen çocuklar, hayvanları yaralayabilecekleri veya öldürebilecekleri bir alt-üst hiyerarşisine tabi olmaları ile karakterize edilirler.”

Araştırmacılar ayrıca çocukların hayvan istismarı davranışlarını zorbalık, işkence, silahlı okul saldırıları, cinsel istismar ve gelişimsel psikopatik rahatsızlıklar (çocukların güçsüz hissettiği ve kontrol uygulayıp bir güç hissi kazanmak için kendi kurbanlarını aradıkları durumlar) ile bağlantılandırıyorlar. 

Figür 2, hayvana zulüm ile eşzamanlı meydana gelen diğer davranışları gösteriyor.

Ailede çocuklara kötü muamele ve ev içi şiddet olduğunda, çocukların hayvan istismarının etkisinde kalma ihtimalleri artar. Ailedeki yetişkinler hayvanları istismar etmese bile çocuklar bazen kendi mağduriyetlerinin ve streslerinin acısını hayvanları istismar ederek gösterirler.

Utah State University psikoloji profesörü Frank. R. Ascione ve çalışma arkadaşlarının 1997 yılında gençlerle gerçekleştirdikleri görüşmeler, çocukların ve ergenlerin hayvanları istismar edişine dair bazı gelişimsel motivasyonlar ortaya koydu:

  • Merak veya keşif (genellikle küçük ya da gelişimsel gecikmeli bir çocuk tarafından incelenirken hayvanın yaralanması ya da ölmesi)
  • Akran baskısı (örneğin akranların hayvan istismarını bir gruba kabul töreni için teşvik etmesi)
  • Duygudurum iyileştirme (örneğin hayvan istismarının can sıkıntısı ya da depresyona bir çare olarak kullanılması)
  • Bestiyalite*
  • Zoraki istismar (örneğin çocuğun daha güçlü bir kişi tarafından hayvan istismarına zorlanması)
  • Hayvana bağlılık (örneğin hayvana başka biri tarafından işkence edilmesini engellemek için çocuğun hayvanı öldürmesi)
  • Hayvan fobileri (korkulan hayvana engelleyici bir ön saldırı yapılmasına neden olur)
  • Çocuğun istismarcısı ile özdeşleşmesi (örneğin mağdur edilen çocuk, daha savunmasız bir canlıyı kurbanlaştırarak tekrar güç hissi kazanmaya çalışabilir)
  • Post-travmatik oyun (bir hayvan kurban ile şiddetli olayların yeniden canlandırılması)
  • Taklit (bir ebeveyn veya başka bir yetişkinin istismarcı hayvan ‘disiplininin’ kopyalanması)
  • Kendi kendini yaralama (çocuğun kendi vücudu üzerinde yaralar oluşturmak için bir hayvanı kullanması)
  • Kişiler arası şiddet provası (diğer kişiler üzerinde şiddetli eylemler gerçekleştirmeden önce sahipsiz veya evcil hayvanlar üzerinde şiddet ‘pratiği’ yapılması)
  • Duygusal istismar aracı (örneğin bir kardeşi ürkütmek için onun evcil hayvanını yaralamak)

Çocukların hayvanları istismar edişinin uzun vadeli etkileri olabilir. 10 yıllık süreçte yürütülen bir araştırma, 6 ve 12 yaşları arasındaki çocuklardan hayvanlara zulmettikleri betimlenenlerin, bir şiddet suçundan dolayı çocuk otoritelerine bildirilme oranlarının, araştırmadaki diğer çocuklara oranla iki kattan fazla olduğunu saptadı.

Uzun vadeli etkilere yönelik ek kanıtlar: 

  1. Üniversite ikinci sınıf öğrencileriyle yapılan bir ankette belirtiliyor. Anket çocuklukta hayvanlara zalimlik yapılması ile yetişkinlikte kişiler arası şiddete müsamaha gösterilmesi arasında bir bağ olduğunu ortaya çıkarıyor. Küçüklüklerinde hayvanlara zulüm ettiklerini itiraf eden öğrencilerin, kadın eşe tokat atılmasına müsaade edilmesiyle ilgili bir soruya ‘evet’ cevabını verme ihtimali, diğer katılımcılardan daha yüksek çıktı. 
  2. Buna ek olarak, 1985 yılından bir rapor saldırgan suçluların çocukluklarında, saldırgan olmayan suçluların ya da suçlu olmayan kişilerin çocukluklarına kıyasla kayda değer oranda daha fazla hayvana zulüm tespit etti.

Chicago Polis Departmanı tarafından yapılan dört yıllık bir araştırma, “hayvana yönelik suçlar nedeniyle yakalanan suçluların, insan kurbanlarına yönelik başka şiddet suçları işlemeye ürkütücü bir yatkınlıkları olduğunu ortaya koydu”. 

  • Hayvana zulüm nedeniyle tutuklanan kişilerin %65’i aynı zamanda bir insana karşı da müessir fiil siciline sahipti. 
  • Çeşitli federal hapishanelerdeki rehberler mahkumların saldırganlık seviyelerini değerlendirdiklerinde, en saldırgan mahkumların %70’inin çocukluklarında ciddi ve tekrarlı hayvan istismarı olduğunu ve saldırgan olmayan mahkumlarda bu oranın%6 olduğunu gördüler. 
  • 1997 yılında Miller ve Knutson ağır suçlar nedeniyle hapsedilmiş 299 mahkum ile 308 psikolojiye giriş dersi üniversite öğrencisinin hayvan istismarına dair öz raporlarını incelediler. Hayvan istismarı rapor edenlerin yüzdeleri Tablo 1’deki gibidir.

