05 Tem

Yine tuzaklarla dolu bir yasa teklifi.

Yıllardır hayvanlar lehine bir yasa için mücadele eden bizler yine mış gibi yapan, tuzaklarla dolu bir yasa teklifi ile karşı karşıyayız. Medyanın müjdeli bir haber olarak paylaştığı yasa teklifinin hayvanlar için neden hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini anlatmak istiyoruz. Öncelikle hayvana tecavüzü hala hayvanla cinsel ilişki olarak tanımlayan ve bunu bilinçli bir şekilde yapan yasa yapıcıların hazırladığı bir kanunun hayvanların haklarını koruması, önleyici olması mümkün değil.

Başından beri bir “hayvan hakları yasası” olarak lanse edilen yasanın, “hayvanları koruma kanunu” olarak bırakılması ve isimde dahi değişikliğe gidilememesi tek başına ne kadar içi boş bir düzenleme olduğunu da ispatlar nitelikte. 

HAYVAN TANIMI
Araştırma komisyonunun en önemli çıktılarından biri olan hayvanların ‘duygulu varlıklar’ olarak yasada tanımlanması taslakta yer almıyor. Yani medyaya yansıyan haberler doğru değil. TCK’nın 151. maddesinin 2. bendi kaldırılacak, yasa koyucular bu şekilde hayvanların canlı olarak tanımlanacağını söylüyor ama bu mantıklı bir açıklama değil. Teklifte açık bir şekilde hayvanlar duygulu varlıklar olarak tanımlanmalıydı.

SAHİPLİ- SAHİPSİZ HAYVAN AYRIMI- ŞİKAYET ŞARTI-CEZALAR
Teklifte açıkça böyle bir madde bulunmuyor ancak ilk bakışta cezalar konusunda sahipli-sahipsiz hayvan arasında bir fark olmadığı görülüyor. Daha detaylı incelendiğinde sokakta yaşayan hayvanların yaşadığı hak ihlallerinde eğer suçüstü durumu yoksa halkın şikayet hakkının elinden alındığı görülüyor. Olay ile ilgili soruşturma açılabilmesi için Tarım Bakanlığı’nın il ve ilçe müdürlükleri tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuru yapılması gerekiyor. Yani açıkça şikayet hakkımızı elimizden almaya ve bu hakkı hayvanları birer mal olarak gören Tarım ve Orman Bakanlığı’na vermeye çalışıyorlar. Eğer hayvan “sahipli” ise “sahibi” şikayetçi olabilecek. 

Bu durum da aslında yasayla ilgili en “övünülen” ve önümüze servis edilen “sahipli sahipsiz hayvan ayrımı kalkacak” vaadinin pratikte gerçekleşmeyeceğini, uygulanacak usul sebebi ile bu ayrımcılığın ve sokakta yaşayan hayvanların hak ihlalleri ile ilgili olarak cezasızlığın devam edeceğinin bir göstergesi. Böyle bir durumda sokakta yaşayan hayvanların akıbeti Bakanlığın ellerine bırakılacak, sık sık cezaevlerinin doluluğundan dem vuran iktidar ise sokakta yaşayan hayvanlarla ilgili çoğu durumda harekete geçmemeyi ve cezaevlerini daha fazla doldurmamayı tercih edecek. Bu cezasızlığın yanında, gerçekten kanunen bir yaptırım düzenlenmiş gibi görünen maddelerde de cezalar yetersiz. Nesli tehlike altında olan bir hayvanı öldürmek 1 yıldan 5 yıla kadar, bir hayvan neslini yok etmek 5 yıldan 10 yıla, hayvan öldürme 6 aydan 4 yıla, tecavüz ve işkence 6 aydan 3 yıla, hayvan dövüştürme (geleneksel olanlar dışında) 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor. Ancak Türkiye’de 3 yılın altındaki cezalar ertelenebiliyor bu yüzden uygulamada failler hapis yatmayacak. Zaten üst sınırın 3 yıla sabitlenmesinin sebebi de bu, ne eksik ne fazla olacak şekilde yeni infaz düzenlemesine göre cezaevine girilmeyecek nitelikte bir üst sınır belirlenmiş. (işkence ve tecavüz)  Hapis cezası geldi haberleri bilinçli olarak halkı yanlış bilgilendiriyor.

Belediyelere getirilen sorumlulukların yeni olduğundan bahsedilemez, bu sorumlulukları zaten vardı. Getirilmesi gereken düzenleme ise mevcut durumda var olan denetimsizliği ve belediyelerin bu sorumluluklarından kurtulmak adına gerçekleştirdiği hayvan hakkı ihlallerini engelleyecek düzenlemeler getirmek, belediyeleri de suç kapsamına almaktı. 

14. madde ile getirilen “tedavi maksatlı olmayan müdahaleler” akla sokakta yaşayan hayvanların yaşam haklarının ihlali niteliğindeki eylemler mi aklanmaya çalışacak sorusunu getiriyor. Böyle bir düzenleme tedavi adı altında hiçbir sağlık sıkıntısı olmayan sokakta yaşayan hayvanların toplanarak tedavi/kısırlaştırma bahanesiyle öldürülmelerine yol açabilir. Bu ve bunun gibi yaşanan ihlalleri bilen, yakından gözlemleyebilen hak savunucularını kandırmaktan çok uzak.

28. MADDEDEKİ DEĞİŞİKLİLER: Her ne kadar yeni yasa teklifiyle hayvana şiddetin suç kapsamına alındığı söylenmekteyse de bu gerçek değil. Düzenlenen teklifte yalnızca hayvanlara işkence yapmak, acımasız ve zalimce muamelede bulunmak ve “hayvanla cinsel ilişki” olarak ifade edilen hayvana tecavüz fiilleri üst sınırı düşük ve ertelenebilecek hapis cezası miktarlarıyla suç kapsamına alınıyor. Hayvana karşı aşağıda yer alan eylemlerin gerçekleşmesi halinde ise, yaptırım halen sadece 1.500 TL para cezası olacak:

Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek, hayvanları gücünü açtığı açıkça görülen fiillere zorlamak, kesin olarak öldükleri anlaşlımadan tedavi haricinde vücutlarına müdahalede bulunmak, kesim için yetiştirilmiş hayvanlar dışındaki hayvaları ödül, ikramiye ya da prim olarak dağıtmak, tıbbî gerekçeler hariç hayvanlara ya da onların ana karnındaki yavrularına veya havyar üretimi hariç yumurtalarına zarar verebilecek sunî müdahaleler yapmak, yabancı maddeler vermek, hayvanları hasta, gebelik süresinin 2/3’ünü tamamlamış gebe ve yeni ana iken çalıştırmak, uygun olmayan koşullarda barındırmak, sağlık nedenleri ile gerekli olmadıkça bir hayvana zor kullanarak yem yedirmek, acı, ıstırap ya da zarar veren yiyecekler ile alkollü içki, sigara, uyuşturucu ve bunun gibi bağımlılık yapan yiyecek veya içecekler vermek.

İnsana karşı işlenen işkence suçunda “sistematiklik” ve “süreklilik” şartları aranıyor. Yukarıda yazan ve halen para cezasına tabi olacak eylemler suç kapsamında olmayacaksa, bu eylemlerin işkence veya acımasızca ve zalimce muamele olarak nitelendirilmeyeceği görülüyor. Sonuç olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya ertelenmesi kararları verileceği için eleştirdiğimiz üst sınırı 3 yıldan az olan hapis cezaları bile, ancak yazılan bu eylemlerden çok daha ağır bir ihlalin mevcut olması halinde söz konusu olabilecek.

HAYVAN DÖVÜŞTÜRME
Halen folklorik amaca yönelik ve izin alınan dövüşler, 2021 yılında yasaklanmamış durumda. Böyle bir kanun ile müthiş bir ilerleme kaydedildiği iddia ediliyor. 

PETSHOPLAR
Petshoplarda sadece kedi, köpek satışı yasaklanacak. Bunun dışında kalan kuşların, sürüngenlerin, kemirgenlerin, balıkların… satışına devam edilecek. Petshoplarda bulunan kataloglardan seçilecek olan kedi ve köpekler üretim çiftliklerinden satın alınacak. Yani kediler ve köpekler  için de değişen birşey yok, göz önünde olan ızdırapları üretim çiftliklerinde devam edecek. Zaten denetimsizlik büyük bir problem, bu denetim sorunu devam ettikçe kimsenin bu üretim çiftliklerinde hayvanların petshoplardan daha iyi koşullarda tutulacağına inanmasını sağlayacak bir sebep yok. Kaldı ki hayvanlar hissedebilen bireylerdir, üretilip, satılabilecek mallar değildirler bu yüzden tüm hayvanların üretilmesi ve satılması yasaklanmalıdır.

TEHLİKELİ IRKLAR
Tehlikeli ırkları bakanlık belirleyecek. Bakanlık bir liste oluşturacak ve bu liste belirli dönemlerde yenilenecek mi? Bu listeyi oluşturmak için bir kurul mu kurulacak? Bu kurulda kimler olacak? Bu hayvanlar neye göre belirlenecek? Bu konular ile ilgili bir detay yok. Eğer bakanlık bir liste oluşturup bu listeyi düzenli olarak güncellerse tehlikeli olarak tanımlanan hayvanların sayısı artabilir. 

Bu belirsizlik dışında belli olan detaylar ise şunlar: Tehlikeli ırk olarak tanımlanan bir hayvan ile yaşıyorsanız 6 ay içinde bu hayvanları kimliklendirdiğinizde, ağızlık takarak kalabalık olmayan yerlerde gezdirdiğinizde hayvanlar sizinle birlikte kalabilecek. Ancak barınaklarda halihazırda ömür boyu hapse mahkum edilen yasaklı ırklar aile yanına yuvalandırılamayacak ve yaşadıkları zulüm devam edecek.

HAYVANAT BAHÇELERİ
Hayvanat bahçeleri kapanmıyor ya da yasaklanmıyor sadece isimleri değişecek ve doğal yaşam parkı olacak. İsmini değiştirmek bu yerlerin hayvan hapishaneleri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Geçtiğimiz günlerde yayınladığımız Antalya Doğal Yaşam Parkı’ndan gelen görüntülerde, bir boz ayının bu doğal yaşam parkında kapatılmanın yarattığı stres yüzünden anormal tekrarlayan davranış gösterdiğini sizlerle paylaşmıştık. Yani şu an Türkiye’de bulunan 40 hayvanat bahçesinde binlerce hayvan tutsak ediliyor bu hayvanların hayatlarında değişen birşey olmayacak. 

