23 Mar

İstanbul’da hayvan koruma gönüllülerinin yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri

İstanbul halkının yüzyıllardır sokakta yaşayan ve artık birer kent sakini olan kedi ve köpekler ile bir ortak yaşam kültürü var. Osmanlı döneminde hayvanlar için sokakta yemek satıldığını, hayırseverler aracılığıyla hayvanların yaşamlarının sokakta desteklendiğini biliyoruz. Halkın köpekler ile bir yaşam kültürüne sahip olduğu İstanbul’da bu birlikte yaşam kültürüne yapılan en büyük saldırı, devlet eliyle 1910 yılında gerçekleşti. 1910 Hayırsız Ada Katliamı’nda İstanbul’da yaşayan 80 bin köpek toplandı ve sonradan Hayırsız Ada olarak anılacak olan Sivriada’da ölüme terk edildi. Bu olay İstanbul köpeklerinin yaşayacağı son katliam olmayacaktı. İstanbul’un sokaklarında yaşayan köpeklere yönelik tecrit ve sürgün politikaları günümüze kadar devam etti.

Türkiye’de 2004 yılından önce hayvanların haklarını korumaya yönelik bir hukuki düzenleme bulunmamaktaydı. 2004’ten önce yerel yönetimlerin oluşturduğu “itlaf ekipleri”nin sokakta yaşayan hayvanları toplayıp öldürdüğü saklanmayan bir gerçekti. Sokakta zehirlenmiş, can çekişen hayvanlar ile karşılaştığımız, belediyelerin halka hayvan öldürmek için mermi dağıttığı, öldürülen hayvan başına teşvik parası ödendiği dönemlerden sonra, 2004 yılında “Hayvanları Koruma Kanunu” yürürlüğe girdi. Kanun, öldürmeleri yasaklarken yerel yönetimlere de hayvanların yaşamlarını korumak için bazı görevler veriyordu. Kanunun 6. maddesine göre belediyeler sokaktan aldıkları hayvanların tedavilerini ve kısırlaştırmalarını yapıp, hayvanları aldıkları bölgeye geri bırakmalıydı. 6. madde yıllar içinde defalarca kere delinmeye çalışıldı, hayvan hakkı savunucularının çabaları sonucu 2021 Temmuz’unda yapılan kanun değişikliğinde 6. madde bu haliyle korundu. Ancak belediyeler bu görevlerini yerine getirmedi aksine hayvanları dağ başlarına, yol kenarlarına ve çöplüklere attılar, bakımevlerinin içinde öldürmeye devam ettiler, çoğu belediye hala bu katliamlara devam ediyor.

Hayvanlar devlet kurumları aracılığı ile öldürülmeye devam ederken hayvan düşmanı söylemlerin de yıllar içerisinde sistematik olarak arttığını, toplumun medya aracılığı ile kışkırtıldığını gördük. Özellikle son dönemlerde “başıboş köpek sorunu” denilerek sokakta yaşam mücadelesi veren hayvanların toplatılması ya da zehirlenmesi yönünde çağrılar yapan sosyal medya hesaplarının ve medya kuruluşlarının bu çağrıları hayvanlara zulüm ve ölüm olarak geri dönüyor. Yaşanan köpek saldırıları sonrası hassaslaşan insanların provoke edilmesi ile düşmanlaştırılan köpekler yok edilmek isteniyor. Oysa sorunun gerçek kaynağı bu hayvanlar değil bu hayvanlar ile ilgili sorumluluklarını yıllardır yerine getirmeyen kamu kurumlarıdır. Bu yüzden tepki verirken hedefimizin hayatta kalmaya çalışan hayvanlar değil bu kurumlar olması gerektiğini hatırlatmak isteriz.

Sadece sokakta yaşayan hayvanlar değil bu hayvanların haklarını savunan yada hayvanları koruyan kişiler de hemen hedef tahtası haline gelebiliyor. Kendi emekleri ile, yaşamlarından tavizler vererek, maddi, manevi olarak yıpranarak belediyenin yerine getirmediği görevlerini üstlenmeye çalışan hayvanseverlere yapılan bu muamele kabul edilemez. Sokakta, ormanda, bakımevlerinde, çöplüklerde, otoban kenarlarında şiddete açık bir şekilde yaşayan hayvanları korumaya çalışan, bunu yaparken de kendileri şiddete açık hale gelen bu insanların yaşadıkları ve verdikleri emek görünmez olmamalı. 