Birkaç seri katil üzerinde yapılan bir araştırma, “Seri katilin sonrasında gelecekteki kurbanlarına vereceği yaraların çoğunu kendi çocukluğunda aldığını, bu çocuğun aynı zamanda çocuk adli sistemiyle yüzleşme riskinin yüksek olduğunu, hayvanlara aşırı derecede zulmedeceğini, daha küçük çocuklara ve küçük kardeşlerine ölçüsüz şiddet göstereceğini” saptadı.

Suçlu kişilik profil analizinde bir uzman kabul edilen ve modern ceza soruşturması analizinin öncüsü eski FBI ajanı John Douglas, kitabı The Anatomy of Motive’de şiddetli suçlulara yönelik olarak şöyle yazıyor: “Daha uyumlu erkeklerden farklı olarak, ileride şiddetli ve yırtıcı [avcı] bir kişi olarak büyüyecek olan erkek, akranlarına karşı saldırganlaşır. Ebeveynlerine ve diğer aile bireylerine karşı hırsızlık, kundakçılık, arakçılık gibi antisosyal eylemlerde bulunur; hayvanlara kötü muamele eder…”

Araştırmacılar fiziksel şiddet gibi ev / evlilik içi saldırganlığın diğer türlerinin, çocukluktaki davranış sorunlarıyla bağlantılı olduğunu ve hayvanlara zulmün çoğunlukla bu sorunların bir parçası olduğunu buldular.

Bir araştırma çocukların hayvanları istismar etmesinin insanlara karşı saldırganlığı öngörebileceği teorisini inceledi. 12 ve 16 yaşları arasındaki 241 ergende hayvan istismarı ve zorbalık davranışının kesişen birlikteliği değerlendirilirken, ergenlerin %20’den fazlası en azından “bazen” hayvan istismarında bulunduğunu ve yaklaşık %18’i geçen yıl en az bir olayda başkalarına zorbalık yaptığını bildirdi. Birçok analiz hayvan istismarına tanık olmanın hem hayvan istismarını hem de zorbalığı öngörmekte ortak bir faktör olduğunu ortaya çıkardı.

Murat Özdemir’in işkence ettiği Bahtiyar isimli papağan dizinde çıkık, başında doku zedelenmesiyle kurtarıldı. Ancak yaşadığı fiziksel ve psikolojik travma nedeniyle hayata tutunamadı ve Kasım 2018’de hayatını kaybetti. Murat Özdemir ise yalnızca 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu kapsamında idari yaptırım kararı aldı ve 5 bin 254 TL para cezasına çarptırıldı. Bir hayvana işkence ederek öldürmek Türkiye’de “kabahat” olduğundan, yargılanmadı, hapis cezası almadı.

(*) Ne yazık ki Türkiye’de halen anlaşılamadı. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 2004 yılında yürürlüğe girdiğinde hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmaları ve mağduriyetlerinin önlenmesi amaçlandı. Ancak kanun uygulanmadığı gibi hayvanları korumaktan da oldukça uzak. Eğer şiddete ve/veya cinsel istimara maruz bırakılan hayvan sahipsiz ise faile yalnızca idari para cezası kesiliyor. Çünkü mevcut yasaya göre bu fiil “kabahat” olarak görülüyor; suç olarak değil. İdari para cezaları sicile işlenmediğinden, hayvanlara işkence eden kişiler akrabamız veya çocuğunuzu güvenerek bıraktığımız komşumuz da olabiliyor. Sahipli hayvanlarda ise hayvana şiddet uygulayan kişilere, hayvana yapılan zulümden değil, ancak TCK’da yer alan “Mala Zarar Verme” maddesinden dava açılabiliyor.

(**) Bestiyalite sözcüğü hayvanlarla cinsel ilişki olarak çevirebilir. Ancak cinsel ilişki iki tarafın rızası ile gerçekleşebilen bir eylemdir. Hayvanlardan rıza alamayacağımız için bu eyleme sadece cinsel şiddet, cinsel istismar ve tecavüz diyebiliriz.


Çeviri: Ozan Kara, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)

Kaynak: Animal Cruelty as a Gateway Crime (Bir Geçiş Suçu Olarak Hayvana Zulüm), COPS 

03 Ağu

2020 yılının ilk 6 ayında en az 522 milyon 349 bin 599 hayvanın yaşam hakkı gasp edildi

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), bugün (3 Ağustos) 2020 yılının ilk 6 ayında yaşanan hayvan hakkı ihlalleri raporunu online düzenlediği basın toplantısında açıkladı (*).

HAKİM’den Fatma Biltekin ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Ezgi Akdağ

Basın toplantısında HAKİM’den Fatma Biltekin, Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, Hayvanlara Adalet Derneği’nden Avukat Melike Özdemir Ballı, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Ezgi Akdağ ile Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili Rıdvan Turan katıldı.