YUNUS PARKLARI 
Yunus parkları kapanmıyor aksine bu tesisler yeni çıkarılacak bir yönetmelik ile yasallaştırılıyor. Türkiye’de yeni yunus parkının açılmasına izin verilmezken mevcut 10 yunus parkı kapatılmıyor. Mevcut tesislere yeni hayvan getirmek, var olan tesisi büyütmek, tesisi devretmek… yasak. Ancak eğer bu yasaklar delinirse bu işkencehanelere hayvan başına 25 bin TL ceza kesilecek. Peki hayvanlara ne olacak? Türkiye’nin bu hayvanları götürebileceği bir rehabilitasyon merkezi olmadığı için hayvanlar yunus parklarında kalmaya ve gösteri yapmaya zorlanmaya devam edecek. Bu resmen hayvanları değil yunus parkı sahiplerinin çıkarlarını korumak. Yunusla terapi adı altında yaptıkları umut tacirliği ile binlerce dolar geliri olan yunus parklarına 25 bin TL’lik ceza ödül sayılır. Kaldı ki böyle bir düzenlemeye gerek olmaksızın mevcut durumda da yunusların Türkiye karasularında avlanması yasak, yurtdışından getirilmeleri ise uluslararası sözleşmeler uyarınca belirli şartlara bağlı iken denetimsizlik ve yolsuzluk yüzünden yunuslar avlanıyor veya başka ülkelerden hukuka aykırı bir şekilde getiriliyor. Dolayısıyla böyle bir düzenlemenin hiçbir anlamı olmamakla beraber, eski düzenin devamı anlamına geliyor. Yeni yunus parkı açılamayacak olsa bile, var olanların devamına veya daha fazla yunus almasına izin vermek anlamına gelen bu düzenleme hiçbir ilerleme vaat etmiyor. 

HAYVANLI SİRKLER
Türkiye’de sirk kurulması yasaklanıyor. Başta ne güzel bir düzenleme diyebilirsiniz ancak Türkiye’de hayvanlı sirk olmadığını ve bu sirklerin yurtdışından geldiğini, yasa yapıcıların bunu bildiğini öğrendiğinizde düzenleme kulağa o kadar da iyi gelmiyor. Yani yine sadece göstermelik yapılan bir düzenleme ile karşı karşıyayız.

REHABİLİTASYON MERKEZİ KURULMASI
Teklif, nüfusu 25 binin üzerinde olan yerlerde geçiçi rehabilitasyon merkezi kurulmasını zorunlu kılıyor, 25 binin altındaki bölgelerde tedaviye ihtiyacı olan hayvanlar en yakın bakımevine gönderilecek. Bakımevi kurma şartı hayvan popülasyonuna göre belirlenmelidir. İnsan nüfusunun fazla olduğu yerlerde hayvan sayısı daha az, oysa dağ başları, çöplükler, otoyol kenarları ve köyler; insanlar ve belediyeler tarafından atılan hayvanlar ile dolu. Aksi halde belediyelerin sınırları içindeki hayvan sayısını azaltarak sorumluluklarını da azaltma yönündeki düşünceleri sebebiyle süregelen eylemleri de artacak; birbirlerinin sınırlarına, ya da hayvanların ölmesi amacıyla bırakıldıkları yerlere daha çok bırakılmaya başlanacaklar. 

HAYVAN TERK ETME
Hayvan terk etmenin cezası 2000 TL olarak belirlenmiş. Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu hayvan terk etmenin cezasının 10.000 TL olmasını tavsiye etmişti ancak iktidar bizimle alay eder gibi bu ceza miktarını 2000 TL’ye düşürmüş. Bunun gerçekten hayvan terk etmenin önüne geçebilmesi mümkün değil. Yine bu maddenin de göstermelik olduğunu söyleyebiliriz.

TEKLİFTE HİÇ YER BULAMAYAN HAYVANLAR VE SÖMÜRÜ ALANLARI Meclis hayvan hakları araştırma komisyonunda yer alan ve bizlerin de taleplerinin bir kısmını yansıtan bazı başlıkların teklifte hiç yer almadığını görüyoruz. Hayvan deneyleri, avcılık, faytonlar,  kürk çiftlikleri, havai fişekler… bunlardan sadece bazıları. Yasa yapıcıların rant sahiplerini koruyabilecekleri konuları teklife aldıklarını söylemek yanlış olmaz. Teklif Meclis Araştırma Komisyonu Raporunu ve bizlerin taleplerini tamamen görmezden gelen ve biz yaptık oldu bakış açısı ile hazırlanan bir yasa. Ancak bizler hayvanların hakları için sesimizi çıkarmaya devam edeceğiz ve önümüze getirilen bu anlamsız yasayı asla kabul etmeyeceğiz.

20 Haz

Hayvanat Bahçeleri Hayvanlar İçin İşkencehanedir.

Bu video Antalya Doğal Yaşam Parkı ve Hayvanat Bahçesi’nde çekildi. Bu boz ayı kısıtlı yaşam alanı ve stres faktörleri nedeniyle “Anormal Tekrarlayan Davranış” gösteriyor. Bu, tanıyabildiğimiz bütün garip görünüşlü, tekrarlayan davranışları (gerilme davranışları, tekrarlayan hareketler, ileri ve geri adımlar atma, kafa sallama, sallanma, adımlarını tekrar tekrar geri çekme, hareketsiz oturma veya kafeslerin tellerini ısırma vb.) kapsar. Bu davranışlara depresyon, can sıkıntısı ve psikozlar gibi koşullar neden olur. Bazı hayvanat bahçeleri, bazı tutsak hayvanların davranış problemlerini kontrol etmek için anti-depresanlar veya sakinleştirici maddeler vermektedir. 

Doğal ortamlarında erkek boz ayılar 500-1300 km, dişi boz ayılar ise 130-780 km büyüklüğündeki alanlarda yaşarlar. Hayvanat bahçelerinde küçücük alanlarda yaşamaya zorlanmaları stres sebebi ve işkencedir. Raporlarımıza göre Türkiye’de bulunan 40 hayvanat bahçesinde “en az” 20.891 hayvan tutsak ediliyor. Binlerce hayvan bu işkencehanelerde zulme maruz kalıyor.

Hayvanat bahçelerinin özellikle çocuklar için eğitici ve öğretici olduğu ise kocaman bir yalandır çünkü hayvanlar tutsak edildiklerinde doğal davranışlarını sergilemezler. İngiltere’de, hayvanat bahçelerindeki akvaryumlarında yapılan “Hayvanlar İçin Özgürlük” grubunun bir araştırmasında, sergilenen hayvanların %41’inin türlerini tanımlayan hiçbir işaret göstermedikleri bulgusuna ulaşılmıştır. Bu tesisler çocuklara hayvanları öğretmiyor, çocuklara işkence yüzünden acı çeken canlıları gösteriyor. Hayvanların davranışlarını öğrenmek istiyorsak vahşi yaşam videolarını, televizyon programlarını izleyebilir, internetten, kitap ve dergilerden hayvanlar ile ilgili bilgilere ulaşabiliriz.

Son olarak, AKP’nin hazırladığı yasa taslağında yeni hayvanat bahçesi açılmasına izin verilmeyecek ancak doğal yaşam parkı ismi ile yeni tesis açılmasına izin verilecek. AKP’ye tekrar soruyoruz doğal yaşam parklarınızda boz ayılara 500-1300 km alan verebilecek misiniz? Taciz edilmelerini önleyebilecek misiniz? Tutsaklıklarını bitirebilecek misiniz? Bu soruların cevabının hayır olduğu çok açık bu yüzden istediğiniz ismi verin bu tesisler hayvanların tutsak edildiği, tarihe gömülmesi gereken utanç kaynaklarıdır.

Sizinle ayının davranışlarına tanıklık eden ve bu videoyu çeken arkadaşımız Havva Zorlu’nun deneyimini de paylaşmak istiyoruz. 

Havva’nın Deneyimi

Hayvanat bahçelerindeki hayvanların bu daracık alanlarda, yalnız ve yapay yaşamları onlarda gözlemlenebilir birçok fiziksel ve ruhsal bozukluklar oluşturuyor. Bunlardan biri de amaçsızca sürekli tekrar eden hareketler. O gün hayvanat bahçesinde Boz Ayıların bulunduğu kafese gittiğimde bir ayının 2-3 metre boyunca sürekli ileri geri gidiş gelişine şahit oldum. 

Ayının bu hareketleri uzun bir süre devam etti, ara sıra oturuyor hemen sonra tekrar kalkıp aynı hareketleri devam ettiriyordu. Bazen yanına başka bir ayı geliyor ama o sadece bu ileri geri hareketini sürdürüyordu. O sırada kafesin çevresindeki ziyaretçiler, ayının bu devinimli hareketi karşısında gülüyor ve hakaret ediyorlardı. Seyreden insanlara göre bu ayı salaktı, akılsızdı, çok kiloluydu da spor yapıyordu… O an sadece bu anı kaydetmek geldi elimden. Gördüğüm şeyi başkalarına da göstermem gerekiyordu. Ben bir ayının yaşam koşullarının onun üzerindeki bu etkisine tesadüfen ve yaklaşık yarım saatine tanık oldum. Ancak siz şu an bu cümleyi okurken bile hayvansalların üretimi, deney, giysi ya da eğlence amacıyla özgürlüğü çalınan, kafeslere hapsedilen tüm hayvanlar bunu yaşıyor.  Bu şiddetin bir parçası olmamak elinizde, lütfen alışkanlıklarınız yüzünden acı çeken hayvanları görmezden gelmeyin, değişmeye çalışın.


08 Nis

2020 YILI HAYVAN HAKKI İHLAL RAPORUNU AÇIKLADIK

Türkiye’de bir ilk olarak tür ayırt etmeksizin hayvan hakkı ihlallerini raporlamaya devam ediyoruz. 8 Nisan 2021 günü online olarak düzenlediğimiz basın toplantımızda 2020 Yılı Hayvan Hakkı İhlal Raporu’nu açıkladık.