Hayvan koruma gönüllülerinin “deli”, “evde kalmış”, “itperest”, “köpektapar” gibi yaftalarla sürekli sosyal medyada hedef gösterilmeleri; zaten sahada çok yorulmuş olan, yıllardır hayvan istemeyenler ile mücadele etmek zorunda kalan ve bu sebeple psikolojik olarak yıpranmış hayvan koruma gönüllülerini daha da kızgın bir hale getiriyor. Oysa bu sorunların çözümü ne hayvanları yok etmekten ne de toplumu kutuplaştırmaktan geçiyor. Çözüm ancak sorunun temellerini ve neler yapılabileceğini konuşmak ile sağlanabilir. Bu yüzden bu çalışmamızın çözüm için fayda sağlamasını umuyoruz.

Bu çalışma İstanbul’un her bölgesinden, toplam 50 hayvan koruma gönüllüsü ve 3 hayvan bakımevi veterineri ile yaptığımız birebir görüşmeler sonunda elde ettiğimiz bilgileri içeriyor. Bu çalışmanın İstanbul’da sokakta yaşayan hayvanların ve hayvan koruma gönüllülerinin yaşadığı sorunlara ve bakımevlerindeki problemlere dikkat çekmesini, çözüm önerilerinin özellikle yerel yönetimlere yol gösterici olmasını umuyoruz.

Gönüllüler ile görüşmenin kısa özeti ise şöyle;

Gönüllülere besleme yaptıkları bölgedeki hayvan sayısını sorduğumuzda en az 10 kedi, 1 köpek en fazla 3000’e yakın köpek cevabını aldık. Arada bu kadar büyük bir rakam farkı olmasının sebebi bir gönüllünün sadece sokağında yaşayan hayvanlar ile ilgilenmesi, diğer gönüllünün ise ormanlarda besleme yapması. Orman beslemesi yapan gönüllüler avcılar tarafından vurulan hayvanlar bulduklarını, her gittiklerinde farklı köpeklerin özellikle yasaklı ırkların ormana atıldığını, bölge halkının hayvanların durumları ile ilgilenmediklerini belirtiyor. Orman beslemesi yapan gönüllüler başka gönüllüler ile koordineli bir şekilde ormanlardaki binlerce hayvanı yaşatmaya çalışıyor.

Gönüllülerin 35’i belediyelerden destek aldıklarını, 13’ü eski deneyimleri sebebi ile belediyelere güvenmediklerini bu yüzden belediyeden destek almadıklarını, 2 kişi ise belediyeden hiç destek almadığını belirtti. Destek alan 35 gönüllünün hepsi kısırlaştırma konusunda destek aldıklarını, %14.3’ü mama, %5.7’si mama ve su kabı ile kulübe, %25.8 tedavi, %17.2’si ise aşı için destek aldığını belirtti.

Gönüllülere “Bakımevlerinde gördükleri en büyük problemler nedir?”  diye sorduk. 

Bu soruya 45 kişi yanıt verdi. 5 kişi psikolojik olarak çok yıpratıcı olduğu için bakımevi ziyareti yapmadığını söyledi. Gönüllülerin %53,3’ü ekipman eksikliği,  %51’i  hayvan sayısının çok fazla olması, %40’ı veteriner hekim eksikliği, %24,4’ü hekimlerin gönüllülere karşı olan kötü tutumu, %35.2’si hijyen eksikliğine bağlı viral hastalıkların yayılması cevaplarını verdi.  Diğer cevaplar ise; “büyük-küçük, hasta-sağlıklı hayvanların aynı bölmede tutulması, gönüllü ile çalışmamaları, düzgün kayıt tutulmaması, sevgisiz ve ilgisiz çalışanlar” oldu.

Gönüllülere “Sokakta yaşayan hayvanlarda en sık gördüğünüz sağlık problemleri nedir?” diye sorduk. Gönüllülerin %61,72’si üst solunum yolu enfeksiyonu, %25.5’i fib, %14,9’u uyuz, %19’u köpeklerde viral (gençlik ve parvovirüs), %31.9’u kazalara bağlı yaralanmalar dedi. Verilen diğer cevaplar ise şöyle; parazit, kedi gribi, ağız ve diş yarası, popülasyonun fazla olduğu yerlerde kavgalara bağlı yaralanmalar.