Fatma Biltekin: “Amacımız hayvanların yaşadıkları acıyı görünür kılmak”

Toplantı HAKİM’den Fatma Biltekin’in konuşması ile başladı. “Hayvan hakkı ihlallerini raporlamamızdaki en temel amaç toplumun büyük bir kesimi tarafından yok sayılan hayvanların yaşadıkları acıyı görünür kılmaktı” diyen Biltekin, pandemi döneminde artan hayvan hakkı ihlallerine dikkat çekti.

İhlallerin yargı ve yasamadaki yansımasına değinen Biltekin, hayvan hakkı ihlallerinin yoğun olduğu Ocak – Haziran 2020 tarihleri arasında yalnızca hayvan haklarıyla ilgili 2 kanun teklifi kaydı bulunduğunun altını çizdi.

Biltekin, “Meclis’te milletvekilleriyle yaptığımız görüşmelerde öncelikle hayvanlara bakış açısının değişmesini hedeflerken, aynı zamanda, mücadele edilmediği takdirde hayvanların aleyhine olacak şekilde yasaların hazırlanmasına engel olmak” dedi.

Ezgi Akdağ: “Biz yaşam hakkı savunucuları hayvanların hakları geri verilene kadar bu hakların savunucusu olacağız”

Biltekin’in ardından sözü devralan, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Ezgi Akdağ “2020 yılının ilk 6 ayında “en az”  522 milyon 349 bin 599 yaşam hakkı gaspı raporlandı” dedi.

Akdağ, “Yaşamın bütün canlılar için değerli olduğunu, yaşam hakkının siyaset üstü bir mesele olduğunu tekrar hatırlatıyoruz” dedi ve hayvanların insanlar tarafından gasp edilen haklarının bir an önce geri verilmesi, bunun için de hayvanların hukuksal olarak mal statüsünden çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

“Bu 6 aylık rapor, pek çok veriye ulaşamamıza rağmen, hayvanların yaşadıkları ihlallerin ne kadar derin ve toplumsal bir sorun olduğunu gösteriyor” diyen Akdağ, yaşam hakkı savunucularının hayvanların hakları geri verilene kadar bu hakların savunucusu olacağını söyledi.

HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan: “Hayvan hakları politik bir mesele”

HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan

Basın toplantısı, raporun açıklanmasının ardından hayvan haklarının yasamadaki sürecini anlatmak üzere HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan’ın konuşması ile sürdü.

“Doğa üzerindeki her türlü saldırıyı kendine hak gören insanın bir demokrasi inşa edemeyeceğini görüyoruz” diyen Turan Meclis’in de bu gerçekliği görmesi ve yalnızca insanları değil tüm ekolojiyi kapsayacak şekilde çalışması gerektiğini söyledi.

Hayvan Hakları Kanunu’nun halen çıkmaması üzerine “Sosyal medya yasası, baro yasası geçti. Cumhurbaşkanın ‘ol’ demesi ile bu yasalar çıktı. Hayvan Hakları Kanunu’nun çıkması da benzer bir taleple çıkabilirdi, ancak bu yasama yılında da ertelendi. İstedikleri tüm yasaları istedikleri zaman çıkarıyor Meclis çoğunluğundan dolayı…” diyen Turan bu süreçte muhalefetin de eksikleri olduğunu belirtti, özeleştiri verdi.

“Önümüzde yeni bir dönem var; sorunların çelişkilerin bir yumağa dönüştüğü ortada. Mezbahalar, yunus parkları, av, deneyler… Hepsini bir arada düşündüğümüzde sanki bu kurulu nizam hayvanları yok etme esası üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Bunu kabul etmek mümkün değil” dedi ve yasanın acilen çıkması gerektiğini söyledi.

“Hayvan hakları politik bir mesele” diyen Turan, hayvan hakları savunucularla birlikte mücadele etmeye devam edeceklerini söyleyerek konuşmasını bitirdi.

Av. Melike Ballı: “Hayvanların kaybedecek zamanı kalmadı”

Hayvanlara Adalet Derneği’nden Av. Melike Ballı, Hayvanları Koruma Kanunu’nundaki “sahipli-sahipsiz hayvan” ayrımı ve hayvana yönelik işlenen suçlardaki mevcut cezaları anlatarak başladı konuşmasına.

Av. Ballı, “Hayvana yönelik işlenen suçlarda hayvan sahipli ise 4 aydan 3 yıla kadar mala zarardan hapis cezası alabiliyor, sahipsiz ise cüzi miktarda para cezası ödüyor, siciline işlemiyor, fail aramıza karışıyor. Öncelikle bu ayrımın mutlaka kalkması lazım, ‘sahipli-sahipsiz hayvan’ ayrımını kabul etmiyoruz” dedi.

Pandemide yaşanan ihlallerin arttığına dikkat çeken Ballı, “Meclisten bu sefer umutluyduk. Mayıs 2019’da hayvan hakları araştırma Komisyonu çalışmalarına başlamıştı Ekim 2019’da tavsiye niteliğindeki raporunu meclise sundu rapor doğrultusunda kanun teklifi hazırlandığı söylendi ancak yoğunluk ileri sürüldü pandemi ileri sürüldü başka yasalar çıktı ama hayvanlara sıra gelmedi ve meclis tatil edildi. Pandemide ise çok fazla hak ihlali yaşandı. Pandemi sürecinde asılsız iddialarla evlerde yaşayan, aile bireyi olan hayvanlar sokağa terk edildi” diyen Ballı, toplumda infiale yola açan hayvan hakkı ihlallerinin yaşandığını ve bu ihlallerin cezasız kaldığını da hatırlattı.