Fatma Biltekin: “ Amacımız, en temel hakları çalınan, yaşadıkları acılar bilinmez, görünmez kılınan hayvanların yaşadıklarını görünür kılmak”

Toplantı HAKİM’den Fatma Biltekin’in konuşması ile başladı. “Hayvan hakkı ihlallerini raporlamamızdaki en temel amaç en temel hakları çalınan, yaşadıkları acılar bilinmez görünmez kılınan hayvanların yaşadıklarını görünür kılmak” diyen Biltekin, Araştırma Komisyonu Raporu üzerinden bir buçuk sene geçmesine rağmen yasanın hala çıkarılmadığına ve yasa taslağı ile ilgili gelen bilgilerin yaşam hakkı savunucularını tatmin etmediğine dikkat çekti.

Avukat Zeynep Betül Koçaklı: “Hayvanları kanunlarla korunan tesislerde hapsetmek, katletmek, türdeşlerinin ölümünü izletmek yasal olsa da asla meşru olamaz.”

Biltekin’in ardından sözü devralan, Hayvan Hakları ve Etiği Derneği’nden Avukat Zeynep Betül Koçaklı, “Belki de bizim asla hayal edemeyeceğimiz hissetme yetilerine sahip olan hayvanları kanunlarla korunan tesislerde hapsetmek, katletmek, türdeşlerinin ölümünü izletmek yasal olsa da asla meşru olamaz.” dedi ve meclisin hayvan haklarını ne kadar gündemine aldığına değindi.

CHP’nin 6, HDP’nin 1, MHP’nin 2 olmak üzere toplam 9 kanun teklifi;  CHP’nin 18, HDP’nin 10, İYİ PARTİ’nin 6, MHP’nin 4, Saadet Partisi’nin 1 adet olmak üzere toplam 39 adet soru önergesi verdiğini belirten Koçaklı, verilen 39 soru önergesinden 12’sinin yasal süre içerisinde, 17’sinin süresi geçtikten sonra cevaplandırıldığını, 10’una cevap verilmediğini, verilen yanıtların çoğunlukla milletvekillerinin sorularını cevaplamadığını söyledi.

 

CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz: “Hayvan hakları mücadelesi, insan menfaatinin olmadığı kişinin yaşamına anlam katan bir mücadele.”

Basın toplantısı, raporun açıklanmasının ardından hayvan haklarının yasamadaki sürecini anlatan CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz’ın konuşması ile sürdü.

“Doğanın seçim şansı, oy verme şansı yok” diyen Yavuzyılmaz milletvekillerinin de doğanın işleyişine saygılı olması ve haklarını gözetmesi, onların da birer temsilcisi olduğunun farkına varması gerektiğini söyledi.

Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu üyesi de olan Yavuzyılmaz, tavsiye niteliğindeki komisyon raporunun önemli maddelerine değindi ve 5 partinin de onayladığı bu raporun direk yasalaşabileceğini ancak hala yasanın çıkarılmadığına dikkat çekti. Yavuzyılmaz konuşmasında, raporda değinilen yunus parkları, petshoplar, avcılık, yaban hayatının korunması, fayton, hayvan deneyleri, hayvan kolluğu, belediye bakımevleri, belediyelere bütçe ayrılması, mobil kısırlaştırma, il hayvan koruma kurulları, sokakta yaşayan hayvan sayısının bilinmemesi ve hayvana yönelik şiddetin kabahat olması sorunlarına yer verdi.

Burak Özgüner‘in yasa sürecine katkılarından bahseden Yavuzyılmaz,”çıkacak hayvan hakları yasasını da ona atfediyoruz, onun yasası olacak. Hayatını kurtarabildiğimiz her canlıda Burak yaşayacak” dedi. 

Yavuzyılmaz, “her zaman gönül gönüleyiz, hayvan dostlarımızı her sevdiğimizde birbirimizi hatırlayalım” diyerek sözlerini bitirdi.

Dr. Öğr. Üyesi Barika Göncü:  “Yıllık olarak veri toplanmasını, her ne kadar sınırlılıklar olsa da, bu konunun kayıt altına alınmasını, böyle bir konuda hafıza yaratılmasını çok kıymetli buluyorum.”

Toplantının son konuşmacısı Dr. Öğr. Üyesi Barika Göncü oldu. 7 yıldır Bilgi Üniversitesi’nde “İnsan-Hayvan Etkileşimi” dersi veren Göncü, “ bu derste öğrencilerle hayvan hakları ile ilgili  görmezden gelinen, görünmez olan noktaları paylaşmaya çalışıyorum. Çocuklar kadar elbette ailelerin de bir eğitim sürecinden geçmeleri gerektiğini düşünüyorum. Bireyler düzeyinde değiştirmek zor ama eğitim sisteminin bir parçası haline gelse değişimler yaşanacağına inanıyorum. “ dedi.

“Raporlarımızı 9 Kasım 2019’da aramızdan ayrılan Burak Özgüner’e ve hakları her gün gasp edilen hayvanlara adıyoruz.”

Basın açıklamasının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

(*) TBMM’ye dair 2020 yılı hayvan hakları raporumuzu burada, medyaya yansıyan ihlaller ile ilgili medya raporumuzu burada PDF olarak bulabilirsiniz.

 

13 Mar

TBMM’de 11 Mart’ta Hayvan Hakları Yasa Teklifi Konusunda Hayvan Hakları Savunucuları ile AKP Milletvekilleri Arasında Gerçekleşen Görüşmenin İçeriğine Dair Notlar


11 Mart Perşembe günü, AKP, Türkiye’nin pek çok farklı şehrinden gelen 50’ye yakın hayvan hakları savunucusunun katılımıyla TBMM’de bir toplantı düzenledi. Özlem Zengin’in başkanlığında Mustafa Yel, Yunus Kılıç, Zeynep Yıldız, Serap Yahşi ve Rümeysa Kadak’ın katılımıyla düzenlenen, Hayvan Hakları Kanunu’nun konuşulduğu toplantı 14.30’da başladı, 22.45’te sona erdi. Gelen bütün hak savunucuları gibi bizler de yasa taslağının toplantıya katılanlarla paylaşılacağını düşünmüştük, ancak AKP hazırladığı yasa taslağını bizimle paylaşmadı. Sorularımızı cevaplayacaklarını söyleyen vekiller bazı soruları “çok detay” diyerek geçiştirdi. Ancak bizler, bu detayların uygulamada hayvanların haklarını korumak için önemli olduğunu biliyoruz.

Yıllardır alanda çalışan hak savunucuları olarak, yaşadığımız kötü deneyimlerin paylaşılması ve bu deneyimlerin bizde güvensizlik yarattığının açıklanması vekiller tarafından zaman zaman tepki ile karşılandı. Bizler bu deneyimlerin hayvanların yaşam haklarını korumak için önemli olduğunu; bu deneyimlerin getirdiği güvensizliğin de hayvanlar için yapılabilecek her düzenlemeyi her yönüyle değerlendirmemize sebep olduğunu biliyoruz. Bize “eski yaralar ile bir yere varamayacağımızı” söyleyen vekillere bu yaraların hayvan hakları mücadelesinin yönünü belirleyen temel yapı taşları olduğunu hatırlatmak isteriz.

Toplantı başlangıcında yasa taslağının Meclis Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu tavsiye raporunu yüzde 95 yansıttığının belirtilmesine rağmen, vekillerin toplantının devamında verdikleri bilgiler raporda hayvanlar lehine olan maddelerin esnetildiğini gösterdi. Hazırlanan taslakta kürk üretiminin ve sirklerin yasaklanması, 6. maddenin korunması, sahipli-sahipsiz hayvan ayrımının kaldırılması gibi bizler için umut verici maddeler olsa da; hayvanat bahçeleri, yunus parkları, cezalar, hayvan tanımı gibi konularda araştırma komisyonu raporunun çok gerisine düşüldüğünü gördük.

Yasa taslağı bize gösterilmediği için tam olarak emin olamamakla birlikte, vekillerin konuşmalarından ve sorularımıza verdikleri sınırlı cevaplardan anladığımız kadarıyla Tarım Komisyonu’na sunulması planlanan teklif ile ilgili detaylar şöyle:

CEVAP ALABİLDİĞİMİZ KONULAR

Belediyelere yaptırım:
Belediye Kanunu’nun ‘Belediyelerin görev, yetki ve sorumlulukları’ başlıklı 14. Maddesine belediyelerin hayvanlarla ilgili görevlerinin de eklenmesi ile 5199 sayılı kanunda düzenlenen bu görev ve sorumluluklar zorunlu hale getirilmiş olacak. Uygulamada çoğunlukla soruşturma izni verilmemesine gerekçe olarak, hayvanlarla ilgili konuların belediyelerin asli görevleri arasında sayılmaması gösteriliyor. Bu değişiklik ile soruşturma izni şartı kaldırılmış olmuyor, sadece görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen belediye başkanları ve çalışanları hakkında görevi kötüye kullanma suçundan yaptığımız suç duyurularında soruşturma izni verilmesi ihtimalini artırıyor. Ayrıca belediyelere görevlerine aykırı davranmaları nedeniyle idari yaptırım da uygulanacağı belirtildi.

Sirkler: Türkiye’de hayvanlı sirk açılmasına ve yurt dışından hayvanlı sirklerin ülkeye girişine izin verilmeyecek.

Avcılık: Tüm tepkilerimize ve avcılığın tamamen yasaklanması istemimize rağmen, av konusunun “5199 kapsamında ele alınmayacağı için kapsam dışı olduğu” ve bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmayacağı, gerekirse Kara Avcılığı Kanunu’nda ileride değişiklik yapılabileceği ama şu an için gündemde olmadığı bir kez daha dile getirildi. Mustafa Yel, av turizmi uygulamalarının ise, toplantıda da dile getirilen talepler üzerine yasaklanabileceğini söyledi.

Hayvan tanımı: Araştırma komisyonunun en önemli çıktılarından biri olan hayvanların ‘duygulu varlıklar’ olarak yasada tanımlanması taslakta yer almıyor.