Gönüllülere “Besleme yaparken karşılaştığınız en büyük problemler neler?” diye sorduk.

Gönüllülerin %76.1’i hayvan beslenmesini istemeyen insanlar, %58.7’si mama alamama, %41,3’i mama ve  su kaplarının atılması, %15,2 kulübelerin kırılması, %8,7’si yanlış beslemeler yüzünden yaşanan temizlik ve sağlık sorunları dedi. Verilen diğer cevaplar ise şöyle; Popülasyon fazlalığı, çocukların yavru hayvanları bilinmeze götürmesi, gönüllü sayısının az olması, çevreden gelen tehditler.

Gönüllülerin besleme yapılırken çevredeki insanlardan en fazla aldıkları tepkiler ise şöyle;

-Buraya mama koyma,

-Hayvanları buraya alıştırma,

-Pisletiyorlar burada besleme,

-Zehirlerim hepsini,

-Bunları besleyeceğine çocuklara yardım et,

-Besleyecek insan kalmadı da bunları mı besliyorsun,

-Hastalık bulaştıracaklar,

-Sokakta hayvan istemiyoruz, çok istiyorsan al evinde bak,

-Hayvanlarla kafayı bozmuşsun.

Gönüllülere “Sokakta yaşayan hayvanların sorunlarını azaltmak, hayvan insan çatışmasını azaltmak için neler yapılmalı?” diye sorduk. En fazla verilen iki cevap “kısırlaştırma ile hayvan sayısının kontrol edilmesi” ve “özellikle çocuklara yönelik hayvan hakları ile ilgili  eğitimler yapılması” oldu, verilen tüm cevaplar ise şöyle;

-Kurumlar gönüllüler ile koordineli çalışmalı,

-Daha fazla ödenek ayrılmalı,

-Atık yemeklerden mama üretilmeli,

-Okul müfredatlarına hayvan hakkı ile ilgili ders eklenmeli,

-Kamu spotları hazırlanmalı,

-Halkı bilgilendirici içeriklerin şehirdeki bilboardlara asılması,

-Gönüllüler ile birlikte belirlenen noktalara besleme odakları yapılmalı,

-Kamu kurumları sorumluluklarını yerine getirmeli,

-Hayvana yönelik şiddet fiillerine caydırıcı cezalar verilmeli,

-Öncelikle hayvan düşmanı devlet politikaları değişmeli.

Gönüllülere “Yerel yönetimlerden neler talep ediyorsunuz?” diye sorduk. Gönüllülerin en fazla verdiği 3 cevap, “cerrahi prensiplere uyarak kısırlaştırma yapılması, gönüllü ile koordineli çalışması, belediye logosu taşıyan mama ve kulübelerin gönüllüler ile uygun yerlere yerleştirilmesi” oldu. Verilen diğer cevaplar ise şöyle;

-Çocuklara yönelik eğitimler düzenlenmesi,

-Tüm tedavilerin yapılabileceği, eksik ekipmanın olmadığı, yeterli veterinerlerin istihdam edildiği tedavi merkezleri oluşturması var olanların eksikliklerini giderilmesi,

-Mama desteği sağlamaları, bunun için daha önce örneklerini de gördüğümüz atık yemeklerden mama üretecek tesislerin kurulması,

-Reklam panolarından bilgilendirici ve yasal uyarıların olduğu içeriklerin paylaşılması,

-Bakımevlerinde düzenli olarak çocuklar için etkinlikler yapılması,

-Kazaların çok yaşandığı yerlere kasislerin yapılması,

-Hayvan bakan esnaf ve gönüllülerin desteklenmesi,

-Belediyede çalışan veterinerler ve diğer görevlilerin gönüllü olarak barınakta çalışmak isteyen, hayvan seven kişilerden seçilmesi,

-Hayvanlara nasıl yaklaşılacağı ile ilgili çocuklara yönelik bilgilendirici içeriklerin (kartlar, oyunlar…)  hazırlanması,

-Cami imamlarına, öğretmenlere, muhtarlara eğitimler verilmesi,

-Kent Konseylerinin etkin çalışması,

-Yerel yönetimlerin tüm çalışanlarına eğitimler vermesi,

-Belediyenin ruhsat verdiği mekanlarda çalışan kişilere eğitim verilmesi.