Ballı, “Hayvana yönelik gerçekleştirilen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine ceza alt sınırını, yeni infaz yasasından önce 2 yıl 1 aydan başlamak üzere hapis cezası yaptırımı getirilmesini talep ediyorduk.

Ancak bu talebimiz yeni infaz yasası ile değişti çünkü bu talebimizin karşılığı yeni yasada 15 gün hapis cezası. Bu sebeple ceza alt sınırının 3 yıl olmasını talep ediyoruz” dedi ve yasal olan her şeyin meşru olmadığının altını çizdi.

Ballı sözlerine, “Biz herkes için adalet istiyoruz, toplumsal adaletin bir bütün olduğunu biliyoruz. Bunun için çalışmaya devam edeceğiz” diyerek son verdi.

Ocak – Haziran 2020 hayvan hakkı ihlalleri

Öykü Yağcı: “Marmaris’teki yunus parkı bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır”

Toplantının son konuşmacısı Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı oldu. Yağcı güzel bir haberle başladı konuşmasına: “Marmaris Hayvan Hakları Derneği (MAHAKDER) ilçedeki yunus parkının işletmesini yapan şirketin satış ofisi ve gösteri merkezine kilit vurulduğunu açıkladı. Marmaris Belediyesi Meclis Üyesi ve Muğla Barosu Doğayı Koruma ve Hayvan Hakları Komisyonu Temsilcisi Avukat Ayşegül Mungan ve Marmaris Hayvan Hakları Derneği’nden Tülay Yıldız ile irtibat halindeyiz.”

Yağcı, “Marmaris Belediyesi’ne yapılan bilgi edinme başvurusu sonucu ortaya çıkan ruhsatla ilgili bir sorun nedeniyle tesisin faaliyetlerinin askıya alındığı tahmin ediyoruz” dedi ve önceki yıllarda yunus parklarına karşı gerçekleştirilen eylemleri hatırlattı.

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun nihai raporunda, 10 yıllık kapsamlı mücadelenin sonucu olarak, Türkiye’de yunus parklarının yasaklanması ve mevcutların kapatılması tavsiye kararı olarak sunulduğuna dikkat çeken Yağcı, beklentilerini şöyle aktardı: “Marmaris’teki yunus parkı bir daha açılmamak üzere kapatılmalıdır”

Yağcı, “Marmaris’teki yunus gösteri ve terapi merkezi henüz tamamen kapatılmadı, belediye tarafından sadece mühürlendi. Bundan sonraki süreç çok daha önemli. Şu anda yunusların ve 1 bakıcının tesiste olduğunu öğrendik. Yasalarca tesisin ‘malı’ olarak görüldüklerinden bakım ve korunmalarından park sahipleri sorumlu. Tutsak ettikleri hayvanlara ise bazı hallerde Tarım ve Orman Bakanlığı el koyabiliyor. El konulmazsa, ne yazık ki sezon içi ve dışında yaptıkları gibi bu hayvanları satabilirler. Şu anda biz koruma için çabalıyoruz. Bu yönde kurumlara başvurularımızı & takibini yapmaya başladık.

Kaş ve Fethiye’den sonra bu tesisin de yasaklanması, yunus parklarının bulunduğu diğer şehir ve ilçelerde yereldeki mücadelelere ve tüm parkların kapatılması için TBMM’deki mücadelemize güç vermesi açısından çok önemli” dedi.

Eray Özgüner: “Hayvan Hakları Yasası için yapılacak eyleme de herkesin destek vermesi gerekiyor”

Basın toplantısı, 9 Kasım 2019’da hayatını yitiren HAKİM kurucusu, hayvan hakları savunucusu Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner’in konuşmasının ardından sona erdi. Eray Özgüner, “Hayvan hakları aktivistleri Meclis’te de sokakta da yıllardır mücadele etti. Artık bu yasanın hayvanların lehine çıkması gerekiyor. Hayvan Hakları Yasası için yapılacak eyleme de herkesin destek vermesi gerekiyor” dedi.

(*) Basın açıklaması metninin tamamını bu bağlantıda, TBMM’ye dair altı aylık hayvan hakları raporumuzu bu bağlantıda PDF olarak bulabilirsiniz.

Tüm ihlallere karşı bir aradayız.
05 Haz

Tarım ve Orman Bakanlığı’na: Hazine arazileri atların rehabilitasyon alanı için kullanılsın!

Basına ve kamuoyuna,

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Adalar’da fayton sömürüsünden kurtulan atları “tarım ve hayvancılığın desteklenmesi” kapsamında “yetiştiricilere, kamu kurum ve kuruluşlarına, yetiştirici birliklerine” bedelsiz verme kararını kabul etmediğimize dair 63 örgüt ve inisiyatifin imzacı olduğu bir metni 14 Mayıs’ta sizlerle paylaşmıştık. 

Hayvan hakları örgüt ve topluluklarının çağrısına kulaklarını tıkayan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu sosyal medya hesaplarından, İstanbul Veteriner Fakültesi’ne 20 atın bedelsiz verildiğini duyurdu. Bunu kabul etmiyoruz!