Yasaklı ırklar: Yine alınıp satılmaları, üretilmeleri yasak olacak. Şu an aile yanında yaşayan hayvanlar 6 ay içinde kısırlaştırma şartı ile aile yanında kalabilecek. Bu hayvanlar çocukların çok yoğun olduğu yerler dışında ağızlık ile gezdirilebilecek. Bakımevlerinde bulunan “sahipli” hayvanlar “sahiplerine” geri verilecek, “sahipsiz” olanlar bakımevinde kalmaya devam edecek. Biz bakımevlerinde ömür boyu hapse mahkum edilen hayvanların da aile yanına yuvalandırılması ve “yasaklı/tehlikeli ırk” tanımlarının/listelerinin tamamen kaldırılması gerektiğini savunuyoruz.

İl Hayvanları Koruma Kurulları: İl Hayvanları Koruma Kurullarında baro temsilcileri yer alacak.

Bakımevi zorunluluğu: Nüfusu 20 binin üstünde olan ilçelerde geçici hayvan bakımevi açma zorunluluğu getirilecek. Yerel yönetimlere hayvanlar için bütçe ayrılacak ve bu şekilde bakımevlerine zorunlu olarak harcama yapmaları sağlanacak. Nüfusu 20 binin altında olani ilçelerdeki hayvanlar çevredeki ilçelere taşınacak. Bu durum uygulamada hayvanlar için ölüm anlamına geleceği için, nüfusun 20 binin altında olan ilçelere de bakımevi açılmasını talep ediyoruz.

Ceza alt sınırı: Bu konuda da araştırma komisyonu raporunun gerisine düşüldüğünü gördük. Komisyon raporunda önerilen hayvana yönelik şiddet fiilleri için belirlenen ‘2 yıl bir ay’lık ceza alt sınırı, AKP yasa teklifinde 6 ay olarak belirlendi. Vekiller geçtiğimiz sene İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklik nedeniyle faillerin hapse girebilmesi için ceza alt sınırının 3 yıl olarak belirlenmesi talebimizi dile getirmemiz üzerine, bir sene içerisinde İnsan Hakları Reform Paketi’yle paralel olacak şekilde İnfaz Kanunu’nda yeni bir değişiklik yapılacağını ve bu değişiklik doğrultusuna ‘ceza ile orantılı hapis’ sisteminin geleceğini, bu sistemde 6 ay ceza alan bir failin bile hapse girebileceğini söylediler. İnfaz Kanunu’nda belirtilen bu değişiklik yapılsa bile, bu değişiklik 2 yıl ve altındaki cezalar bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile cezanın ertelenmesi hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği için, faillerin fiilen hapse girmeyecekleri ile ilgili endişelerimiz giderilmiyor.

Sahipli-Sahipsiz hayvan: Mevcut durumda mağduriyet doğuran bu ayrım kaldırılacak.

Çipleme: Sokakta ve evlerde yaşayan hayvanlara çip takma zorunluluğu getirilecek. Çip taktırmayanlara idari para cezası uygulanacak. Böylece terk etme ve belediyelerin başka bölgelere hayvan atmalarının önüne geçileceği söyleniyor. Ancak aşağıda “hayvan terk etme” başlığında henüz giderilmemiş sorunlar nedeniyle bu konunun da bütüncül olarak ele alınamamış olduğunu düşünüyoruz.

Hayvan kürkü: Türkiye’de kürk çiftlikleri kurmak, ticaretini yapmak ve kürk ithal etmek yasaklanacak.

Mobil kısırlaştırma: Uygulamada büyük hak ihlallerine sebep olan mobil kısırlaştırma yasaklanacak. Bu noktada toplantıdaki hayvan hakları savunucuları, kısırlaştırmaların ve belediyenin görev kapsamına giren konuların hiçbir surette özel / taşeron firmalara devredilmemesi gerekliliği üzerinde durdu. AKP’li vekillerin dile getirdiği, Komisyon raporunda da yer alan kısırlaştırma “seferberliği” ibaresinden rahatsızlığımızı bir kez daha hep birlikte dile getirdik ve yapılacak tüm kısırlaştırma işlemlerinin “seferberlik” halinden çok, hayvan sağlığı gözetilerek hayvanlara zarar vermeden yapılması gerekliliğini vurguladık.

Atlı faytonlar ve at arabaları: Komisyon raporunda da önerildiği gibi atlı faytonlar Türkiye çapında yasaklanmayacak. Gerekçe olarak faytonda ya da at arabalarında kullanılmayan atların bakımının yapılmadığı gösterildi.

Canlı hayvan ticareti: Uluslararası canlı hayvan ticaretinin yasaklanmasına dair talebimiz taslakta yer almıyor. Konuyla ilgili olarak yalnızca “hayvanların taşınmasıyla ilgili düzenleme zaten var” denilerek geçiştirildi. Ancak bu düzenleme, kurban bayramında öldürülen hayvanlarla sınırlı; kıtalararası yolculuklarda türlü hastalık ve eziyetlere maruz bırakılan hayvanlar için değil.

Hayvanların haczi: Ticari mal olarak kabul edilen ve parasal değeri olan hayvanlar bakımından haczin yasaklanmasının mümkün olmadığını net olarak belirttiler. Mevcut mevzuatta olduğu gibi evcil hayvanların haczine ilişkin yasak devam edecek.

Hayvan dövüşleri: Sadece köpek ve horoz dövüşlerinin yasaklanacağını belirten vekiller, boğa ve deve güreşlerinin devam edeceğini söyledi. Bizler tüm hayvan dövüşlerinin işkence olduğunu ve istisnasız hepsinin yasaklanması gerektiğini tekrar dile getirdik.

CEVAP ALAMADIĞIMIZ KONULAR

Yunus parkları: Komisyon raporunda yunus parklarının en geç 2 sene içerisinde kapatılması tavsiye kararını esneten bir öneri ile karşılaştık. Yunus parklarının yasaklanacağı, ancak mevcut tesislerdeki hayvanlar ölene kadar bu yerlerin açık kalacağı söylendi. Yeni hayvan alımının önüne geçilmesi için hayvanların çipleneceği, bu şekilde kaçak yolla yunus parklarının Türkiye sularından hayvan yakalamasının önüne geçileceği belirtildi. Biz yunus parklarının en geç 1 yıl içerisinde kapatılması talebimizi yineledik, çünkü çip ve kimliklendirme olsa bile hayvan alımının bundan sonra da yapılacağı yönünde somut endişelerimiz var. 10 yıldır sayısız ihlal, ihmal ve hayvan ölümü bildirimi karşısında bu tesislere yaptırım uygulamayan ve denetim yapmayan İl Tarım Müdürlükleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı, bundan sonrasında da çiplerin denetimini gerektiği şekilde yapmayacaktır. Bu yüzden yunus parklarının Komisyon kararından geri düşmeyecek şekilde kapatılması, mevcut tesislerdeki hayvanların rehabilite edilmesi ve denize geri dönemeyecek durumda olanların ve diğer deniz memelilerinin ömür boyu korunması talebimizi tekrar ettik. Süre sınırı ile ilgili değerlendirmelerinin devam ettiğini belirttiler.

Hayvanat bahçeleri: Toplantının başlarında hayvanat bahçesi ismi ile yeni tesis açılmasının yasak olacağını ama ‘doğal yaşam parkı’ adıyla yeni tesis açılabileceğini, ‘doğal yaşam parkı’ ismini verdikleri bu tesislere hayvan alımının devam edeceğini söyleyen vekiller, toplantının sonlarına doğru, hayvanat bahçelerinin ‘doğal yaşam parklarına’ çevrileceğini, ‘doğal yaşam parkı’ adıyla yeni tesis açılmayacağını, hayvan alımı yapılmayacağını söylediler. Birbirine tamamen zıt bu iki açıklama endişelerimizi daha da artırdı.

Mevcut 40 hayvanat bahçesinde esir edilen binlerce hayvanın ve gelecek nesillerin hayatı, bir toplantı içinde birbiriyle tamamen çelişen açıklamalar yapacak kadar hafife alınamaz. Hayvanat bahçelerinin ismini ‘doğal yaşam parkı’ olarak değiştirmek, hayvanların ömür boyu hapis hayatı yaşamasını, doğal yaşam alanlarından koparılmalarını, bir mal gibi teşhir edilmelerini, korkunç bir hayat yaşamaya zorlanmalarını engellemeyecek. Bu yüzden Meclis Araştırma Komisyonu raporunda tavsiye edildiği gibi hayvanat bahçeleri yasaklanmalıdır. Mevcut tesisler yaban hayat merkezlerine dönüştürülmeli ve hayvanlar kayıt altına alınarak yeni hayvan alımının önüne geçilmesi yoluyla hayvanat bahçelerinin sonu getirilmelidir.

Bakım evlerine kamera: Komisyon raporunun çıktılarından olan geçici hayvan bakımevlerinin 7/24 kamera ile izlenmesi ve bu görüntülerin belediyelerin İnternet sitelerinden yayınlanması konusunun yönetmelik ile düzenleneceği söylenerek geçiştirildi.

Faillerin hayvana yuva olması: Hayvana şiddet uygulayan faillerin bir hayvana yuva olmalarına izin verilmeyeceği söylendi ama bu konunun nasıl takip edileceğine ilişkin net bir açıklama yapılmadı.

Şikayet şartı: Hayvana yönelik suçlarda soruşturma açılması için kimlerin hangi merciye şikayette bulunalabileceği konusunda net bir cevap alamadık. Şikayetlerimizin öncelikle Tarım Orman Bakanlığı tarafından değerlendirilip bu değerlendirme neticesinde uygun bulunanların savcılığa intikal etmesine yönelik bir düzenleme yapılacağı konusundaki endişelerimizi dile getirdiğimizde, suçüstü hallerinde savcılıkların resen soruşturma açma yetkisi olacağı belirtildi. Ancak suçüstü olmayan haller ile ilgili sorularımız, Adalet Bakanlığı’nın personel sayısının yetersiz olduğu ve iş yükünün çok yoğun olduğu şeklinde açıklamalarla geçiştirildi.

Bu şekilde gerekçelerle halkın şikayet hakkının elinden alınması kabul edilebilir değildir. Bunun yanında “sahipli” hayvanın “sahibi” tarafından maruz bırakıldığı şiddet ile ilgili şikayetleri herkesin yapabileceği söylendi. Şikayet şartı ile ilgili olarak, ‘Kim hangi hayvanla ilgili hangi merciye şikayet edebilecek?’, ’Gelen ihbarları kim değerlendirecek?’, ‘Adli vaka olup olmadığına kim karar verecek?’, ‘Otopsiyi kim yapacak?’ gibi sorularımız “bu konular çok detay” denilerek geçiştirildi.