Bakımevinde çalışan 3 veteriner ile yaptığımız görüşmelerden çıkan sonuçlar ise şöyle; Veterinerlere yaşadıkları sorunları sorduk. Bakımevinin içinde yeterli alan ve çalışan olmadığını, ödeneklerin yetersiz olduğunu, bazı bakımevlerinde gelen ziyaretçiler ile veterinerlerin ilgilenmek zorunda kaldığını bu yüzden tedaviler ile ilgilenemediklerini, yetişemedikleri yerlerde ise hayvanseverler ile sorunlar yaşadıklarını, bazı hayvanseverlerin çok tepkisel yaklaşabildiğini belirttiler.

Veterinerlere çözüm olarak ne önerdiklerini sorduk. Veterinerler öncelikle üretimin bitmesi gerektiğini belirtti. Bu soruna duygusal yaklaşmamak gerektiğini, problemin hepimize ait olduğunun farkında olup sakin kalmanın önemli olduğunu vurguladılar. Veterinerler gönüllü ile koordineli çalışarak sorunların çözülebileceğini söyledi, bunun için her mahallede koruma bölgeleri oluşturulmasını, hekimlerin ameliyat dışında ilaçla tedavi edilebilecek hastalıkları bu bölgelerde tedavi etmesini, bu bölgelerdeki hayvanların bakımlarının ve tedavilerinin gönüllüler ile birlikte yapılmasını önerdi.  Her bakımevinde bir halkla ilişkiler görevlisi istihdam edilmeli; ziyaretçilere bilgi vermek, yuvalandırma için kişiler ile görüşmek gibi konularla hekimler yerine bu kişiler ilgilenmeli diyen veterinerler bakımevlerinde çalışan kişiler dikkatle seçilmeli, bakımevleri sürgün yeri olarak görülmemeli, burada istihdam edilecek kişiler öncelikle gönüllü olanlardan seçilmeli diye belirtti.

SONUÇ

Borçları yüzünden kredi çeken, arabasını satmak zorunda kalan; baktığı çok sayıda engelli hayvanı bırakacak kimse bulamadığı için ameliyat olamayan; komşuları tarafından tehdit ve darp edilen; mahallenin delisi olarak dalga geçilen; insanlarla sorun yaşamamak için sabah işe gitmeden önce çok erken kalkıp besleme yapan; binbir zorlukla aldığı mamalar insanlar tarafından atılmasın diye mama bitene kadar mama koyduğu yerden ayrılamayan; baktığı hayvanlar işkence ile öldürülen, tecavüze uğrayan gönüllüler ile görüştük. Bazı görüşmelere gönüllüler deneyim paylaşımı yaparken tetiklendiği için ara vermek zorunda kaldık. Bu gönüllülerin, derneklerin, oluşumların ne maddi ne de manevi olarak altında kalkabileceği bir konu değil. Bu mesele tüm tarafların bir arada çalışabilmesi ile çözülebilir.

Yaptığımız tüm bu görüşmeler açık bir şekilde gönüllüler ile yerel yönetimlerin birlikte çalışmak zorunda olduğunu gösteriyor. Ülkenin cumhurbaşkanının hayvan bakan kişileri “beyaz türk”, “paralı kimseler” diyerek marjinalleştirmeye çalıştığı, mecliste bizleri temsil etmesi gereken milletvekillerinin yasaya aykırı bir şekilde hayvanların toplatılmasını talep ettiği,  “sanatçıların” köpekleri zehirlemeyi önerdiği bir dönemde bu çok zormuş gibi görünebilir ancak hayvanların sorunlarını, hayvan insan çatışmasını, hayvan koruma gönüllülerinin yükünü azaltmak için buna mecburuz. “Sokakta hayvan istemiyorum”, “Sokakta insan istemiyorum” gibi söylemler çatışmayı artırdığı gibi sorunu da derinleştiriyor. 

Bizler tüm hayvanların haklarını savunan kişiler olarak yaşam arasında bir ayrım yapmıyoruz bu yüzden hayvan ve insan yaşamını karşılaştırmıyor, yaşamın her şekilde korunması gerektiğini savunuyoruz. Sokakta yaşayan hayvanlar ile yüzyıllardır süren ortak yaşam kültürüne sahip çıkacağız ve bu kültürün hayvan katliamları ile kirletilmesine izin vermeyeceğiz.


Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/u7878120/hayvanhaklariizleme.org/wp-includes/functions.php on line 5219

Notice: ob_end_flush(): failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/u7878120/hayvanhaklariizleme.org/wp-includes/functions.php on line 5219