Bununla birlikte bu defa da Adalar’da fayton sömürüsünden kurtulan atların haklarını korumakla yükümlü olan Tarım ve Orman Bakanlığı’na sesleniyoruz!

Tarım ve Orman Bakanlığı, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında korumakla ve sağlık durumlarını kontrol etmekle yükümlü olduğu atların, gerek Adalar’da gerekse Türkiye’nin birçok kentinde turistik gerekçelerle faytoncular tarafından yıllarca sömürülmesine, yasadışı şekilde nakillerinin yapılmasına, hasta edilip öldürülmesine göz yumdu. 5199 sayılı kanunun 24. maddesi gereğince Tarım ve Orman Bakanlığı’nın “hayvanların bakımını ciddi şekilde ihmal eden ya da onlara ağrı, acı veya zarar veren” kişilerin elinden atları alma ve hayvanları koruma altına alma yükümlülüğü olmasına rağmen bugüne kadar bu konuda hiçbir yetkisini kullanmamıştır.

Üstelik 23 Aralık’tan bu yana Tarım ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Dr. Nihat Pakdil imzasıyla Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’ne (OIE) gönderilen ve OIE web sitesinde kamuya açık biçimde paylaşılan toplam 11 raporun hiçbirinde öldürülen at sayısının 105’e çıktığı bildirilmemiş, yalnızca 81 atın Ruam sebebiyle öldürüldüğü aktarılmıştır.

Ekran görüntüsü OIE web sitesinden, WAHIS arayüzünden 28 Mayıs 2020’de alınmıştır.

Hatta Türkiye’de farklı dönemlerde meydana gelen Ruam salgınları basına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) raporlarına yansımış olmasına rağmen, 2005-2020 arası Türkiye’den OIE’ye gönderilen Ruam (glanders) bildirimlerinde yalnızca 2017 ve 2019’daki salgınların rapor edildiği görülmüştür. Öldürülen toplam at sayısı konusunda OIE’ye net ve güncel bilgi vermeyen Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri, salgının önlenmesi ve hayvan sağlığına yönelik uluslararası sorumlulukları konusunda da sınıfta kalmıştır.

Ekran görüntüsü OIE web sitesinden, WAHIS arayüzünden 7 Haziran 2020’de alınmıştır.

Yaşanan son Ruam salgını ile sistematik hale getirilmiş olan bu sömürünün hem hayvanlar hem de insanlar için nasıl bir tehdit olduğu ise nihayet anlaşıldı ve Adalar’da atlı faytonculuğun yasaklanması ile Adalar’da ve Türkiye çapında yeni bir süreç başladı.

Adalar’da 2011’den beri yalnızca Ruam kaynaklı en az 726 at öldü!

Hatırlatalım! TBMM Hayvan Haklarını Araştırma Komisyonu’nun Meclis Başkanlığı’na sunduğu raporunda da belirtildiği gibi, Türkiye’de yalnızca Adalar bölgesinde 2011 yılından bu yana ne yazık ki net olmamakla birlikte 621 at (19 Aralık 2019 sayıları ile en az 726 oldu) Ruam hastalığı nedeniyle öldürüldü. Yine aynı rapora göre Ruam karantinası kurulmasına rağmen hastalık önlenemedi. 

Hem halk sağlığını tehdit eden hem de korumakla yükümlü olduğu hayvanların en temel haklarını yok sayan atlı faytonculuğa yıllarca göz yuman Tarım ve Orman Bakanlığı bugün, faytonları yasaklayarak atları satın alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bu atların kalan ömürlerini sömürüden uzak bir şekilde tamamlayabileceği rehabilitasyon merkezi için alan göstermek zorundadır. Yıllardır çeşitli nedenlerle devreye sokmadığı asli ve kanuni yükümlülüğünü bu kez ortak bir amaç için paylaşarak İBB yetkisindeki atlar için İBB ile ortak bir protokol imzalamalıdır.  

Hazine arazileri sadece “yatırım teşvik” etmesin: Atların rehabilitasyon alanına ihtiyacı var

Atların kalan ömürlerini sömürülmeden yaşayacağı rehabilitasyon alanı 2019 yılı Ağustos ayında Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Milli Emlak Genel Tebliği’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ‘inde açıkladığı karara istinaden sağlanabilir. Hazineye bağlı bu arazileri isteyen vatandaşlar Milli Emlak’ın resmi sayfasından görüntüleyebilir.

Hazineye bağlı bu arazi ve tarım alanları bugüne dek “yatırım teşviki” kapsamında sanayicilere ve çiftçilere bedelsiz ve/veya uzun vade-düşük ödeme seçenekleri ile verildi. 25 Mayıs tarihinde Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında bu arazilerin bir kısmının bedelsiz verildiği bilgisini kamuoyu ile paylaştı. Bu araziler bugün, her yıl baş gösteren, yüzlerce hayvanın hayatını kaybetmesine neden olan ve insan sağlığını riske atan bir başka salgının da önüne geçmek, hayvan hakları konusunda örnek bir karar almak için atların sömürülmeden yaşayacağı rehabilitasyon alanına dönüştürülebilir.

Taleplerimiz

Taleplerimiz 2000’li yılların başından beri aynı: Fayton sömürüsünden hayatta kalan atlar artık sömürülmeyecekleri rehabilitasyon alanında yaşamalı!