Hayvan deneyleri: Hayvan deneyleri ile ilgili bir düzenlemeden bahsedilmedi. Alternatif yöntemler ve dünyadaki gelişmeler vekiller ile paylaşıldı, fen fakültelerinde hayvan deneyi yapmak istemeyen öğrencilerin etik eğitim haklarının korunması gerektiği belirtildi.

Bakımevi veteriner sayısı: Vekiller, geçici hayvan bakımevlerindeki veteriner sayısının bölgenin insan nüfusuna göre değil de hayvan nüfusuna göre belirlenmesi ile ilgili talebi değerlendireceklerini belirttiler.

Evde hayvan sayısı sınırı: Yasaya evde bulunabilecek hayvan sayısı ile ilgili bir madde eklenemeyeceğini, bu olası kısıtlamaya yönelik tepkilerimizi defalarca belirttikten sonra, vekiller bu konunun yönetmelikle düzenleneceğini söyleyerek yine bu başlığı muğlak bir noktaya çekerek net bir cevap vermediler.

Terk etme: Komisyon raporunda hayvan terk eden kişilere verilecek ceza 10.000 TL olarak belirlenmişti. Yasa teklifinde ise bu miktarın 3.000 TL olarak önerildiğini yeniden dile getirdiler. Vekiller, bu önerilerine gerekçe olarak 10.000 TL’nin özellikle kırsal bölgelerde oldukça yüksek bir meblağ olduğu için tahsil kabiliyetinin olmamasını gösterdiler. Bizler bu konuda meblağın yüksek olmasını, caydırıcılığı artırması açısından özellikle talep ediyoruz. Bu konuda da net bir kanıya varılmadı.

Artırılmış ceza: Hayvanlara bakmakla ve onları korumakla yükümlü olan belediye görevlileri ve Tarım Orman Bakanlığı’na bağlı görevliler hayvana yönelik bir suç işlediklerinde bu durumun nitelikli hal olarak kabul edilmesi ve bu kişilere misli ile ceza verilmesi yönündeki talebimiz vekillerce de makul bulundu ve değerlendirileceği belirtildi.

Petshop ve üretim çiftliklerinde hayvan satışı: Artık petshoplarda kedi ve köpek satılmayacağını söyleyen vekiller, hayvan “satın almak” isteyenlerin “denetlenen” (!) üretim çiftliklerinden kedi köpek alabileceğini, hayvanları da kataloglardaki fotoğraflardan seçebileceklerini belirtti. Her şeyden önce, bu durum hayvanların mal statüsünü ortadan kaldırmadığı gibi, bugüne kadar denetimden asla geçmeyen üretim çiftliklerinde hayvanların damızlık olarak sürekli sömürüleceği, ek mağduriyetler yaratacağı bir düzen kurulması anlamına geliyor. Ek olarak, taleplerimizden biri olan, sadece kedi ve köpeklerin değil, kuş, kemirgen ve sürüngen gibi egzotik/yabani hayvanların da petshoplarda satılmaması talebimize toplantıda da yanıt alamadık. Bu konuda herhangi bir yasak getirilip getirilmeyeceği, sormamıza rağmen söylenmedi. Bizler hayvan üretiminin, ticaretinin ve satışının tamamen yasaklanması gerektiğini yineledik.

Hazırlanan yasa teklifine ilişkin taslağı göremediğimiz ve birçok sorumuza net cevap alamadığımız bir toplantı oldu. Bu yüzden toplantıya katılan kişilerin yaptıkları aktarımlarda eksik kalan kısımları netleştirmek için detaylı bir açıklama yazmaya çalıştık. Cevap alabildiğimiz ve olumlu olan kısımlar kesin değil bu yüzden tüm taleplerimiz için mücadele etmeye devam etmek ve kararlı olmak zorundayız. Bir hafta-on gün içinde tamamlanıp Tarım Komisyonu’na sunulması planlanan teklifin detaylarını öğrenme ve eksik bulduğumuz hususları giderme konusundaki mücadelemiz Tarım Komisyonu’nda da devam edecek. Hayvanların doğuştan gelen haklarını teslim eden, hayvanlar lehine bütüncül ve adil bir Hayvan Hakları Yasası için taleplerimize buradan ulaşabilirsiniz.

Toplantıya Yaşam İçin Yasa bileşenlerinden, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Vegan Derneği Türkiye (TVD), Yunuslara Özgürlük Platformu ile Hayvan Haklar ve Etiği Derneği katıldı.

25 Oca

Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi: Hayvanların yaşam hakkı anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır

2019’da aramızdan ayrılan hayvan özgürlüğü aktivisti Burak Özgüner’in annesi Eray Özgüner’in çağrısıyla bir araya gelen; ülke genelinde hayvan hakları, ekoloji, kadın hakları, LGBTİ+ hakları, cinsel şiddetin önlenmesi, insan hakları, engelli hakları, toplum sağlığı, çocuk ve yaşlı hakları, alanlarında faaliyet gösteren birçok kurumun desteğiyle oluşan Yaşam İçin Yasa İnisiyatifi, önümüzdeki haftalarda mecliste görüşülmesi beklenen, hayvan haklarına ilişkin yasa tasarısıyla ilgili kampanya başlattı. İnisiyatif, düzenlediği çevrimiçi basın toplantısında yaptığı açıklamada, yasada yer verilmesi istenen talepleri kamuoyuyla paylaştı ve kampanyaya tüm ülkedeki hayvan dostlarının desteğini istedi.

Yaşam hakkının siyasetler üstü bir hak olduğu ifade edilen açıklamada, mevcut yasanın hayvanların yaşam hakkını korumaktan uzak olduğu ve İnisiyatif’in taleplerinin bu yasal yetersizliğin artık kesin olarak giderilmesi çizgisinde oluşturulduğu ifade edildi.

İlk söz alan Eray Özgüner hayvanlar için adaletli bir kanun beklediğimizi belirtti.

“Hayvan hakları aktivisti yaşam savunucusu oğlum Burak Özgüner’i geçen yıl kaybettim. Burak ömrünü bu mücadeleye adamıştı.Mecliste milletvekillerinin kapılarında bekledi, dosyalar sundu, anlattı anlattı. Bütün vekiller dinlediler, doğruydu. Vicdani olarak her şey doğruydu. İlk kez TBMM’de bir kanun teklifi üzerinde uzlaştıklarını sevinerek açıkladılar. 

Buradan sormak istiyorum. Neden doğru bulduğunuz; hayvanların özgürlüğünü, yaşamlarını elinden alan, şiddete, tecavüze uğrayan dilsiz hayvanların çektiği acıları görmezden gelen kanunları, 14 yıldır değiştiremiyorsunuz? Bu kadar zor mu? 

Sayın cumhurbaşkanımız, bakanlarımız tüm siyasi parti milletvekillerimiz. Yaşamdan yana saf tutmanızı bekliyoruz. Gelin hep birlikte olalım. Hayvanlar için adaletli bir kanun olsun. Hayvanların acısı son bulsun.”

Eray Özgüner’den sonra söz alan Dört Ayaklı Şehir’den Başak Deniz Özdoğan meclisteki tüm milletvekillerini yaşamdan yana olmaya davet ederken, taleplerimize de değindi.

“Gerçekten hayvanların haklarını koruyan bir yasa için öncelikle hayvanlar duygulu varlıklar olarak tanımlanmalı; mevcut kanundaki sahipli- sahipsiz hayvan ayrımının kaldırılmalı; hayvana yönelik gerçekleşen öldürme, zalimce davranış, işkence, cinsel şiddet, hayvan dövüştürme, bir hayvan neslini yok etme fiillerine hapis cezası yaptırımı getirilmeli, ceza alt sınırı 3 yıl olarak belirlenmeli; hayvanlara yönelik hak ihlâllerinin soruşturulması konusunda cumhuriyet savcıları re’sen yetkili kılınmalı; mevcut kanunun 6. Maddesi asla değiştirilmemeli;  Evcil ve egzotik hayvan üretimi, ticareti ve satışı yasaklanarak suç kapsamına alınmalı; “yasaklı ırk” ve “tehlikeli ırk” tanımı kaldırılmalı; avcılık yasaklanmalıdır.”

Başak Deniz Özdoğan’dan sonra söz alan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nden Fatma Biltekin yasanın meclise bir an önce gelmesini beklediklerini söylerken sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesi ve yasa taslağının sivil toplum ile paylaşılması gerektiğini belirtti ve taleplerimizi sıraladı.

“Hayvanat bahçeleri ve sirkler yasaklanmalı, yunus parkları kapatılmalı, Hayvan dövüşleri, güreşleri ve yarışları istisnasız bir şekilde yasaklanmalı; hayvan deneyleri yasaklanmalı; alternatif yöntemlere geçilmeli; atlı faytonlar ve at arabaları ülke genelinde yasaklanmalı; hayvan kürkü üretimi ve ülkeye girişi yasaklanmalı; canlı hayvan ticareti yasaklanmalı; havai fişek kullanımı yasaklanmalıdır.”

Fatma Biltekin’den sonra söz alan Hayvanlara Adalet Derneği’nden avukat Hülya Yalçın hukuken kolay uygulanabilir bir yasa beklediğimizi dile getirdi.

“Meclis Araştırma Komisyonu’nun, tüm siyasi partilerin mutabık kaldığı somut önerilerine ve toplum beklentilerine cevap veren, hukuken uygulanabilir bir yasa bekliyoruz.  Hayvanların duygusal ve sosyal canlılar olduğu gerçeğinden yola çıkarak, kendi anayasal haklarımız çerçevesinde onların yaşam haklarını korumak için herkesi Yaşam İçin Yasa çağrımıza ortak olmaya davet ediyoruz. Hayvanlara karşı artan şiddetin sosyal boyutunun da dikkate alınarak, toplumsal talebin de karşılanacağı yasa beklentimizi Meclise bir kez daha hatırlatıyoruz.” 

Hülya Yalçın’dan sonra söz alan Yunuslara Özgürlük Platformu’ndan Öykü Yağcı, hayvan hapishanelerinin kapatılması gerektiğini belirtti.

“Bugün yunus parkı sahipleri, avcılar, faytoncular, hayvan dövüştürenler ve pet shop sahipleri, “dernek” adı altında Meclis’te kulis yapıp siyasi bağlantılarını devreye sokarken, biz sadece hayvanlar için adalet istiyoruz. Soruyoruz: Meclis’te bizi temsil eden vekiller, 10 yunus parkına dokunmayarak Türkiye sularından yunusların etik dışı ve yasadışı şekilde avlanmasına izin verecek mi? Yoksa bu tesisleri yasaklayarak ve mevcutları kapatarak milyonlarca insanın özgürlük çağrısına kulak mı verecek? Meclis, hayvanat bahçeleri, yunus parkları ve hayvanlı sirklerdeki bu kirli ticareti artık sonlandırmalıdır. Bunun yerine hayvanların kullanılmadığı, yeni ve gelişmiş teknolojileri hayata geçirerek tüm dünyaya örnek olacak adımlar atmalıdır. “

Öykü Yağcı’dan sonra söz alan Sarıyer Kent Dayanışması ve İstanbul Kent Savunması’ndan Ezgi Öz sokak hayvanlarının sokak sakinleri olduğunu söyledi.

Meclis, hayvan hakları yasası özünde, hayvanların doğuştan gelen haklarını teslim etmeli ve hayvanlar için adaleti tesis etmelidir. Sokağımızda yaşayan hayvanlar, sokağımızın, kentimizin sakinleridir ve ortak yaşama kültürümüzün getirdiği sorumluluk bilincinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bugün burada Yaşam İçin Yasa diyerek paylaştığımız taleplerimiz, sadece bizlerin talepleri değil; dükkanı önünde kedi köpeği besleyen esnafın, köyde hayvanlarla birlikte büyüyen çocukların, soğuktan korumak için sokak hayvanlarına yuva yapanların, mahalle gönüllülerinin, havai fişek patlatma kuşları korkutma diyenlerin, evinin önünde, şehrin çeperlerinde canlar için besleme yapanların da talepleri.” 

Ezgi Öz’den sonra söz alan Boğazici Üniversitesi Çevre Kulubü’nden Tuğba Uştu üniversite kampüslerinin canlıların da yaşam alanı olduğunu ifade etti.

“Biz öğrenciler, kampüs hayvanların ihtiyaçlarını kendi emeğimiz ve harçlığımızla karşılamaya çalışıyoruz, ancak kaybettiğimiz canların hesabını soramıyoruz. Kampüsler için hayvan varlığı belgesi oluşturulmasını, üniversitelerde uygun birimler açılmasını ve hayvanlarının bakım ve ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyoruz. Kedisiz, köpeksiz üniversite kampüsü hayal edemiyoruz.”

Tuğba Uştu’dan sonra söz alan Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Özge Özgüner,  insanların insanlara ve hayvanlara uyguladığı şiddet ve bu şiddeti uygulama gerekçelerinin aynı olduğunu dile getirdi.

“Maruz bırakılanın insan mı hayvan mı olduğuna bakılmaksızın fail odaklı bir yaklaşım ve cezalandırma gerekli. Çünkü yaşatılan acı aynı ve hayvanlar, insan istismarına karşı savunmasız. Cezasızlıkla şiddet normalleştirilmemeli, suça davetiye çıkarılmamalı.

Kadın cinayetlerini durduracağız dediğimiz gibi hayvan cinayetlerini durduracağız dememiz gerekiyor, Eşit, özgür, sömürüsüz, sınıfsız bir dünya tahayyülümüzün içine hayvanları da dahil etmemiz gerekiyor. Gelin “yaşam için yasa” diyelim birlikte. Çünkü hayvanlar yoksa çok eksiğiz.”

Özge Özgüner’den sonra söz alan Kuzey Ormanları Savunması’ndan Onur Küçük, hayvanların yaşamının korunması, iklim krizine karşı mücadelenin, ekosistem sürekliliğinin, kent ekolojisinin temeli olduğunu belirtti.

“Yaşamın temeli olan yaban hayatının korunması, ormanların ve tüm yeşil alanların korunması, bir cinayet olan avcılığın yasaklanması gerekmektedir. Hayvanlar için adalet talebi, hem iklim krizine karşı yaşanabilir bir dünya için, doğanın sömürülmediği, şiddetin cezasız kalmadığı ve teşvik edilmediği bir Türkiye için mücadele eden tüm ekoloji mücadelesinin, hak örgütlerinin, emek ve adalet mücadelesinin öncelikli gündemlerden biri olmalıdır. Tüm ekoloji ve doğa koruma mücadelesinden omuzdaşlarımızı da hayvanlara adalet mücadelesine destek vermeye çağırıyoruz. “

Onur Küçük’ten sonra söz alan Vegan Derneği Türkiye’den Ebru Arıman adaletin yalnızca bir türe özgü olamayacağını söyledi.

“Adalet, eşitlik ve özgürlük hakkı yaşayan her türün en temel ihtiyacıdır. Hayvanlara tuzak kurma, avlama, esaret altında tutma, bedenini sömürme, işkence etme, vücut bütünlüğünü bozma, ailelerini dağıtma, stres altında yaşamaya mahkum etme ya da öldürme gibi hak ihlalleri, etik ve adil değildir, hiç bir zaman da olmayacaktır.  Hayvan haklarında yaşanan derin mağduriyeti anlayabilmek için gereken tek şey vicdani bir bakış açısı. Hayvanlar da toplumun birer öznesi/ bireyi olarak görülene dek onlar için hak mücadelemizi sürdüreceğiz. “

Basın açıklaması yoldaşımız Burak Özgüner’in “imkânımız yok belki ama hayvanlar, insanlar ve doğa için yani istisnasız herkes için topyekûn özgürlük isteyenler olarak, “bulunduğumuz yerden dünyayı değiştirmeye devam edeceğiz”, reddedişimiz, neşemiz, öfkemiz ile…” sözleri okunduktan sonra bitti.

Basın açıklamasının tamamı linkte.

Taleplerimiz tamamı linkte.

08 Ara

Av ihalesi iptal edildi, 47 yaban keçisi kurtuldu!

Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı açılan iptal davası yaban keçilerinin lehine sonuçlandı. Mahkeme, Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki 47 yaban keçisinin öldürülmesini kapsayan ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından çıkarılan av ihalesinin yasal ve bilimsel olmadığı gerekçesiyle ihaleyi iptal etti. 

8 Aralık 2020 – Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz ile Platform katılımcıları Saliha Altın ve Yeşim Vardar tarafından Isparta İdare Mahkemesi’nde açılan dava beş ay sonra hayvanların lehine sonuçlandı. 

Av ihalesinin “bilimsel verilere dayanılmadan tesis edildiğini” vurgulayan Isparta İdare Mahkemesi, “mevzuat hükümlerine, kamu yararı ve hizmet gereklerine uyarlık bulunmadığı” gerekçesiyle davalı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın av ihalesini iptal etti. 

Ağustos ayından bu yana 47 yaban keçisinin avcılar tarafından öldürülmesini önlemek için bir araya gelen doğa koruma ve hayvan hakları örgütleri kararı memnuniyetle karşılarken, yaban keçileri ve ihaleye açılan pek çok tür için av ve insan tehdidinin halen sürdüğünü vurguladı. Ekim ayında davaya müdahillik başvurusunda bulunan Vegan Derneği Türkiye (TVD), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Yunuslara Özgürlük Platformu, Hayvan Hakları ve İzleme Komitesi (HAKİM) ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği mahkeme sonucunu duyururken, dava sonrası süreci takip edeceklerini, kararın diğer av ihalelerine karşı açılan davalar için örnek olmasını umduklarını belirtti. 

Dava sonucuyla ilgili olarak “Bu karar Türkiye’nin hukuka, uluslararası sözleşmelere ve etik değerlere uyması gerektiği gerçeğini ortaya koyan bir karar” diyen Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz şöyle konuştu: “Dünyayı birlikte paylaştığımız canların para için öldürülmesi de insani değerleri zedeleyen bir durumdu. Bu durumun Antalya ve Isparta’da yaban keçileri, hatta Tunceli’de de dağ keçileri için ortadan kalkmış olması da çok önemli. Ancak ne yazık ki bu iç acıtıcı durum Türkiye’nin diğer illerinde başka türler için halen devam ediyor. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Mahkeme kararı bu acı gerçeğe bir tokat olmuştur. Bu tokat, Türkiye çapında Av Turizmi Uygulama Talimatı aracılığıyla pek çok hayvanı öldürmek için sırasını bekleyen tüm kamu kurumları ve av şirketleri için de geçerli olmalı ve av katliamından bir an önce vazgeçilmelidir.” 

Ne olmuştu? 

17 Haziran’da Tarım ve Orman Bakanlığı Burdur 6. Bölge Müdürlüğü, nesli tehlike altındaki bir tür olan yaban keçisinin (Capra aegagrus) 13 parti halinde 47’sinin öldürülmesi için av ihalesi açmıştı. 

Salda için Türkiye Grubu ve A Platformu, Antalya ve Isparta’da yaban keçilerinin katledilmesini önlemek için Temmuz ayında Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı dava açmış, Eylül ayında da mahkemenin verdiği yürütmenin durdurulması ara kararını hayvan hakları savunucularıyla birlikte kamuoyuna duyurmuştu. Bu ara kararda mahkeme talep etmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz av turizminin “gerekliliğine ilişkin” herhangi bir bilimsel rapor sunmadığı ortaya çıkmış, mahkeme aynı zamanda koruma altındaki bazı türleri de kapsayan av turizmi uygulamasının mevcut kanunlara aykırı olması nedeniyle bakanlıktan hukuki dayanağı netleştirmesini istemişti. 

Ekim ayında ise hayvan hakları savunucuları, yaban keçilerinin katledilmesini önlemek amacıyla davaya müdahillik başvurusunda bulunmuş, aynı zamanda “ekonomik kayıpların giderilmesi” gerekçesiyle davaya katılma talebinde bulunan av şirketlerine karşı kolektif hukuki mücadele için doğa ve yaşam savunucularına güç birliği çağrısında bulunmuştu. 