Buradan hareketle Tarım ve Orman Bakanlığı’na sesleniyoruz:

  • Başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere kamunun ilgili bakanlıkları (yetkili kurumların hayvan hakları savunucuları ile paylaştığı bilgiye göre) 1235 at için uygun rehabilitasyon merkezi için alan sağlasın ve bu amaçla İBB ile ortak protokol imzalasın,
  • Tarım ve Orman Bakanlığı bu alanın inşası için katkı sunsun, 
  • Rehabilitasyon alanı inşası sırasında hayvan hakları örgüt ve oluşumları ile birlikte hareket edilsin,
  • Atların mevcut ve gelecekteki durumuna dair tüm süreçler şeffaf bir şekilde yönetilsin.

İmzacılar:

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği

Hayvan Hakları İzleme Komitesi

Yunuslara Özgürlük Platformu

Hayvanlara Adalet Derneği

Dört Ayaklı Şehir

Empati Derneği

VEGvorous

İstanbul Animal Save

Animal Save Ankara 

Yıldız Teknik Üniversitesi Vegan Vejetaryen Topluluğu

Yıldız Teknik Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü

İstanbul Şehir Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü

FMV Işık Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü 

İzmir Ekonomi Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü 

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa/Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sempati Cerrahpaşa Kulübü

İstanbul Üniversitesi Hayvanları ve Hayvan Haklarını Koruma Kulübü

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hayvan Dostları Topluluğu  

Maltepe Üniversitesi Hayvan Dostları Kulübü 

Kütahya DPÜ Hayvan Haklarını Koruma Topluluğu 

İstanbul Gedik Üniversitesi Hayvanları Koruma Kulübü 

Sakarya Üniversitesi Doğa ve Hayvan Hakları Topluluğu

Galatasaray Üniversitesi Sokak Hayvanlarını Koruma Kulübü

Hitit Üniversitesi Hayvan Hakları Kulübü 

Atatürk Üniversitesi Hayvanseverler Kulübü

İstanbul Medipol Üniversitesi Hayvanları ve Doğayı Koruma Kulübü

İstanbul Aydın Üniversitesi Etik ve Hayvan Hakları Kulübü 

İzmir Vegan İnisiyatifi

ODTÜ Hayvan Dostları

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HaykonFed)

Anadolu Hayvan Hakları Federasyonu

Karadeniz Hayvan Hakları Federasyonu

Ege Hayvan Hakları Federasyonu

Marmara Hayvan Hakları Federasyonu

Akdeniz Hayvan Hakları Federasyonu (Kurucular Kurulu)

Hayvan Özgürlüğü Kolektifi

Tiyatro Tanımsız

İstanbul Vegan İnisiyatifi

Yaşam Nöbeti

HerYerKazDağları

Deneye Hayır Derneği

Faytona Binme Atlar Ölüyor Platformu

Yük Hayvanlarını Koruma ve Kurtarma Derneği

Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi

Vegan Derneği Türkiye

02 Haz

Adaların Atları hayvanların özgürlüğünü istemiyor!

Adaların Atları hayvanların özgürlüğünü istemiyor!

Bu metni Adaların Atları Platformu’nun “özgürlük” yanılsamasına karşı yazıyoruz.

Adaların Atları Platformu, İstanbul Adalar’da fayton sömürüsünden kurtarılan atların Adalar’da yaşayanlara satılması ve atlı fayton sömürüsünün sürmesini talep eden bir oluşumdur.

Platform gerek basında gerekse sosyal medyada, yetkililerin şeffaf olmaması ve biz hayvan özgürlüğü aktivistlerinin etkili bir kampanya örgütleyememesi söylemi üzerinden fırsat yaratarak Adalar’da akıbeti belirsiz olan atların yeniden faytonlara koşulmasını talep ediyor ve bu taleplerini “hayvan refahı” ile açıklamaya çalışıyor.

“Adalar Postası”, “Dünya Mirası Adalar” gibi bir takım oluşumların fayton yanlısı taleplerini savunan Adaların Atları Platformu’nun atlı fayton işkencesinin yasaklanmasının ardından kurulduğuna dikkat çekmek istiyoruz. Bu ekibin üyeleri, 19 Aralık’ta atların Ruam nedeniyle öldürüldüğü, hayatta kalan atların karantinaya alındığı süreçte atların özgürlüğü için mücadele eden Yaşam Nöbeti’ne ve ardından konunun takibini sürdüren hayvan hakları oluşumlarına destek vermedi. Üstelik bu süreçte bireysel hesaplardan, farklı medya organlarından ve Adalar’a dair çeşitli sosyal medya profillerinden faytoncular ile birlikte içerikler oluşturarak atlı fayton yanlısı paylaşımlar yapmışlardır.

Dahası, İstanbul Adalar’da atlar yaz-kış demeden faytonda çalıştırılırken, 25-30 yıllık ömürleri 2 yıla düşerken ve fayton sömürüsü nedeniyle ölen atların bedenleri denizlerden, çöplerden toplandığı dönemlerde de onları görmediniz. Hatta her sene Ruam nedeniyle yüzlerce at hayatını kaybederken, bu ölümler basına yansırken onların sesini yine duymadınız.

Bugün ise Adaların Atları Platformu gerçekleri saptırarak ve şeffaf veriler sunmayarak kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor, aldatıyor; atların sömürülmeden yaşayacağı koşulsuz şartsız özgür bir hayat için mücadele eden hayvan hakları aktivistleriyle aynı taleplerde bulunuyormuş gibi çarpıtılmış bir imaj çizmeye çalışıyor.

Bu ekip açıklamalarında yıllardır usulsüz şekilde Adalar’a atları sokan, yasal yükümlülükleri olmasına rağmen sağlık kontrolü ve düzgün beslenme gibi atların refahına yönelik hiçbir sorumluluğu almayan faytonculara mikrofon uzatmaya devam ediyor. Hem atların hem halkın sağlığını tehlikeye atan faytoncular ile söz birliği yaparak Adalar’da atların çeşitli şekillerde insan menfaati için sömürülmesi amacıyla çabalıyor.   

Hayvan özgürlüğü aktivistleri olarak Adalar’da fayton sömürüsünden kurtulan atların çiftçilere verilmesi ve/veya yeniden Adalılara satılması dahil sömürünün süreceği hiçbir sonucu çözüm olarak kabul etmiyoruz! Atların koşulsuz şartsız özgürlüğü için mücadelemize devam ediyoruz. Bu amaçla Tarım ve Orman Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni şeffaf olmaya, süreci hayvan hakları aktivistleri ile bir arada yürütmeye davet ediyoruz.

Basını ve kamuoyunu da Adaların Atları Platformu benzeri; sömürüden, hayvanlar üzerinden elde edilecek ranttan yana olanlara sırt çevirmeye çağırıyoruz.

Özellikle hak temelli habercilik yapan alternatif medya organlarının atların en temel yaşam haklarının ihlalini savunan Adaların Atları Platformu benzeri oluşumların dezenformasyonlarına alan açmamalarını talep ediyoruz.

Unutmayalım, haklar bütündür. Atların özgürlüğü ve temel yaşam haklarının korunması insan hakları açısından önemli bir yeri de işaret eder: Ya hep beraber ya hiçbirimiz!

20 May

Havai fişekler kuşlara nasıl zarar veriyor?

Çizim: Aslı Alpar

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Türkiye’nin dört bir yanında bir kez daha havai fişekler ile kutlandı. Belediyeler paylaşımlarında havai fişek gösterileriyle övünürken, sosyal medya platformlarında binlerce kişi yine doğaya, hayvanlara ve insanlara verdiği zarar yüzünden havai fişek kullanımının yasaklanmasını istedi.

Tam da yavru mevsiminde olduğumuz bugünlerde çatılardan tiz seslerini duymaya alıştığımız kuş yavruları acaba havai fişekler patlatılırken neler yaşadı? Erişkinler nasıl zarar gördü?

Yardıma ihtiyacı olan kuşlara “gökyüzü olmak için” çabalayan Simurg Kuş Yuvası Derneği’ne sorduk, derneğin yönetim kurulu başkanı Alaz Uslu yanıtladı. Üstelik derneğin koruma altına almasının ardından korkularını aşan Kivi adlı bir kuşun umut verici kısa öyküsüyle…

“Merhaba güzel insanlar, diyeceğimiz tek şey zararlı ve tehlikeli olduğu. Bizzat birlikte yaşadığımız kuşlardan bahsedelim. 

Her evde olur, üst raftan atıyorum bir kitap düşer ve pat diye ses çıkar ya… O burada olduğunda bile kuşlar korkuyor, bir hopluyor.

Kuşlar sese çok duyarlı hayvanlar. Avlanma becerilerinde bile birçoğu duyma yetilerini kullanıyor. Mesela karatavuk (Turdus merula) güvercinden küçük, serçeden büyük boyutlarda bir kuş. O kadarcık hayvan toprağı dinleyip altındaki solucanı duyuyor. Ya da bir kulaklı orman baykuşu karın altında kalan avını görmeden yalnızca dinleyerek buluyor. Ya da havada uçan birçok böcekçil kuş türü böceklerin vızıltısını dinliyor. Ya da kuş öten bir hayvan. Ötmek bize hoş geliyor. Ama aslında kuşlar ve başka hayvanlar arasındaki bir iletişim metodu.

Duymanın yine önemi büyük. Havai fişek denilen olayda çıkan gürültü kirliliği tüm gecenin sessizliğinde aniden oluyor. Kuşlar hopluyor. Panikliyor. Uykularında böyle birşeyle karşılaşınca korkudan kalp krizi geçirebiliyorlar. Ölebiliyorlar. Uyku dallarından fırladıklarında zifiri karanlıkta veya araba ışıkları, parlak şehir ışıkları iyice kafa karıştıran bir boyuta geliyor ve gece görmeyen gündüz kuş türlerini o karanlıkta ölüme sürüklüyor. Sesten korkup yerinden kalkıyor ama ölüm sebebi yola düşüp ezilme olabiliyor. Ya da sert bir yere çarpma olabilir. Yani hem doğrudan hem dolaylı olarak kuşları ölüme sürükleyebiliyor.