Hayvan hakları örgütleri, daha önce Türkiye çapında Anadolu Yaban Koyunu, Ceylan, Çengelboynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Melez Yaban Keçisi, Kızıl Geyik, Yaban Keçisi ve Yaban Domuzu gibi pek çok türün öldürülmesini engellemek amacıyla, “Av Turizmi Uygulama Talimatı”nın iptali için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan Hediye Gündüz’ün açtığı iptal davasına da müdahil olmuştu.

Bakanlığın katliamına izin verdiği yaban keçileri uluslararası koruma altında

Yaban keçisi (Capra aegagrus), Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Liste kriterlerine göre global ölçekte nesli “neredeyse tehdit altında” (NT – near threatened) olan, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz bölgesinde ise “hassas” (VU – vulnerable) durumda oldukları için nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kritik bir tür. Bu nedenle de, 1984’ten beri Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’nin (Bern 1979) “kesin koruma altındaki türler” Ek-II Listesi’nde yer alıyor. Dolayısıyla yaban keçilerinin her türlü kasıtlı yakalanması, alıkonması ve kasıtlı öldürülmesi yasak olduğu gibi, canlı veya cansız olarak elde bulundurulması ve iç ticareti de yasağa tabi.

Yaban keçileri ayrıca iç mevzuat dahilinde bakanlığın koruma altına aldığı hayvan listesinde yer almasına rağmen bu yıl “kırsal kalkınmaya destek” amacıyla bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından av turizmi kapsamında avlanmasına izin veriliyor.

21 Eki

Hayvan hakları savunucuları av turizmi davasına müdahil oldu, av şirketlerine karşı güç birliği çağrısında bulundu

47 yaban keçisinin öldürülmesini kapsayan Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı açılan iptal davasına hayvan hakları savunucuları da müdahil oldu. Müdahillik başvurularını bugün İstanbul’da Çağlayan Adliyesi’ne teslim eden dernekler yayımladıkları duyuruyla, hem davada çıkan davalı Bakanlığın savunması alındıktan sonra verilen yeni yürütmeyi durdurma kararını duyurdu hem de Tarım ve Orman Bakanlığı ile “ekonomik kayıpların giderilmesi” gerekçesiyle davaya katılma talebinde bulunan av şirketlerine karşı kolektif hukuki mücadele için doğa ve yaşam savunucularına güç birliği çağrısında bulundu.

21 Ekim Çarşamba, İstanbul – Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz ile Platform katılımcıları Saliha Altın ve Yeşim Vardar tarafından Isparta İdare Mahkemesi’nde açılan davaya hayvan hakları dernekleri de müdahil oldu.

Vegan Derneği TürkiyeHayvan Hakları ve Etiği Derneği ile Hayvanlara Adalet Derneği, Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki yaban keçilerinin av turizmi kapsamında öldürülmesini engellemek için bir kez daha devam eden bir davaya müdahillik başvurusunda bulundu. Yunuslara Özgürlük Platformu ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi de destek için yine adliyedeydi.

Hayvan hakları savunucuları, daha önce Türkiye çapında Anadolu Yaban Koyunu, Ceylan, Çengelboynuzlu Dağ Keçisi, Karaca, Melez Yaban Keçisi, Kızıl Geyik, Yaban Keçisi ve Yaban Domuzu gibi pek çok türün öldürülmesini engellemek amacıyla, “Av Turizmi Uygulama Talimatı”nın iptali için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan Hediye Gündüz’ün açtığı iptal davasına da müdahil olmuştu. Yayımladıkları duyuruda, “‘Av’ adı altında gerçekleşen yaban hayata müdahalenin ve hayvan katliamının ‘kırsal kalkınma, kamu yararı, popülasyon kontrolü, turizm geliri’ gibi herhangi bir gerekçesi olamaz” diyerek etik, hukuk ve bilim dışı av ihalelerinin derhal iptal edilmesini talep etmişlerdi. 

Av şirketleri de davaya katılma talebinde bulundu

Yürütmeyi durdurma kararında, Isparta ve Antalya’daki yaban keçilerinin öldürülmesi için ihale alan şirketlerin (Saklıkent Turizm Yatırımları ve İşletmecilik Ticaret İnşaat A.Ş., Caprinae Travel-Ram Spor Taş. Tur. Sey. Ac. Ltd. Şti., Gürkavak Turizm Seyahat Acenteliği İnşaat Ticaret A.Ş., Alpha Safari Turizm Seyahat Acenteliği Ticaret Sanayi Ltd. Şti., Evdir Turizm Ticaret Ltd. Şti., Kalibre İnşaat Turizm Ticaret Ltd. Şti. ve Trofe Safari Turizm Seyahat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.), davalı Tarım ve Orman Bakanlığı’nın yanında yer almak amacıyla Isparta İdare Mahkemesi’ne başvurduğu ortaya çıktı.

Örnek dilekçelerle yaşam savunucularına çağrı

Isparta İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararında yedi av şirketinin “ekonomik kayıpların giderilmesi, ülkeye döviz girişinin sağlanması ve ticari hayatlarının sekteye uğramaması” gerekçeleriyle davaya katılma talebinde bulunduğunu tespit eden dernekler, doğa ve hayvan hakları savunucularına da kolektif hukuki mücadele için çağrı yaparak web sitelerinde örnek müdahillik dilekçelerini paylaştı (*).

Antalya ve Isparta’daki yaban keçilerini korumak amacıyla yerelde Isparta İdare Mahkemesi’ne, Türkiye çapında avlanmasına izin verilen diğer türleri korumak için de Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na hitaben hazırlanmış iki farklı müdahillik dilekçesi, av turizmine karşı hukuki mücadeleye katılmak isteyen tüm derneklerin erişimine açık.

Isparta İdare Mahkemesi: “Dava konusu işlemin hukuka aykırılığı açıktır”

Hayvan hakları savunucuları Isparta ve Antalya’daki yaban keçilerinin katledilmesi için açılan av ihalesinin iptaline yönelik müdahillik dilekçelerinde hukuki gerekçe olarak, Tarım ve Orman Bakanlığınca izin verilen av turizmi ihalelerinin, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası Bern Sözleşmesi’ne, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu’na aykırı olduğunu vurguladı.

Aynı zamanda Isparta İdare Mahkemesince 29 Eylül’de verilen yürütmeyi durdurma kararında vurgulanan hususları ve gerekçeleri yineledi:

  • Burdur 6. Bölge Müdürlüğü sınırları içerisinde bulunan alanlardaki yaban keçisi için optimum popülasyonun ne kadar olması gerektiğine,
  • Avlağın potansiyel olarak kullanıldığı yüzölçümüne göre popülasyon büyüklükleri ve yoğunluklarının tespit edildiğine,
  • Popülasyonun artırılması ve bu sayede türün tehlikeye girmemesi için; av dışı yöntemlerin denendiğine, başarısız olunduğuna ve bu nedenle tek çarenin “8 yaş ve üzeri” erkek yaban keçilerinin avlattırılması olduğuna,
  • Genç keçilerin yoğunluklarının popülasyon eşik değerlerinin çok altında olduğunun tespit edildiğine ya da yaşlı keçilerin yoğunluklarının popülasyon eşik değerlerinin çok üstünde olduğunun tespit edildiğine,
  • Antalya ve Isparta illeri genelinde popülasyon büyüklüğünün aşırı artması nedeniyle, “Av ve Yaban Hayvanlarının ve Yaşam Alanlarının Korunması, Zararlılarıyla Mücadele Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğin” 54. maddesinde sayılan durumlardan herhangi birinin ortaya çıktığına dair kapsamlı, somut, bilimsel, teknik bir veri sunmamıştır.

Mahkeme, geçtiğimiz haftalarda taraflara sunduğu ikinci ara kararda, dava konusu av ihalesi işleminin “hukuka aykırılığının açık olduğu” ve “uygulanması durumunda telafisi güç zarar doğurabilecek nitelikte bulunduğunun tartışmasız” olduğunu vurguladı.

Mahkeme, geçtiğimiz ay paylaştığı ilk ara karar metninde de, talep etmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz av turizminin “gerekliliğine ilişkin” herhangi bir bilimsel rapor sunmadığını belirtmişti. Aynı zamanda av ihalesinin yasal ve bilimsel gerekçelerine dair Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu yazılı savunmayı yeterli bulmayarak, koruma altındaki bazı türleri de kapsayan av turizmi uygulamasının mevcut kanunlara aykırı olması nedeniyle bakanlıktan hukuki dayanağı netleştirmesini istemişti.

(*) Örnek müdahillik dilekçeleri

  1. Antalya ve Isparta’daki yaban keçilerinin Tarım ve Orman Bakanlığı Burdur 6. Bölge Müdürlüğü’nin av ihalesi kapsamında öldürülmesine engel olmak amacıyla yerelde Isparta İdare Mahkemesi’ne hitaben hazırlanmış örnek dilekçeyi bu bağlantıda bulabilirsiniz.
  2. Türkiye çapında Av Turizmi Uygulama Talimatı kapsamında avlanmasına izin verilen hayvanların öldürülmesine engel olmak için Danıştay 10. Daire Başkanlığı’na hitaben hazırlanmış örnek dilekçeyi bu bağlantıda bulabilirsiniz

Diğer derneklerin katılımı için örnek dilekçeleri hazırlayan Hayvanlara Adalet Derneği üye avukatlarına bir kez daha teşekkür ederiz. 

15 Eyl

Av turizmi davasında önemli gelişme: Mahkeme bakanlığın savunmasını yeterli bulmadı

Salda için Türkiye Grubu ve A Platformu’nun Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı açtığı yürütmeyi durdurma davasında ara karar çıktı. Mahkeme, Türkiye’de nesli tükenme tehlikesi altındaki 47 yaban keçisinin öldürülmesini kapsayan av ihalesinin yasal ve bilimsel gerekçelerine dair Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sunduğu yazılı savunmayı yeterli bulmayarak bakanlıktan ek bilgi ve belge talep etti. Ara kararı duyuran doğa ve hayvan hakları savunucuları ise, bakanlık izniyle yürütülen av turizmi ve avcılık faaliyetlerinin etik, hukuk ve bilim dışı olduğunu vurgulayarak bir kez daha yürütmenin iptalini istedi.    

15 Eylül 2020, Antalya & İstanbul – Antalya ve Isparta’daki “av ihalesine” karşı Salda için Türkiye Grubu’ndan A Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz ile Platform katılımcıları Saliha Altın ve Yeşim Vardar tarafından Isparta İdare Mahkemesi’nde açılan davada önemli bir gelişme yaşandı. Mahkeme talep etmesine rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz av turizminin “gerekliliğine ilişkin” herhangi bir bilimsel rapor sunmadığı ortaya çıktı. Mahkeme aynı zamanda koruma altındaki bazı türleri de kapsayan av turizmi uygulamasının mevcut kanunlara aykırı olması nedeniyle bakanlıktan hukuki dayanağı netleştirmesini istedi.  

Nesli tehlikedeki yaban keçileri uluslararası sözleşmelerce korunuyor

Antalya ve Isparta’da 13 parti halinde toplam 47 bireyin avlanması için 17 Haziran’da Tarım Orman Bakanlığı Burdur 6. Bölge Müdürlüğü tarafından ihaleye açılan yaban keçisi (Capra aegagrus), Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Liste kriterlerine göre global ölçekte nesli “neredeyse tehdit altında” (NT – near threatened) olan, Türkiye’nin de dahil olduğu Akdeniz bölgesinde ise “hassas” (VU – vulnerable) durumda oldukları için nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan kritik bir tür. Bu nedenle de, 1984’ten beri Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’nin (Bern 1979) “kesin koruma altındaki türler” Ek-II Listesi’nde yer alıyor. Dolayısıyla yaban keçilerinin her türlü kasıtlı yakalanması, alıkonması ve kasıtlı öldürülmesi yasak olduğu gibi, canlı veya cansız olarak elde bulundurulması ve iç ticareti de yasağa tabi.

Yaban keçileri ayrıca iç mevzuat dahilinde bakanlığın koruma altına aldığı hayvan listesinde yer almasına rağmen bu yıl “kırsal kalkınmaya destek” amacıyla bakanlığa bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından av turizmi kapsamında avlanmasına izin veriliyor.

 “Bakanlık T.C. Anayasası’nı da ihlal ediyor”

Mahkemenin ara kararını yazılı bir açıklamayla duyuran Salda İçin Türkiye Grubu, A Platformu, Vegan Derneği Türkiye (TVD), Hayvanlara Adalet Derneği (HAD), Yunuslara Özgürlük Platformu, Hayvan Hakları ve İzleme Komitesi (HAKİM) ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği,av ve av ihalelerinin etik, hukuki ve bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu vurguladı ve bakanlığın uluslararası sözleşmeleri çiğneyerek T.C. Anayasası’nın 90. maddesine de muhalefet ettiğinin altını çizdi. 

Yaban hayvanlarının korunması ve doğal yaşam alanlarının acilen avcılardan arındırılarak avcılığın yasaklanması gerektiğine dikkat çeken dernek ve oluşumların ortak açıklamasının tam metni şöyle: 

Tarım ve Orman Bakanlığı’na karşı açılan davada, ‘ihale işleminin hayvanların temel haklarını çiğnediği, mevcut uluslararası sözleşmelerin ve Hayvanları Koruma Kanunu’nun koruma hükümlerine aykırı olduğu, nesli yok olma tehlikesi altında bulunan türlerin ve bunların yaşama ortamlarının korunmasının esas olduğu üzerinde durulmuş; ihale alanında belirtilen bireylerin avlanmasının, neslin devamına yapacağı etki hakkında bilimsel ve istatistiksel herhangi bir araştırma yapılmadığı’ belirtilmiştir.

Taraflardan alınan yazılı savunmalar ışığında Isparta İdare Mahkemesi’nin verdiği ara karar önemli bir gerçeği ortaya çıkarmıştır: Isparta İdare Mahkemesi talep etmesine rağmen, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın henüz dava konusu av turizmi ihalesinin gerekliliğine ilişkin bilimsel bir araştırma raporu sunmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Isparta İdare Mahkemesi bakanlıktan tekrar belge istemiştir. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın mahkemece yetersiz bulunan yazılı savunmasında; “avcılık faaliyetlerinin 4917 sayılı Kanuna dayanılarak yürütüldüğü, yoğunluğun arttığı popülasyonlarda çevre direnci sebebiyle gerileme sürecine girildiği, bu sebeple popülasyonunun devamı için müdahale edilmesi gerektiği, çoğalmanın sağlanmasının amaçlandığı, zayıf, hasta, genetik deformasyona sahip ve üreme yeteneği düşük yaşlı bireylerin ve evcil hayvanlarla çiftleşme sonucu oluşan melezlerin popülasyondan çıkarılmak istenildiği, uluslararası düzeyde av turizmi potansiyeli olan yaban keçisi her ne kadar Bakanlığın koruma altına aldığı hayvanlar listesinde bulunsa da, kırsal kalkınmaya destek vermek amacıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) tarafından avlanmasına izin verildiği, avlanmanın ekolojik prensipler çerçevesinde sağlıklı bir şekilde hazırlanabilmesi için birey sayısı, bunların yaş ve cinsiyet durumları, doğan yavruların yaşama oranları gibi popülasyon dinamiğine ilişkin temel bilgilerinin değerlendirildiği, her hayvan için bir trofe (boynuz) değeri belirlendiği, popülasyonun en fazla %1’inin avına izin verildiği, popülasyondaki birey sayısının 100’ün altına düşmesi halinde ise avcılığa izin verilmediği, dava konusu uyuşmazlıkta da devlet avlaklarında envanter çalışması sonucu belirlenen 47 adet yaban keçisi kotasının 2886 sayılı kanun kapsamında satımının ihale edildiği” açıklanarak davanın reddi gerektiğini belirtmiştir.

Oysa Antalya ve Isparta’da av ihalesinde adı geçen yaban keçilerinin, yapılan bilimsel araştırmalarla neslinin tehlike altında olduğu ortaya konmuş, bu araştırmalara dayanılarak “nesli tehlike altında tür” olarak uluslararası yayınlara girmiş ve sözleşme kapsamına böylelikle alınmıştır. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın av ihalesi açarak bu yıl avlanmasına izin verdiği yaban keçilerinin Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından belirlenen tür tehlike kategorisinin ve bu yaban hayvanlarının koruma statülerinin değiştirilmesi mümkün değildir. Ülkemizde ve dünyada hızla azalan ve mutlak surette koruma altına alınması gereken bu türlerin devlet eliyle ava açılması yerine korunması gerekir.

Konuyla ilgili İdare Mahkemesi’nin ara kararının; 

  • 2. maddesinde, “Dosyadaki bilgi ve belgelerden sahadaki envanter ve etüt çalışmalarının Yazılıkaya Devlet Avlağındaki envanter dökümleri ile Gidengelmez YHGS sahasındaki envanter belirlenmesine yönelik envanter çalışmalarının dosyada bulunmadığı görülmüş olup, ihaleye konu tüm YHGS – sahalarının gözlek sayılarının belirlenmesine yönelik envanter çalışmalarının (fiş, tutanak, envanter raporlarını) ortaya koyan bilgi ve belgelerin ayrı ayrı istenmesine” denilmektedir.
  • 3. maddesinde ise, “Dava konusu yaban keçilerinin Bakanlığın koruma altına alınan yaban hayvanları listesinde bulunduğu, fakat kırsal kalkınmaya destek vermek amacıyla DKMP tarafından avlanmasına izin verildiği belirtilmekle birlikte, 4915 sayılı Kanunun 4. maddesindeki düzenlemede koruma altına alınan hayvanların avına izin verilmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde; Bakanlık tarafından izin verilmesine ilişkin işlemle birlikte, işlemin dayanağının hangi mevzuat olduğu hususu açıklanarak konuya ilişkin belge ve bilgilerin istenmesine” denilmektedir.
  • 4. maddede de, “Popülasyon büyüklüğünün %1’i geçmeyecek şekilde belirlenir” ifadesi de dikkate alınmak kaydıyla, söz konusu popülasyon büyüklüğünün nasıl belirlendiğine ilişkin … belge ve bilgilerin istenilmesine” denilmektedir.

Mevcut yasalara göre hayvanları ve doğal yaşam alanlarını korumakla yükümlü devlet kurumları, dünyada bilimsel verilerle ortaya konup korumaya alınan türleri korumalıdır. Korunmadığı takdirde, taraf olunan uluslararası sözleşmelerin hükümlerine uymayan bir devlet yapısı ortaya çıkartır.

Av ihalelerinden hemen vazgeçilmelidir. Aksi halde Anadolu’da nesli tehlike altında olan yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, ceylan, yaban koyunu (endemik), kızıl geyik ve karaca türlerinden 798 birey öldürülecek, telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkaracak ve hatta bazı türler yok olabilecektir.

Hatırlatmak isteriz ki, ‘av’ adı altında gerçekleşen yaban hayata müdahalenin ve hayvan katliamının ‘kırsal kalkınma, kamu yararı, popülasyon kontrolü, turizm geliri’ gibi herhangi bir gerekçesi olamaz. Mahkemeler ancak var olan ulusal ve uluslararası mevzuata göre karar verme yetkisine sahip olan kurumlardır. Yasalar ne yazık ki çoğu zaman hayvanlar aleyhine hazırlanmış olsa da bugün, geyikler ve çengel boynuzlu dağ keçileri dahil devlet eliyle avcılar tarafından öldürülmesine izin verilen türlerin çoğunun çeşitli yasal düzenlemelerle korunduğu açıktır. Dahası avcılık adı verilen hayvan katliamı, çelişkilerle dolu olmasına rağmen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun temel ilkelerine ve koruma hükümlerine tamamen aykıdır. 

Doğa ve hayvan hakları savunucuları olarak tarihin çöplüğüne atılması gereken Kara Avcılığı Kanunu’nu kabul etmediğimizi bir kez daha vurguluyor, etik, hukuk ve bilim dışı av ihalelerinin derhal iptal edilmesini istiyoruz. Yasama, yürütme ve yargı aşamalarında avcılığın yasaklanması için toplu mücadelemiz devam edecek.

Salda İçin Türkiye Grubu

A Platformu

Vegan Derneği Türkiye (TVD)

Hayvanlara Adalet Derneği (HAD)

Yunuslara Özgürlük Platformu

Hayvan Hakları ve İzleme Komitesi (HAKİM)

Hayvan Hakları ve Etiği Derneği