Eğer burada kuşlar gece uyurken ben bir kitap düşürsem hayvanlar çok korkar. Kalp krizi geçirebilirler ya da yaralanabilirler. Gece uykularında çok sakin yanaşıyoruz ve sessizliğe özen gösteriyoruz. Özellikle depremi birlikte yaşadığımız kuşların uykularında herhangi bir faktör karşısında nasıl tepki verdiğini düşüneceksek, serseri mayın gibi karanlıkta çırpınırken sağa sola çarpmaya bağlı olarak uçma için en gerekli olan primer tüylerini yitiriyorlar. Ve uçamaz hale geliyorlar. 1 aydan fazla uçamaz olarak yoğun ilgiye muhtaç kalıyorlar. Doğada alan daha geniş ama yükseklik ve mesafeler fazla. Çarpma etkisi büyük olabilir. Tüy kaybı yaşanmadan da yaralanma ve ölüm gelebilir.

Biz hemen müdahale ediyoruz tabii. 7/24 kuşlarımızla birlikteyiz.

Çok duygusal ve acıklı bir hikaye ile sonlandıralım: Bir turuncu kanatlı Amazon papağanı kızımız var. Kivi. 4  buçuk yaşında. Bize geldiğinde 1 yaşında bebekti. Gök gürültüsünden inanılmaz korkar ve ağlamaya başlardı. O zaman kucağımızda sakinleşirdi. Artık geçti, aştık bu sorunu.

Neyse ki artık şehirden uzaktayız. Trafik yok, insan sesi yok. Havai fişek yok. Arada bir gençler yüksek sesle müzik açıyor arabalarıyla gelip. Bir de bahçede otururken baykuşlar var etrafta onların sesini dinliyoruz.” 

Kiki (sağda), iyileşme sürecinde kendisini yalnız bırakmayan dostlarından biriyle… Alaz Uslu, Kiki’nin fotoğrafını bize yollarken, rehabilitasyon aşamasında başka türlerin de birbirine destek verdiğini hatırlatıyor.

TBMM’ye: #HavaiFişeklerYasaklansın

TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun Ekim 2019’da Meclis Başkanlığı’nda sunduğu raporda havai fişeklerin:

  • Kuşların göç yolları üzerinde olumsuz etkiye sahip olduğu,
  • Hayvanların gürültüden ve rahatsız edici unsurlardan uzak durmak istedikleri,
  • Doğal yolları bozulduğu için popülasyonlarının olumsuz etkilendiği,
  • Yavrular ve anaçların gürültüden panik olarak kötü etkilendikleri,
  • Göçmen kuşların bu panikle yollarını kaybettikleri,
  • Panik sırasında sağa sola çarpmalarının yaralanmalara ve ölümlere yol açtığı belirtiliyor.

Üstelik rapor ek olarak, havai fişek kullanımı sonucu ortaya çıkan ve insan sağlığına olumsuz etki ettiği bilinen maddelere dair şu bilgileri de veriyor: “Çalışmalar sonucunda havai fişek gösterileri sırasında, çeşitli metalik elementlerin havada yüksek derecede bulunduğu ölçülmüştür. Bu elementler; alüminyum, baryum, bakır, stronsiyum, antimon, kurşun, magnezyum ve potasyum. SO2, azot dioksit (NO2), nitrik oksit, PM10, toplam asılı partikül (TSP) maddesi, PM1, PM2, PM2.5, benzen, toluen, etilbenzen ve ksilen-uçucu aromatik bileşikler (BTEX), perklorat ve klorürdür. Havai fişeklerin patlarken çıkardıkları yüksek ses aynı zamanda çevre kirliğine sebep olmakta ve insanları rahatsız etmektedir” (Uzmanlar aynı zamanda havai fişeklerin özellikle yaşlılar, çocuklar ve otizmli bireylerde korku, panik atak ve endişe haline neden olduğu için bir risk faktörü olduğunun altını çiziyor).

Komisyon raporunda, bu durumun önlenmesi amacıyla havai fişek izninin sıkı kurallara bağlanarak istisnai bir durum haline getirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Ancak havai fişek kullanımının istisnalar ile sınırlandırılması yeterli değil. Çünkü “can alabilen bir istisna” kabul edilemez. Tavsiye kararının bu şekilde yasalaşmasıyla ileride karşılaşabileceğimiz herhangi bir istisnanın hiçbir canlının yaşamına mal olmasını istemiyoruz.

Siz ne yapabilirsiniz?

Sosyal medya üzerinden ilinizi temsil eden milletvekillerine, belediye başkanlarına, valilere ve TBMM’deki siyasi partilere her fırsatta çağrı yaparak havai fişeklerin yerelde ve Türkiye çapında yasaklanmasını, her türlü kutlama için doğa, insan ve hayvan dostu alternatiflere geçilmesini talep edebilirsiniz.

Mahallenizde komşularınızdan ve esnaflardan imza toplayarak belediye başkanınızdan randevu alıp havai fişek kullanımını yerel düzeyde sonlandırmak için semt sakinleriyle birlikte harekete geçebilirsiniz. Hazırlayacağınız imza metni için sayfamızdaki bilgilerden ve change.org sitesinde yaklaşık 50 bin imzaya ulaşmış olan İstanbul özelindeki kampanyadan faydalanabilirsiniz.

21. yüzyılda canlılara zarar vermeyen seçenekler varken, bu tehlikeli ve çağdışı kutlama/eğlence anlayışına bir an önce son verilsin; havai fişek kullanımı Türkiye çapında yasaklansın.